Güçlü bir tek parti iktidarına karşı, muhalefet nicedir CHP ve MHP'ye dayanan 'ikili bir yapı' üzerine oturuyor.
İki uçtaki partinin damarlarına oksijen pompalayan 'tahterevalli siyaseti' AKP ve CHP arasında yürütülüyor. İktidarın şansı, toplumsal yapının ağırlıklı olarak sağ siyasetin etki sahasında olması.
Tablo, CHP'nin her ne yaparsa yapsın yükselmesinin 'yüzde 30'la sınırlı' olması sonucunu doğuruyor.
Buna karşın AKP ise yüzde 70'lere varan sağ sahada top koşturuyor. Onun için hep muhafazakar, zaman zaman milliyetçi, bazen demokrat, ekonomik açıdan liberal, AB yanlısı ve ABD ile stratejik ortak kimlikleriyle geniş bir alanda siyaset üretiyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın usta bir politikacı olarak pragmatik kimliği ile yukarıdaki çoğul ideolojiler birleşince dört defadır sandıktan iyi sonuç aldılar.
Şimdi bu manzara, ilk kez değişmek üzere...
Siyasal haritayı ve onun üzerindeki rekabeti Kürt açılımı şekillendirecek.
Tahterevalli siyasetinin bir ucuna, artık MHP oturdu.
AKP ise karşısında 'yüzde otuzla sınırlı bir CHP' yerine tıpkı kendisi gibi geniş sağ coğrafyanın tapusuna göz dikmiş MHP'yi bulmakta.
Dünkü yazımda, 'MHP daha farklı davranamaz, bunu beklemeyin. MHP, Kürt politikasıyla ilgili en sert muhalefeti yapacaktır. Uzlaşabileceği noktaları, 22 Temmuz sonrası göstermişti' tezini işledim. MHP, nihayet parti ideolojisinin dayandığı noktada siyaset yapma şansı yakaladı. İktidarı sıkıştıracaktır. O bir milliyetçi parti. Güneydoğu açılımından rahatsız olan kitlelerin sözcülüğünü yapacak. Sokakta değil, meşru zeminlerde o isyan sesinin duyulmasını sağlayacak. Bence hükümeti de etkileyecek, açılımın sınırını da belirleyecektir, hem de müzakere etmeden.
Baykal, Başbakan'la güneydoğu'yu konuşmalı
Ana muhalefet partisi olarak CHP'nin hükümete kapıları kapatması doğru değil. Burada MHP'den ayrışmalıdır. MHP, 'reddetme hakkını' Kürt politikasında kullanabilir. CHP ise bu marjı sadece laiklikle ilgili yaygın endişelerde gündeme getirebilmeli. Güneydoğu meselesinden bahsediyorsak orada CHP'nin olması lazım. En azından başlangıçta, konuşması, dinlemesi, itirazlarını, bu süreçlerin sonunda dile getirmesi beklenir.
Hatta bana kalırsa, CHP Güneydoğu ile ilgili olarak hükümetin bile önüne geçmelidir. Güneydoğu'dan bir sosyal demokrat parti olarak CHP'nin yüksek oranlarda oy alabilmesi de şarttır.
CHP, oluşturduğu algı ile 'Kürt açılımına karşı' bir parti görüntüsü veriyor.
Ne denilirse 'itiraz eder' bir pozisyonda. Gerçek böyle olmayabilir, görüntü bu.
Sürece katılmalı, siyasi karşıtlığını böylece üretmeli.
Görüşmeyi reddetmesi ona zarar verir.
Siyaset geleneği karşılıklı konuşmaya, müzakereye dayanır. Dikkat ediyorum, hükümete yakın, muhafazakar medyada Baykal'a yönelik duygusal hitaplar artıyor. Ahmet Türk ve Sami Selçuk üzerinden Baykal'a yönelik atıflar görülüyor. Baykal, kullanabilirse iyi bir damar var. İnsancıl yönlerini, sosyal demokrat kimliğini merkeze alarak bu noktada güçlü bir liderlik sergileyebilir.
İktidarın uzlaşma bilançosu
CHP'nin kaygılarını anlıyorum. Ama, olası tehlikelere karşı devletimizin kendini koruyacak reflekslere ve kurumlara sahip olduğuna inanmamız, güvenmemiz gerek. Siyasi partiler halkın ihtiyacının, toplumsal taleplerin taşıyıcısı olmak durumundadır. Onlar birer köprü olarak işlev görür.
Geldiğimiz noktada hükümetin hatası, uzlaşmayla ilgili geçmişteki bilançosunda yatıyor. Başka pek çok konuda uzlaşma aramayan, bunu önemsemeyen hükümetin bugün zorlu Kürt açılımındaki çabası inandırıcı gelmiyor. Her ne olursa olsun Baykal bu kez hükümetle
görüşmeli. İtirazlarını birinci elden Başbakan'a aktarmalıdır. Tarihi sorumluluğu bunu gerektirir.