AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-08-29
Güneydoğu politikasındaki riskli ama bir o kadar da cesur yaklaşımı, 'hükümetin küresel sistemle entegrasyonu' bakımından zorunlu görünüyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti'nin, bu anlamda çok da seçeneği olmadığını, daha farklı davranamayacağını düşünüyorum.
Hükümet, izlediği bu politikayla ABD ve AB nezdinde gücünü ve meşruiyetini artırıyor. Özellikle içinde bulunduğumuz konjonktürde hükümetin statükocu davranması onun uluslararası arenadaki itibarını zedeler.
Petrol ve enerji odaklı, istikrarlı bir Ortadoğu'ya dayanan yeni bir arayış söz konusu. Batı sistematiği kendisi açısından bu süreci zorluyor. ABD'nin Irak'tan çekilme takvimi buna uygun zemini oluşturuyor.
Meseleye bir de bu açıdan bakılmalı, değil mi?
Sonuç itibarıyla bir Ortadoğu meselesinden ve dolayısıyla dünya güç dengelerini ilgilendiren bir sorundan bahsediyoruz.
Elbette böyle bir konuda strateji uygulamanın 'iç siyasete dönük etkileri' olmaktadır. Hükümet işte o riski üstlenmiş durumda. Muhalefet de sert tutumuyla o oynak merkeze hitap ediyor.
Şahsen, Güneydoğu ile ilgili hükümetin Türkiye adına önemli bir çabanın içinde olduğuna inanıyorum. Bireysel olarak, bu çabayı destekliyorum. Ama muhalefetin tutumu konusunda, özellikle de MHP lideri Bahçeli'ye karşı Başbakan Erdoğan'ın haksızlık yaptığı inancındayım.
AnnelİĞİn İdeolojİsİ olur mu?
Önce bir hakkı teslim edelim:
Başbakan Erdoğan'ın, dün parti grubundaki konuşması, son zamanların en iyisiydi. Metindeki duygusallık tonlaması da yerinde ve hayli etkileyiciydi.
Erdoğan, 'Anneliğin ideolojisi yoktur. Anneliğin siyaseti, sağcılığı, solculuğu yoktur' dedikten sonra Hakkarili anne ile Yozgatlı annenin duyguları, kaderleri, duaları ve istekleri arasında paralellik kurdu.
Erdoğan'ın isabetli biçimde temas ettiği bu nokta, Kürt sorununun çözülmesinin düğümüdür.
Kolektif vicdanı incitmeden, toplumsal psikolojiyi gözeterek bir reçete bulunmalı. Ancak bu reçete, 'annelerin duyarlılığı üzerinden' tedavi edici bir işleve sahip olabilir. Dünyaca ünlü politik psikoloji dehası Vamık Volkan'la yapılan görüşme işte bu nedenle önemlidir.
Birkaç gün önce şehit anneleri ile terörist ailelerinin buluşmaları gerçekleşmişti. Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan'la yaptığım konuşmalardan hatırlıyorum. Kendisi bunun çözüm yolunda önemini anlatıyor ve bir anlamda öyle bir birlikteliğin hayalini kuruyordu. Vamık Volkan da bu adımın barış ortamına katkı yapacağını söylüyor. Ancak Volkan, 'Öcalan'ın sürece dahil edilmesinin büyük hata olacağı' uyarısında bulunuyor.
Bahçeli'nin itiraz hakkı
Gelelim Başbakan Erdoğan'ın Bahçeli'ye yönelik çok sert eleştirilerine...
Hükümet bu kadar çetrefil bir meselede siyaset yürütecekse elbette sert muhalefete hazır olmalı. Bahçeli, 22 Temmuz seçimleri sonrasındaki kararlarıyla demokrasiden yana tavrını net olarak ortaya koymuştu. Böylece bugünkü açılıma itiraz etmeye 'hak kazanmış, adeta vize almış' durumdadır.
Sonuç itibarıyla 'Kürt açılımı' diye özetlenen arayışlara karşı çıkan geniş toplumsal kesimler de var. Onların sözlerini, isyanını duyuracak meşru kanallara ihtiyaç duyuluyor. Bu kadar hayati gündemler elbette çetin müzakereleri, sert tartışma ve yer yer suçlamaları beraberinde getirir. Toplum kendi temsilcilerini izler, olup bitenler üzerinde düşünür. Kamuoyu oluşumu tastamam böyle bir sürecin adıdır. Erdoğan cesur ve kararlı biçimde ilerlemeli, muhalefetin ne kadar sert olursa olsun itirazlarını göğüslemeyi bilmelidir. Bu riski üstlenmiştir.
CHP'nin pozisyonunu yarın irdeleyeceğiz.