Dün gazetemizde ve bu sütunda, OECD tarafından 'Beyaz Liste'ye dahil edilmiş Türkiye'nin, aynen ABD'nin İsviçre ve UBS vakasında olduğu gibi, uluslararası bankalar ve diğer mali kurumlardan kendilerinde bulunan gizli hesaplara sahip olanlar hakkında bilgi alabileceği konusu gündeme geldi.
Türkiye de, ABD gibi esas olarak vergi kaçağı, karapara ve beyan edilmemiş gelir peşine düşebilecek.
Ancak her İsviçre hesabı olanın kötü niyetli ve kaçakçı olduğunu düşünmek ve buradan çok miktarda ve kısa vadede ülkemize fon akacağını düşünmek doğru değil.
Türk parası konvertibl bir para, gelir ve servet beyan edildikten ve ilgili vergiler ödendikten sonra servet her yerde durabilir, ülkelerarası vergi anlaşmaları da zaten var!
Ancak ABD ile İsviçre arasındaki dava ve anlaşma sürecini izlemek ve anlamak gerekli.
Önce 2009 Şubat ayında ABD ile UBS hukuk kavgasına girmiş ve UBS, ABD kanunlarına göre suçlu duruma düşmemek için mahkeme dışında anlaşmaya giderek ABD'ye 780 milyon dolar tazminat ödemeye razı olmuştu. Bu arada da 250 kadar kara listede bulunan ABD vatandaşının hesap detayları ve adlarını devretmişti.
Geçtiğimiz hafta çarşamba günü ise ikinci bir anlaşma oldu. UBS, ABD ve İsviçre arasındaki vergi kaçağı konusunda anlaşmaya dayanarak 4450 ABD vatandaşı ile ilgili bilgileri verme süreci konusunda anlaştı. Bu arada sayısı 10 bine çıkabilecek kadar ek ABD vatandaşının kimliği ve hesapları konusunda da bir anlaşma süreci başlamış oldu.
Bu ikinci anlaşma çerçevesinde ise, UBS ileride bir ceza veya tazminat ödemekten kurtuldu.
Bu off-shore ve gizli hesaplar konusunda medyaya dökülen tartışma hem İsviçre gibi dünyanın önemli bir finans merkezi olan ülkeyi hem de dünyanın en prestijli bankalarından biri olan UBS'i oldukça yaralamış ve hesap çekilişleri başlamıştı. UBS zaten global kriz çerçevesinde toksik varlıklar nedeni ile 50 milyar dolar civarında bir zarar yazmıştı. Bu ortamda İsviçre hükümeti 6 milyar İsviçre Frankı ile hisse (aslında hisseye dönebilir tahvil) satın alarak UBS'e destek vermişti. Geçtiğimiz perşembe günü İsviçre hükümeti durumun düzelmesini ve güven ortamı doğmasını da fırsat bilerek elindeki UBS hisselerini (aslında hisseye çevrilebilir tahvil) geri sattı ve 5.48 milyar frank topladı. Devlet bu operasyonla 1.2 milyar frank kazanmış da oldu, bu da kabaca yüzde 30 civarında bir kazanç demek. Yani İsviçre Hükümeti sonunda kazançlı çıktı.
Ancak durum pek dışarıdan görüldüğü gibi değil.
Kavga, 52 bin civarında ABD'li hesap sahibi hakkında ABD'nin bilgi istemesi ile başlamıştı. Bugünkü anlaşma 4500 kadar kişi hakkında bilginin derhal aktarılması için hükümler içeriyor.
Ancak hem ABD hem de İsviçre anlaşmadan kazanmış durumda.
İsviçre'de hesapların gizliliği ülkenin kanunlarında yazılı. Bu değişmedi. Çünkü hesaplar hakkında bilgiler ülkeler arasındaki vergi anlaşmaları gereği açıklandı.
UBS de mahkeme dışında anlaşma ile ileride ceza ödemekten kurtuldu.
Ancak ABD hem bir yandan kendi ülkesinin vergi kaçakçısını korkuttu hem de ileride 10 bin kişi hakkında bilgi alma ve bu bilgi verilmezse de tekrar mahkemeye gitme hakkını mahfuz tuttu.
Türkiye bu ortamda bazı haklar elde edebilir, ama bu uzun bir süreç, gene de emsal oluşması iyidir. Türkiye'nin son birkaç yılda geriye dönük varlık barışı süreci başlatmış olduğunu da unutmayalım!
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.