Sosyal hayatta karşılaştığım ve fiziken aklıma tuhaf düşünceler sokan ikonlarım var dır benim. Hiç tanımadığım halde fikir sahibiyimdir onlar hakkında. Geçmişlerini, ruh hallerini, alışkanlıklarını merak ederim. Uzaktan izlerim, incelerim hareketlerini.
'Benim ikonlarım' sıralamasında Tahincioğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Özcan Tahincioğlu ve eşi Aylin Tahincioğlu ilk 10'a girer. Sebebi ise burunlarıdır. Aslında onları incelemeye başlamamın ilk sebebidir burunları. Bu çifti ilk gördüğümde 'Bir karı-kocanın estetikle sonradan şekillendirildiği her halinden belli olan burunları nasıl bire bir aynı olabilir' diye düşünmüştüm. Sonra göz ve kaş yapılarınında neredeyse aynı olduğunu fark edince ilgim daha da artmıştı.
İlk ve en kolay tahmin, bu çiftin aynı estetisyenin elinden geçtiği yönünde olacaktır elbet. Neredeyse kardeş kadar aynılaştırılmış yüz hatları, baktıkça benzer hale gelir gözümde. Yıllardır bu çift hakkında sorup soruştururum. Kiraladıkları yalı, satın aldıkları yat, verdikleri davetler dışında 'özel'leri haklarında az konuşulan sosyetiklerdendir kendileri. Oysa incelemeye değerdirler.
Bilmem haberiniz var mı ama Özcan Tahincioğlu'nun babası Yakup Tahincioğlu, Kent Şekerleme'nin sahibiydi. Birkaç yıl önce Cadbury Schweppers'a satılan Kent'in en kıymetli ürünü Tipitip'ti şüphesiz.
Çoğumuzun çocukluğunu hatırlatan koku, tat ve o büyük burunlu küçük adam karikatürü...
Şimdilerde Tipitip'in yaratılışı şöyle anlatılıyor; üretimine başlanacak, hedef kitlenin çocuklar olarak belirlendiği bir sakız markası için ad ve sakızın yüzü olacak sevimli bir karikatür tipi için çalışmalar yapılmaktadır.
Karikatürist Bülent Arabacıoğlu'nun da katıldığı toplantılardan birinde Yakup Tahincioğlu, oğlunun yani Özcan Tahincioğlu'nun model alınmasını ister.
Herkes bu fikri çok beğenir. Çünkü Özcan'ın tipi bir hayli sevimlidir. Sakız markası Tipitip'in piyasaya çıkışı ve Tipitip karakterinin halk arasında yaygınlaşmasıyla beraber Özcan'ın da takma adı Tipitip olmuştur.
Tüm çocukluğunu 'Tipitip' olarak geçiren Özcan Tahincioğlu etraf kadar bu durumu sevimli bulmamış olsa gerek ki ergenliği atlatmasıyla burnunu yaptırması bir olmuş.
Hatırlarsınız Tipitip, karikatürlerde sevimli fakat her işi eline yüzüne bulaştıran, sakar bir aile çocuğu olarak canlandırılır. Gözlükleri, papyonu ve yüzüne hayli büyük gelen bir burnu vardır. O yıllarda aile büyüklerimin Tipitip'in Woody Allen'dan esinlenildiğini tahmin ettiklerini hatırlıyorum. Demek yanılmışlar. İlkokulda sınıf arkadaşları tarafından Tipitip lakabıyla bunaltılan ve bu durumun kompleksiyle yaşayan bir arkadaşım vardı. Şimdi ne alemdedir bilmiyorum ama çocukluğunu sıkıntı içinde geçirdiğini hatırlıyorum.
Neyse...
Şimdi bu anlatılan 'Tipitip'in yaratılma süreci' doğruysa eğer sakızdan çıkan karikatürlere bir süre sonra katılan Tipitoş yanı esas kahramanın karısı da Aylin Tahincioğlu oluyor. Kendisinin çocukluğunu, esas burun yapısını bilmiyorum ama zevkleri ve takıntıları aynı noktada kesişen bir çift oldukları ortada.
Kelebek artık Eda Taşpınar'a saygı duymak zorunda
Ya bizi balık hafızalı sanıyorlar ya da salak yerine koyuyorlar. Bizden kastım gazeteciler değil okurlar...
Bir okur olarak hafızamı hiç zorlama gereği duymadan magazincilerin Eda Taşpınar'a ettiği zulmü hatırlayabiliyorum. 'ikoncan' lakabıyla başlayan alaycılık güneşlendiği şezlong, kıyafetlerinin taklit oluşuyla devam etmişti. Gazetelerin günlük eklerinde yazan yazarlar kendi alaycılıklarıyla yarattıkları ikonları hakkında 'artık onunla ilgili haberler görmekten sıkıldık' tadında yazılar yazmaya başladı. Sanırım hakkında çıkan iyi veya alaydan uzak haber görmedim desem yeridir.
Bu tarz haberleri yapanlardan biri de şüphesiz Hürriyet gazetesinin eki Kelebek'ti.
Dün Kelebek'te gördüğüm haberse beni içeriden biri olmasam, salt gazete okuru olsam hayrete düşürürdü.
Eda Taşpınar, Don Johnson ve Melanie Griffith'in kızı Dakota Johnson'la bir röportaj yapmış. Kelebek de Eda Taşpınar'ı moda dünyasının önemli bir ismi olarak göstermiş, saygı ve seviye sınırlarında vermiş haberi.
Sanki röportajı yapan Yıldırım Mayruk'muş gibi.
Şimdi birkaç ay içinde değişen 'görüş' sebebine gelelim.
Eda Taşpınar bildiğiniz üzere CNNTürk'te moda programı yapıyor. Kanal, Doğan Grubu'na ait. Yani, Kelebek sıkıyorsa, onlar için moda programı yapan Taşpınar'ın modası üzerinden alay çevirsin. Demek sosyete ünlüleri, magazinciler tarafından saygı görmek istiyorsa aynı grubun programcısı olmalı. Ivana Sert de saygı duymak istiyorsa hemen gazeteleri de olan bir grubun TV kanalında program yapmalı!

'Elit' barda garson kavgası
Yaş ve yaşanmışlıklar ilerledikçe sadece benim beklentilerim artıyor veya ben deliriyorum. Ya da her şey sadece bana anormal geliyor. Daha önce Türkbükü Maça Kızı'nda akşam üstü içkisine 1100 TL hesap geldiğini yazmıştım. 'Ama orası Maça Kızı' diyenler mi, istersiniz 'Eee kazıklanmak istemiyorsan şişe açtıracaksın' diye akıl vereni mi?... Sonuçta kazıklanmaya çalışıldığınız ortada ama bunun suçlusu bir şekilde siz oluyorsunuz.
Neyse...
Hesaba normalden kat ve kat yüksek paralar ödüyorsam birinci sınıf muamele, servis, memnuniyet ve hatasız hizmet beklerim. Zaten bunların hiçbirinin Türkbükü'nde 'in' olan mekanlarda mevcut olmadığını yazmıştım...
'Bunların dışında daha kötü ne olabilir ki. Hem kazık ye hem de memnun olma' diye düşünürken hayal gücümün ne kadar yetersiz olduğunu yine Maça Kızı gösterdi.
Yunan adaları dönüşü 'Ben gelmem' dememe rağmen yabancı konukların ısrarı üzerine Maça Kızı'na akşam üstü içkisi saatine gitmek zorunda kaldım.
Yüzüm bara dönük sırtım iskeleye... Orada bulunmaktan hiç memnun değilim, sarhoş olmazsam buraya katlanamam diye düşünürken haykırışlar duydum. Şöyle dönüp baktığımda bir grup garsonun birbirini dövmekte olduğunu anladım ve sandalyemi çevirip hayretle izlemeye başladım. Dakikalar içinde dövüşen garson sayısı arttı. İki garsonun, iki garsonun kafasını ellerindeki şişe ve bardaklarla ortadan ikiye yarması sonucunda kavga kanlı bitti. Şoktaydım. Dünyanın neresinde, hangi yapıdaki insanlar buna katlanır ve o mekana sadece 2 kişiye kendini göstermek adına gitmeye devam eder söyler misiniz?
Mekan sahibinin hiç suçu yok tüm bu muamellere rağmen oraya gidenler her şeye layık. Kavganın bitmesinden sonra gelip bizlerden özür dileyen olmadı. Hatta 'yukarıdan' alınan talimatla tüm çalışanlar 'Yok biz hiçbir şey görmedik'ten başka söz söylemedi.
Bu kavganın sonunda iki garson işten çıkartıldı. Ben size Aksaray'da bir kebapçıdan bahsetmiyorum. Standart odaların geceliği 360 euro olduğu, barında içilen içkiye 1100 TL, restoranında yediğiniz üç kişilik akşam yemeğine 800 TL ödediğiniz bir yerden bahsediyorum!