Oldum olalı Türklerin Kıbrıs'ta haklı olduklarını kabul eder ve savunurum.1974 sonrasında bu konu ile ilgili uluslararası ve Arap medyasında yüzlerce haber ve makale yazıp bir o kadar televizyon ve radyo programı yaptım. Bana göre Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Çekoslovakya gibi federal yapılar parçalanırken Batı'nın Kıbrıs'ta ille de ortak bir devlet kurma çabasının hiçbir anlamı yok. Üstelik Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında hellim peyniri ile ekmek kadayıfını sevmenin dışında hiçbir ortak yanları yok.
Durum böyle olmasına rağmen ABD, AB ve BM ille de Türklerin Kıbrıs'ta Rumların egemen olduğu bir devlet içinde yaşamalarını istiyor ve bunun dışında çözüm kabul etmiyor. Bununla da yetinmeyen Batı, Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal temsilcisi olarak AB'ye alıyor ve KKTC'ye uygulanan ambargoyu kaldırmıyor.
Durum bu kadar net olmasına rağmen Türkiye'nin ve KKTC'nin daha yüksek sesle kendini savunamamasını anlamak pek kolay değil.
Sayın Denktaş'ın önceki Rum başkanlarla yaptığı görüşmeleri bir yana bıraksak bile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat 3 Eylül'den bu yana Hıristofyas ile 40 kez bir araya gelerek onunla hemen hemen hiçbir konuda anlaşamadı. Üzerinde anlaşma sağlanamayan en önemli konu ise mülkiyet konusudur. Yani Rumlar kuzeydeki mülklerin kendilerine iade edilmesini istiyor. Oysa 35 yıl sonra bu mülkler üzerinde milyarlarca dolarlık yatırım yapılmış ve insanlar buraları benimsemiştir. Çünkü Kıbrıslı Türklerin de güneyde mülkleri vardı ve bu mülkler artık Rumların tasarrufunda.
Özetle mülk konusu çok karmaşık ve çözümü engelleyen en önemeli konudur.
2004 Annan Planı'nda konusu edilen ve Rumların belirli oranlarda kuzeye gelip yerleşmeleri ise bence akıl işi değildir.
İşte bu nedenle bugün var olan durum en ideal durumdur.
Yani Türkler Kuzey'de Rumlar da güneyde oldukları gibi kalır ve her iki kesimde yaşayan insanlar karşılıklı sınırların açılması ile özgürce seyahat eder ve isterlerse birbirleriye dostça ilişkiler geliştirirler. Uluslararası hukukun gereğini yapmak için de Türk tarafı kontrol ettiği bazı bölgeleri (Şu meşhur Maraş) Rumlara terk ederek çözüm ve Rumlarla birlikte yaşama konusundaki iyi niyet ve samimiyetini kanıtlayabilir.
Son bir yılda Kıbrıs'a çok gidip geldim. Hıristofyas ile görüşmeleri konusunda Cumhurbaşkanı Talat ile çok kez konuştum. İyimser olmak istemesine rağmen hep kötümser idi. Çünkü ona göre Rumlar asla taviz vermek istemiyor ve AB çeşitli tavır ve tutumlarıyla hep onları cesaretlendiriyor. Bu durumda görev daha çok BM'ye düşüyor.
İşte bu nedenle önümüzdeki haftalar çok önemli olacak.
Hıristofyas ile görüşmelerine eylüle kadar ara veren Talat yeni turlarda BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'ın aktif katılım ve ilgisini bekliyor. Ama bana göre boşuna. Çünkü Kıbrıs en az şimdilik BM ve dolaysıyla ABD'nin umrunda değil. Bunu bilen Rumlar kendi konumlarından geri adım atmak istemeyecek ve KKTC ile Türkiye'yi AB'de sıkıştırmayı sürdürecek. Nasıl olsa AB Türkiye'ye Kıbrıs konusunda aralık sonuna kadar süre tanımış ve Ankara o tarihe kadar ciddi bir değerlendirme sürecine girmiş.
Bir de bakarsınız Kürt sorununda önemli radikal adımlar atan AK Parti hükümeti, Kıbrıs'ta da herkesi şaşırtacak yeni politikalar üretip AB'yi köşeye sıkıştırabilir.
Allah'tan Talat; Hıristofyas ile 40 kez görüşmüş.
41 olsaydı hep birlikte ''41 kez maşallah'' diyerek 'oldu da bitti inşallah' diye sevinç çığlıkları atacaktık!
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.