Seneler önce siyasal araştırmalar yapan bir arkadaşım, kadın seçmenlerin; 'çocuklarını emanet etmeyecekleri figürlere devleti de emanet etmek istemediklerini' ortaya çıkartmıştı.
Bu şu demekti:
Seçmen, üç saat evladını emanet ederse, döndüğünde onu sigara içerken, içki içerken, porno izlerken bulabileceği ihitimali bulunan birine...
Mesleğinde çok başarılı ve üstün nitelikleri de olsa, devlet yönetimini de emanet etmek istemiyordu.
Onların bu özelliklerini, başka alanlarda takdir etmeyi seçiyordu.
Esasında, AK Parti'nin de Tayyip Erdoğan'ın da başarısının ardındaki dinamiklerden biri ve epeyce önemlisi de bu.
Her Türk vatandaşı profili, evladını Tayyip Erdoğan ve ailesine, gönül rahatlığıyla teslim edebilir.
Şimdi dönelim konumuza...
İnovasyon süreçleri toplumları tedirgin eden süreçler.
Nasıl evladını emanet bırakırken ve devlet yönetimi teslim ederken, bilinçte itibar dinamiği çalışıyorsa...
Yeniliklerin doğru anlatılabilmesinde de itibar müessesesi, o oranda önemli.
Burada tek kriterin ün olmadığı, ün ile itibar arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığı bilinmelidir.
***
Kanlı bir süreci bitirmek, biriken öfkeleri sakinleştirmek, kavgalıları barıştırmak, yaralarımızı sarmak ve bir ulusal şölen kurmak istiyorsak...
Bunun iletişimini, kamuoyunda yüksek ahlak, dürüstlük, şefkat, uzlaşma ve tevazu sembolleriyle kurmak durumundayız.
...
Açılım'ın iletişimi kurgulanırken ihmal edilmemesi gereken bir konu.
Magazin sayfalarında partileme ve skandal haberleriyle hatırlanan figürler değil...
Siyasal pozisyonuna bakılmadan, toplumun derinliklerinde, kolektif vicdanımızda 'emin' bildiğimiz insanlarla yapılmalı bu çalışma.
***
İktidar partisi geleneğinin, bu kimliklerin bilgisine benden çok daha fazla vakıf olduğunu biliyorum.
Sorun, ün ile itibar arasında ayrım gözetmeyen bir tür 'medya aklı'nın tesirinden kurtulmakta...