AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-08-29
1968 yılından beri İran'da olanları yakından takip etmiş bir kişiyim. Bu konuları takip edememiş olan kimseler, İran petrollerinin millileştirilmesine ve millileştirmeyi savunan Dr. Musaddık'a karşı İngiltere ve ABD'nin 1953 yılında müştereken ürettiği darbenin hikayesinin gerçeklerinin yüzde 80 kadarını, Stephen Kinzer tarafından yazılmış 'All the Shah's Man' adlı 2003 baskısı ve dilimize tercümesi de yapılmış kitaptan takip edebilirler. Bu kitabı her kişiye tavsiye ediyorum. Okuyanlar petrol ekonomisinin, tarih boyunca nasıl kötü siyasi sonuçlar ürettiğini görebilir. 'The NewYorker' dergisinde 7 Temmuz 2008 tarihinde Seymour M. Hersh tarafından yazılmış ve 1953 benzeri girişimlerin Bush döneminde de gündemde olduğu konusundaki 'Preparing the Battlefield' başlıklı yazı, tarihin tekerrür ettiği hissini bile verebilir.
Obama'nın yumuşak yaklaşımına rağmen, haziran ayında yapılan İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin seçim öncesinde gerçekleştirdiği heyecanlı gösteriler, seçimde aldığı oylar ve seçim sonrasında seçime hile karıştığı iddiaları ABD ve Avrupa'da İran'da 30 yıldır devam eden rejimin yıkılmaya yüz tuttuğu ve kısa sürede teokratik olmayan bir yönetimin iktidarı ele geçirebileceği hayalini bir kere daha canlandırmıştı. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın karşısına çıkan Mousavi'nin geçmişi, 1981-1989 yılları arasında Ayetullah Humeyni döneminde 8 yıl süren Başbakanlığı ve mevcut rejimin elindeki güç hesaba katıldığında, radikal bir rejim değişikliğinin gerçekleşmesinin neredeyse imkansız olduğunu anlamak aslında o kadar güç değil.
Ayrıca muhalefetin istediği temelli bir rejim değişikliği değil, Büyük Ayetullah Hamaney'in ve Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın diktatörlüğe doğru giden uygulamalarını engellemek.
İslam devriminin başlangıcında Humeyni'nin kurmak istediği İslam Cumhuriyeti, kendine has bir 'demokrasi anlayışını' da birlikte getirmişti. 'İstişare' unsurunun önemli bir yer tuttuğu bu sistem içerisinde Büyük Ayetullah'ı değiştirme imkanı dahi mevcuttu. Gençliğin önemli bir bölümü Batı türü demokrasi anlayışını benimsese de, büyük çoğunluk ülkenin İslam gelenek ve değerlerine bağlı olarak yönetilmesine taraftar. Ülkenin dini ve siyasal merkezi Kum şehrindeki pek çok din adamı da Cumhuriyet'in kuruluş amaçlarından saptığı düşüncesinde. 12 büyük Ayetullah'tan yalnızca iki tanesi Ahmedinecad'ın Cumhurbaşkanı seçilmesini kutladılar. Bütün bunların, Büyük Ayetullah Hamaney'in seçim sonuçlarını oylamasından sonra olmasının ayrı bir önemi olduğu kesin. Kum şehrindeki önemli liderlerden Ayetullah Amini, dikkat edilirse, muhalif göstericilerden söz ederken, 'isyancılar' yerine 'halk' kelimesini kullandı. Polis, yargı ve savcılara hakim olan iktidara karşı bu yumuşak muhalefet dahi İran için önemli sayılmalıdır.
Seçim sonrası parlayan gösteriler yerini bugün sessizliğe bırakmış durumda. Oyların yaklaşık % 10 kadarının yeniden sayılması ve sonuçların değişmemesi, Hamaney'in seçim sonuçlarını onaylamış olması, şimdilik kesin sonuca varıldığını göstermektedir. Ancak gerek halk arasında ve de daha önemlisi, dini liderler arasında Hamaney ve Ahmedinecad'a karşı muhalefet içten içe devam etmektedir. Mousavi şiddet içermeyen protesto gösterilerini desteklemekte ve seçimin yenilenmesi çağrısını tekrarlamakta. İran Anayasası'nın 27 maddesine göre her İran vatandaşının protesto hakkı vardır. Mousavi'nin deyişi ile, 'Protestomuz şiddet içermiyor, yasal ve 'yeşil' - tamamiyle İslam anlayışına uygun.'
Hamaney ve Ahmedinecad, İran'da neredeyse yüzyıldır yerleşen Amerika ve de özellikle İngiltere düşmanlığını, Mousavi muhalefetine karşı kullanmaktan çekinmiyorlar ve Mousavi'yi ABD ajanlığı ile suçluyorlar. İran dışında bulunan ancak mevcut İslam rejimine inanmış olan pek çok İranlı da, bu yolun zamanında tahtını korumak için Şah tarafından muhaliflerine karşı kullanıldığını söyleyerek, Hamaney-Ahmedinecad ikilisi dönemini, Şah dönemine benzetiyorlar.
Ancak İran iç dengelerinin bu durumu aslında gerek ABD, gerekse AB siyasileri tarafından iyi bilinmektedir. Başkan Obama'nın, Cumhuriyetçilerin ve kendi danışmanlarının bir bölümünün ısrarına karşı gelerek, tepkilerini düşük seviyede tutması, AB ülkelerinin, İngiltere Büyükelçiliği'nde çalışan sekiz kişinin tutuklanmasına rağmen 27 üyenin elçilerini geri çekmesi konusunda karar verememeleri de bu sebebe dayanmaktadır. Artık biliniyor, İran Irak değil!