Ben gitme arzumu ifade etmiştim. Yayın yönetmeni 'yapalım' dedi ama daha önce geçirmiş olduğum hastalık (beyin kanaması) nedeniyle oradaki sıcak havanın bana hiç uymayacağının belirtilmesiyle gitme fikrinden vazgeçmek zorunda kaldım.
İkinci bir beyin kanamasından hayata dönüş olasılığı yok. Eğer olsaydı, bugün başlanacak gezide Özkök'ü izliyor olacaktım.
Aslında bir açıdan gidememe de seviniyorum. Çünkü umreye giden bir insan hakkında mizahi gözlem yapıp sonra da bunu yazmanın ne kadar doğru bir iş olduğunu da bilemiyordum, içim rahatsızdı. Bu açıdan gidememekten dolayı rahatladım da açıkçası.
Gidebilseydim şunlar da benim gündemimde olacaktı:
İbadetin gizeminin verdiği coşku diye bir şey var. Bunu gözlemleyip anlamaya çalışmak bence çok önemli. İnsanı anlamaya çalışmanın önemli bir boyutu bu. Bugün gidemedim ama koşullarım uygun olduğunda ben bu gizemin peşinden mutlaka gideceğim ve dönüşümde bu gizemin peşinde giderken yaşadıklarımı, duygularımı da yazacağım.
Bir başka yapmak istediğim de şu: Kudüs'e de bu açıdan mutlaka gitmek istiyorum. Orada üç din açısından kutsal olan yerleri yan yana normal yaşamın içindeyken gözlemlemek sadece ibadetin gizeminin verdiği coşkuyu anlamak açısından değil inancın gizemini de anlamaya başlama açısından bence çok önemli.
Ben evrenin gizemini formüllerle çözmeye girişen (ve bazen de çözen) birçok ünlü fizikçinin aynı zamanda inançlı olduklarını öğrendiğim günden bu yana kendimi de inançlı olarak tanımlıyorum. Öğrenerek, anlayarak inançlı olma çabası benimki. Bu süreç içindeyken umreye ve Kudüs'e gitmenin de zamanının çoktan geldiğini düşünüyorum.
Benim düşünme gündemimde ayrıca inançlı bir hayatı estetize ederek yaşama gibi bir konu da var. Dindarların bazen bu estetize yaşam kaygılarını ihmal edebildiğini biliyorum. Ama gayet tabii ki inancın bir gereği değil bu, ihmal sadece. O insanların tembelliğiyle ve boşvermeciliği ile veya direkt zevksizlikleriyle alakası var bunun.
Özkök yola çıkmadan önce umreye uygun kıyafeti konusunda birçok yerde laf söylendi. Söylenecek tabii ama denilenler doğruysa, eğer o giyeceği kıyafet konusunda titizlik ve seçicilik gerçekten ortaya koymuşsa bu iyi bir başlangıç noktası olabilir.
Umre ve hac deneyimini daha estetiğe uygun hale getirmenin inançla çelişen yanı ne olabilir ki? Ben de gidiyor olsaydım hayli titizlenirdim kıyafetim açısından ve ayrıca bir gün önce mutlaka pedikürcüye ayak bakımımı da yaptırırdım. Çünkü inançlı olduğunu söyleyen bir insanın dış görünümüyle düzgün ve bakımlı olması gerektiği düşüncesindeyim.
Ben bugün orada olsaydım mutlaka ve mutlaka ineceğim havalimanlarını çok dikkatli incelerdim. Bir ülkede toplam yaşam kalitesini belirleyen en önemli konulardan bir tanesi havalimanlarının kalitesi ve düzgünlüğü oluyor. Suudi Arabistan bu konuda hayli sorunlu gözüküyordu benim okumalarımdan anladığım kadarıyla... Özellikle hac döneminde hava trafiğinde müthiş sıkışıklık oluyormuş ve bu durum hacıların mutluluğunu azaltan bir faktör oluyor. İşte bu yüzden Suudi Arabistan 800 küsur yolcu kapasiteli Airbuslar satın almayı planlıyormuş.
Bir gazeteci olarak bunun önemli bir haber konusu olabileceğini düşünüyorum.
Ayrıca mutlaka yetkililer ile görüşüp Çin tarafından yapılacağı belirtilen Mekke- Medine arası hızlı tren yatırımının durumu hakkında bilgi alırdım. Bu Türkiye'yi de çok ilgilendiriyor. Çünkü İstanbul'dan başlayan tarihi Hicaz hattının yeniden canlandırılması projesi var. Hicaz hattı, İstanbul-Medine arasında (Şam'dan da geçiyor tabii) çalışacak.
Bu proje hakkında yerinden alınacak bilgi çok önemli çünkü tarihi hat yeniden canlandırıldığında Suudi Arabistan hava sahasındaki trafik sıkışıklığına yakalanmamak isteyen hacı adayları İstanbul'a kadar uçakla gelip Medine'ye trenle devam edebilecekler. Böylece ileride İstanbul'un hac zamanı bir yolcu dağılım noktası (hub) olması ihtimali var.
Yine orada olabilseydim, özellikle haccın mekanlarının çevresini bir şehir planlamacı duyarlılığı ile incelerdim. Bu çok önemli. Çünkü hacı adaylarının toplam yaşam kaliteleri o yollarda aksamaların olması durumunda hayli düşüyor. Eskiden tüneller açılmadan ve kontroller artırılmadan önce bu yollarda ölümler bile olabiliyordu.
Mekanı daha estetize etmek ve daha rahatlatmak için daha çok şey yapılabileceğine inanıyorum. Normal olarak bir metrekareye 3-4 insan sığabiliyormuş ama hac döneminde orada bu sayı bir metrekareye 10 insana yükseliyormuş. Yani anlayacağınız insan sıkışıklığına yeni çözümler üretmek sadece yaşam estetiği açısından değil ayrıca hayati bir zorunluluk da...
Hazır oraya gidildiğinde Suudi Arabistan yetkililerinin domuz gribi konusunda ne tür tedbirler aldıklarını da öğrenip yazmak gerekiyor. Bu yıl hacca gitmeyi planlayan insanların bu konuda ciddi korkuları var. Hac dönemi domuz gribi yeniden tırmanışa geçmiş olabileceğinden ve hacca dünyanın her ülkesinden insanlar gelip bir arada sıkışık ortamlarda bulunacaklarından ne gibi tedbirlerin düşünüldüğü hayli ilgiyle okunur diye düşünüyorum.
Bir gazetecinin umreye gidince bu gibi konuları da gözlemleyip yazması durumunda hayli farklı ve önemli bir iş çıkarılacağını düşünüyorum. Bu kez gidemedim ama konu gündemimden düşmüş değil. İleride inşallah.