AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-08-29
Bilindiği gibi ABD Yönetimi'nin, İsviçre Bankası UBS ile yaptığı anlaşmanın 'OECD'nin 'Beyaz Liste'' üyesi diğer ülkeler için örnek oluşturacağı ve bu ülkelerin de, İsviçre'deki hesaplar konusunda bilgi isteyeceği ortaya çıktı. Türkiye de bir 'Beyaz Liste' üyesi.
Türk parası 1989 yılından beri konvertibl bir para! Vergisini ödeyen ve gelirini beyan etmiş olan her Türk vatandaşı gelirini veya servetini istediği ülkede istediği şekilde tutabilir. Ancak işin içinde kara para, vergi kaçağı, uyuşturucu ticareti, rüşvet, servet ve gelir gizleme olduğu zaman iş değişiyor.
Bilindiği gibi ABD Hükümeti ile İsviçre'nin bankacılık devi UBS, gizli hesapların açıklanması konusundaki bir anlaşma imzaladılar. UBS, ABD Gelir İdaresi tarafından istenilen 4 binden fazla ABD vatandaşının isimlerini vermek zorunda kaldı. ABD Yönetimi, 52 bin ABD vatandaşının, yaklaşık 15 milyar dolarını, İsviçre'deki gizli hesaplarda sakladığını belirtiyordu ve fonların kaynağının vergi kaçırma veya kara para cinsi servetler olmasından şüpheleniliyordu.
Peki 'Beyaz Liste' ne demek? ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya, Çin gibi ülkelerin de içinde yer aldığı ''Beyaz Liste', bu ülkelere, ''Vergi Cenneti'' olarak kabul edilen ve gizli hesapların bulunduğu ülkelerdeki hesapları yukarıda sayılan türden kanun dışı özellik içerdiği takdirde, ayrıcalıklı olarak bilgi isteme hakkı getiriyor. OECD'nin sıralamasında, örgütün para aklama ile mücadele, vergi kaçırma ve diğer ilkelerini yerine getirme durumlarına göre ülkeler, ''Gri Liste'' ve ''Kara Liste'' şeklinde sınıflandırılıyorlar.
Ajans haberlerine göre Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yapılan yeni bir çalışma çerçevesinde, Türkiye gibi OECD'nin ''Beyaz Listesi'' içinde bulunan ülkelerin, İsviçre ve diğer ülke bankalarındaki 'Türkiye kaynaklı hesaplar' hakkında bilgi isteme hakları olabilecek.
AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Türkiye, OECD bünyesindeki Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) ilkelerine uyması nedeniyle, ''Beyaz Liste''ye dahil ülkeler arasında yer alıyor. İsviçre başta olmak üzere, Lüksemburg, Belçika, Hollanda, Avusturya ve Almanya gibi ülkelerde, Türkiye kaynaklı 20 bini aşkın hesapta, 100 milyar doların üstünde bir paranın bulunduğu belirtiliyor. Sadece İsviçre'deki hesaplarda 60 milyar doların üstünde para bulunduğu belirtilirken, diğer ülkelerdeki hesaplarla birlikte 100 milyar doları aşan paranın Türkiye'ye dönüş yolunun açılabileceği kaydediliyor.
Türkiye, OECD bünyesindeki Mali Eylem Görev Gücü (FATF) örgütüne 1991 yılında üye olmuş. FATF tarafından, karapara aklamanın önlenmesi amacıyla, yasal, finansal, operasyonel ve uluslararası işbirliği konularında hazırlanan ve üye ülkelerce yerine getirilmesi istenen standartları içeren 40 adet tavsiyeden oluşan bir metin bulunuyor. FATF tarafından önce 1990 yılında ve daha sonra revize edilerek 1996 yılında yayınlanan 40 tavsiye, karapara aklama ile mücadele alanındaki yeni gelişmeler ile terörizmin finansmanı konusu dikkate alınarak 2003 yılında tekrar revize edildi.
OECD, İsviçre ve Avusturya gibi ülkelere, vergi kaçırmaya imkan veren gizli hesapların açıklanması ve üye ülkelerin vergi yetkililerine inceleme imkanı tanınması konusunda bastırıyordu. OECD, bunu yerine getirmeyen ülkelerin, ''Kara Liste''ye alınacağı uyarısında da bulunuyordu.
Türkiye 'de 'İsviçre hesabı' adı ile anılan hesaplar ilk önce 1970'li yıllarda 'çifte ödeme' denen ithalatçı sorunu nedeni ile ortaya çıkmış ve büyük sayılara ulaşmıştı. Merkez Bankası ithalat bedellerini döviz sıkışıklığı nedeni ile transfer edemeyince ithalatçılar dışarıdan 'indirmeciler' vasıtası ile döviz bulup transfer ediyorlar, epey zaman sonra Merkez Bankası transferi yaptığında da fonlar İsviçre hesaplarına gönderiliyordu. Tabii o zaman Türk Parasını Koruma Kanunu vardı ve vatandaşların yurtdışına fon transferi de yasaktı. Bu olguya karapara, vergi kaçağı, uyuşturucu gibi faaliyet fonları da eklenince yurtdışında büyük rakamlar birikti.
Bu yeni düzenleme ile devlet bilgi alsa da kötü para ile iyi parayı ayıklamak zorunda. Yukarıda belirttiğim gibi 1989 sonrası yurtdışında açılan hesaplar konvertibilite nedeni ile suç veya kaçak anlamına gelmez. Ayrıca yurtdışında kazanılan ve vergisi verilmiş fon sahipleri için de bir rahatsızlık konusu yok. Yurtdışında bulunan şirketlerin veya çalışan Türk vatandaşlarının hesapları da tehlike arz etmiyor.
Bu nedenle de yurtdışındaki fonların bir kısmı geri gelebilecek de olsa, çok fazla fonun söz konusu olması pek gündemde olmaz gibime geliyor. Tabii yüksek miktarda fon gelirse de ihracatçılar düşen kur nedeni ile şikayete başlarlar! Merkez Bankası da döviz alma ihalelerini artırmak zorunda kalır.