Tat ve gelecek adına 2009, şarapçı deyimi ile 'a good year' yani iyi bir yıl olacak. Güneyde bu yıl havalar tam da şarapçıların istediği gibi gitti, gidiyor; yani gündüzler sıcak, geceler yeterince serin.
Ağustos ayı başlarında izleme olanağı bulabildiğim Fransız ve İtalyan yayınlarında, o yılın şaraplarının rekoltesi, kalitesi, lezzeti ve geleceği üzerine yorumlara rastlarım yıllardır. Bu yıl Türk şarapçılığı için, Ankara'dakiler duymazdan gelse de, farklı yılların başlangıcı olmaya aday bir yıl! Öncelikle, daha önce de bir yazıya konu ettiğimiz Jancis Robinson'ın 'ezber bozan' tavrı ve yazıları, Türk şarapçılarına Avrupa'da yeni kapılar açmaya başladı bile. Sevindirici ve iyi haberler geliyor ihracat açısından. Robinson'ı dinleyenler, artık Kalecik Karası şaraplarını fıçıya koymuyorlar. Çavuş üzümümüzden iyi şaraplar yapılabileceğine de hemen herkes inanır oldu. Üreticinin her şeye rağmen gözü açıldı, açılıyor...
Peki, 2009 nasıl bir yıl olacak? Bu sorunun yanıtını iki değerli şarap üreticisi dostumuz Enis Güner (Sevilen) ve Yasin Çakmak (Pamukkale) ile konuştuk. Tat ve gelecek adına 2009'un şarapçı deyimi ile 'a good year' yani iyi bir yıl olacağında ikisi de hemfikirler. İşin üretici açısından can sıkan tarafları da var elbette; yazının sonuna kadar sabredin hele!
Şarabın anavatanı konusunda tartışma çok, ama unutmamak gerekir ki Dionysos'un doğduğu yer de Batı Anadolu. 2007'de Prof. Hayat Erkanal tarafından bulunan ve bilim dünyasında da 'Bilinen en eski şarap işliği' olarak tescillenen Çeşme'deki kazı alanı, şarapçılığın Ege kıyılarından dünyaya yayıldığını ortaya koyuyor...
Ege Bölgesi'nde şarap için üretim yapılan bağ bölgeleri, İzmir'in batısında Çeşme, Urla, Seferihisar ve Menderes; doğusunda Turgutlu ve Akhisar bölgesi ile güneydoğusunda da Denizli Çal'dan Bekilli'ye kadar uzanan Güney platosu... Kuzeyde ise Bozcaada ve Saros kıyıları önemli bölgeler. Son dönemde, Robinson'ın da yüksek puan verdiği şaraplar, Denizli Güney platosu ile Bozcaada'dan çıktı. Özellikle Fransız sepajı Syrah (yani Shiraz) üzümü ve ondan yapılan şaraplar için Güney çok özellikli bir bölge...
Güneyde bu yıl havalar tam da şarapçıların istediği gibi gitti, gidiyor; yani gündüzler sıcak, geceler yeterince serin. Bölgenin Ege iklimine sahip olmasının yanında, hafif derecede karasal iklim özellikleri de göstermesi, şaraplık üzüm üreticisi için ideal ortamı oluşturuyor. Fransızlar, 'Gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı, şarabın zarafeti için en önemli parametredir' diyorlar. Güneyde konsantre ve zarif, yani üst düzey şaraplar üretilmesi tesadüf değil... Öte yandan şu günlerde 'ikoncanlarıyla' ünlü Çeşme plajlarında esen poyraz da, şarap üreticilerini memnun ediyor. Çeşme Yarımadası'nın üç tarafının da Ege Denizi'ne açık olması, bu bölgede şarap için ideal ortamı yaratıyor. Ancak son yıllarda yaşanan küresel ısınmadan en çabuk etkilenen bölge de Çeşme oldu. Üzümler son yıllarda daha erken hasat ediliyor. Böyle olunca da şarapta zarafet, zor bulunan bir özellik oluyor.
Çeşme ve Urla'da son yıllarda adeta 'patlama' yaşanan Cabernet Sauvignon üzümünde, geçen yıllarda yaşanan sıkıntıların bu yıl yaşanmayacağı umuluyor. Geçen yıl, geç hasat edilen ve geç olgunlaşan bir üzüm türü olan 'Cabernet'de artan hava sıcaklıkları sonucu şekerlenme daha çabuk gerçekleşmiş ama şarabı şarap yapan kabuktaki lezzet ve aromalar tam olarak gelişememişti. Aynı sıkıntı bölgedeki Merlot için de geçerli oldu. Çünkü 2008 yılı, Ege Bölgesi için çok kurak geçti. Yıllık ortalama yağış 300-350 mm civarında seyretti ve sulama yapılamayan bağlarda çok ciddi ürün kaybı yaşandı. Çeşme, Urla, Menderes ve Turgutlu'da, kayıp oranı yüzde 30 civarlarında gerçekleşti.
2009 yılı, Batı Anadolu'da tarımı da rahatlatan bir yıl oldu ve bu sene 750 mm yağış ortalaması ile kuyular suyla doldu. Bu yıl genel olarak daha serin de geçtiği için, hasat bir hafta-10 gün gecikecek. Bu durum da şarapta 'iyi bir yıl' olma iddiasını destekliyor...
Enis Güner, bu yıl kalite açısından çok umutlu. Şayet 2007 ürünündeki gibi 900 ve Centum şaraplar yapacaklarsa, bizim de umutlanmaya hakkımız var diye düşünüyorum!
PEKİ AMA 'İYİ YILLAR'I SÜRDÜREBİLECEK MİYİZ?
İşin bir de bağcı tarafı var... Şarap sektöründe yıllardır önemli hizmetler veren Pamukkale Şarapları'nın Yönetim Kurulu Başkanı Yasin Tokat, Denizli'nin Güney ilçesini Napa ya da Toscana'ya dönüştürmeye çalışan bir isim. 15 yıl önce üzüm çubuğu dağıtarak başlattığı bağcılıkta 'devrim' yapmış biri. Bu yıl Fransa ve İtalya'ya Pamukkale markası ile ihraç ettiği şaraplar bağcılık, üzüm kalitesi, fıçılama teknikleri ve sunumda, bu ülkelerin şarapları ile yarışmaya başlamış bile! Ancak, giderek ağırlaşan vergi yükü ile artık baş edemez duruma gelmişler. Bir de bazı büyük şarap üreticilerinin üzüm fiyatını düşürme politikaları, üreticinin keyfini iyice kaçırmış durumda. Fındıktaki 'alivreciler' gibi, şaraplık üzümde de enteresan aracılar baş göstermiş. 2009 yılı, şarapçılığın atak yılı olacak iken çift taraflı kösteklemeden kaygılı. Pamukkale'nin 'rezerv' ürününü tadıp da, burun kıvıran bir yabancı görmedim, ama Yasin Bey'le konuşunca 'iyi yıl'ların sürdürülebilirliğine dair kaygılarım arttı...
Ege'nin Kuzeyindeki durumu da izliyoruz. Orada da işler tat, aroma, gövde ve karakter olarak iyi gidiyor; ama sorun ÖTV gibi, üretim gibi konulara gelince işin de, şarabın da tadı kaçıyor. Şarap tatlıysa dilin ucunda hissedilir, asidi yüksekse dilin yanlarında, buruksa dilin arkasında... Şarapçılar son yıllarda hep dillerinin arkasında hissediyor üretimlerinin tadını...
Şarabın tadını çıkarma günleri bu günler... 2009 ürünlerini merakla bekliyorum; bir miktar şarabı dilim ile damağımın arasına sıkıştırıp dengesini arayacağım günlerin notlarını paylaşmak dileğiyle...
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.