Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

İnançlı bir hayatı estetize yaşamak

Bir süredir dindar insanların büyük bölümünün üzerinde fazla durmaya gerek duyduğunu sanmadığım bir konu hakkında okuyup öğrenmeye çalışıyorum.
'Bir insanın dindar olma süreci nasıl başlar ve gelişir?'. 'İşte ben öyleyim' veya 'Ailem öğretti' denilerek bir kenara itilebilecek basit bir konu değil bu.
Çağımızda inancın önemi daha da artacağından, anlaşılması her zamankinden daha fazla önemli bir konu. Aslında 'İnanç antropolojisi' denilen oldukça yeni araştırma dalının esas konusunu bu oluşturuyor. Psikanaliz ile bu bilim dalının kesiştiği birçok nokta var.
Psikanaliz dediğim için inancın bir ruhsal dengesizlik olduğunu ima ettiğim sanılmasın. Sadece inancın oluşması derin bir zihinsel transformasyon içerdiğinden inancın antropolojisinin psikanaliz ile kesiştiği birçok nokta olabiliyor. Yani inanç   antropologları, psikanalistin kullandığı kavramlardan ciddi biçimde  yararlanarak araştırmalarını oluşturuyorlar. Bu zor konunun araştırılmasında en büyük şansımız kendileri de psikanalist olan laik din adamları ve papazların çalışmalarının var olmasıdır. (Açıkçası İslam alimlerinin çalışmaları varsa benim haberim yok tabii ki... Okuma tavsiyelerine her zaman açığım).
Bunların yaptığı çalışmalar, Katolikleri Freud'un görüşleriyle buluşturma yolunun açılmasına büyük katkıda bulundu.
Bu zor konuya ilgi duyanlar için elimizde çok faydalı bir kitap da var. Michel de Certeau'nun 'Tarih ve Psikanaliz'i, inanç antrapolojisinin temel kavramlarının anlatıldığı çok iyi bir çalışma. Her dindar insan ve dindar olmasa da inancın öneminin bilincinde olan her insan bunu mutlaka okumak zorunda.
Ben bu konuları her zaman okuyorum ama herkese özellikle Ramazan ayında bu konulara girilmesini tavsiye ediyorum. Çünkü Ramazan insanlar için kendi varlıklarını sorgulama vesilesi olmalıdır bana göre.
'İbadetin bir gizemi vardır.' Bu gizemin verdiği coşku, nedenleriyle birlikte iyi anlaşılmalıdır. İbadetin gizeminin verdiği coşku kavramı, inançlı olmanın insan hayatındaki öneminin farkında olan benim gibi insanlar açısından üzerinde mutlaka çalışılması gereken bir kavramdır.

NASIL YAŞAMALIYIZ
Yaşadığımız hayatlar aslında yaşamayı arzuladığımız yaşamların sadece bir bölümünden ibarettir. Bu hemen her insan için böyledir ama inançlı insanlar açısından daha da geçerli olan bir durumdur.
Dogmalara teslim olmadan inancını istediği gibi modern dünyada yaşamayı arzulayan yani modernizm ile geleneği uzlaştırmak için uğraşan insanlar, inancını modern dünyada en güzel biçimde nasıl yaşabileceği konusu üzerinde mutlaka durmalıdır.
Modern dünyanın gereklerine aldırmadan inancını yaşamayı tercih edenlere yanlış yapıyorlarmış gibi davranmamak gerekiyor. Sadece İslam dininin içinde var olan demokratik yaklaşıma güvenerek herkes kendi doğru bildiği şekilde inancını yaşayabilmelidir. 
İnançlı bir insanın modern dünyada mutlu olabilmesi, sadece modern dünyadan kopuşla olmamalıdır. Aksine inançlılar modern dünyadan kopmak yerine modernizmi kucaklayıp benimsemek zorundadırlar bana göre.
Bunu genel doğru olarak koymuyorum. Benim inanca bakışım böyle. Bunu söylüyorum. İbadetin gizeminin vermesi gereken coşkuyu modern dünyada tam anlamıyla yaşayabilmek için, inancımız bağlamında önemi olan her konuyu estetikleştirmeye uğraşmamız gerekiyor.
Ne yazık ki bugün Türkiye'de dindar arkadaşların estetik kaygılarının çok olduğu pek söylenemez. Estetikten kopuş dinimizin gereği olmadığına göre bu, kendisine dindar diyen insanların bir hatasından ibarettir ve düzeltilmesi gerekir.
 

TYLER BRóLE VE ALAİN DE BOTTON
Yaşamı her alanda estetize etmek zorundayız. Bunu yapmazsak inançlı da olsak olmasak da hayat bize zehir olabilir. Tyler Brule ve Alain de Botton gibi düşünürler hayatı detaylarında nasıl estetize edebileceğimiz üzerine çok düşünüyorlar. Türkiye'de de laik ve inançlı olan insanların onların yaklaşımlarından alacakları çok ders bulunuyor. Hayatın her detayının bir geçmişi, bir tarihi, bir oluşum süreci vardır. Bunları anlayıp kavrayıp, detayları mutluluk verecek şekilde değiştirmeye çalışmak bizi mutlu kılabilir.
Türkiye'de yeni zengin olan dindar kesimin büyük bölümü detaylara hiç dikkat etmiyor. Bu davranışlarıyla yaşamı katiyen estetize etmedikleri gibi hayatımızı estetizelikten daha da uzaklaştırıyorlar. Bu son dönemlerin acı bir gerçeğidir.
Modern laik ve inançlı insanlar estetik kaygıların ağır bastığı en doyurucu hayat tarzının nasıl kurulabileceği üzerine düşünmek zorundadır.
Davranış normlarımız ve kılık kıyafetimiz hayatımızın estetiğini etkileyen tabii ki önemli boyutlardır ama Alain de Botton'un kitabında dediği gibi 'Mutluluk mimarisi' diye bir kavram da olmalıdır. İbadetin gizeminin coşkusunun en yoğun yaşanacağı mekanlar camilerdir tabii ki. Osmanlı gibi estetiğin ve güzel mimarinin önemini bilen bir geçmişten gelmemize rağmen Cumhuriyet sürecinde ya acelecilikten ya da baştan savmacılıktan cami estetiğine çok dikkat edebildiğimiz pek söylenemez.
 

İSLAM'A ÖZGÜ MUTLULUK MİMARİSİ
Coğrafi yaygınlığı ve kültürel farklılıklar nedeniyle İslam'a özgü modern bir 'Mutluluk mimarisi' standartını yakalamak pek mümkün olmuyor. Modernizmi yakalama iddiasında olan Dubai'de birden post-modern zevksizliğe geçildiğinden onların bu işi başarabilecekleri şüpheli.
Osmanlı deneyimini en iyi bilen Türkler bu 'Mutluluk mimarisi'nin yeni standartlarını oluşturmaya en yakın insanlardır. Avrupa'daki Müslümanlar birçok ülkede 'Mutluluk mimarisi' içeren en estetik camiyi yaptırma arayışını sürdürüyor. Avrupa'daki Türk Cami Birliği, Cologne yöresindeki Ehrenfeld'de inşa edilecek 4 bin kişilik cami projesini mimar Paul Bröm'e vererek çok doğru bir adım attı. Bröm'un babası ve dedesi Avrupa'da çok beğenilen, estetik değeri çok yüksek kiliselerin mimarlarıydı. Yani onun aile geleneğinde inancın en estetik biçimde nasıl ifade edilebileceği üzerine kafa yormuşluğu ve bilgi birikimi var.
Bize verilen hayatları veri kabul etmemiz, bunların üzerinde çalışmamız ve kendimizi daha iyi hale getirmemiz gerekiyor. İnançlılar böyle düşünmelidir. Dolayısıyla inancı ve modern bir yaşamı en ufak detayına kadar estetize etmek üstüne, Tyler Brule ve Alain de Botton gibi öncülerden de modern dersler alarak mutlaka çalışmak zorundayız.

Olur mu böyle şey
'HAKKIMI helal etmiyorum' diye yazdığı için evi elinden alınıp satılan Abdurrahman Dilipak'a yapılan muameleye karşı çıkmak ve o işlemin durdurulmasını talep etmek fikir özgürlüğüne inanan her insanın vicdan borcu olmalıdır.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3