AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2009-08-29
Salı günkü yazımda Amerikalılar için iki yüzlülüğün, sahtekarlığın ve saldırganlığın genetik bir alışkanlık olduğunu söylemiştim.
Bunun kanıtını isteyenlerin Amerikan tarihine bakmaları yeterli.
Çeşitli Avrupa ülkelerinden giderek Amerika'yı keşfeden maceraperestler işe o toprakların sahibi Kızılderileri yok ederek başladı. Daha sonra Afrika'dan milyonlarca zenciyi ilkel koşullarda taşıyarak kölelik dönemini başlatan ve Amerikalı adını alan o maceraperestler iç savaşta birbirlerini kırdıktan sonra ABD'nin kurulması aşamasında ve sonrasında ve İkinci Dünya Savaşı'na kadar geçen dönemde Latin Amerika ülkelerine 22 kez ya saldırmış ya da işgal etmiş.
İkinci Dünya Savaşı ile uluslararası politika arenasına giren Amerikalılar Nagazaki ve Hiroşima'da 300 bin Japon'u nükleer bombalarla cayır cayır yaktı. Kore, Kamboçya, Laos saldırıları ve Vietnam işgali ile Güneydoğu Asya bölgesine merak saran Amerikalılar, Afrika kıtasını hiç unutmadı. 'Kara Kıta'da her türlü devrimci-özgürlükçü hareketi bastırmayı bir alışkanlık ve gelenek haline getiren Amerikalılar bugün bile bu alışkanlıklarını sürdürüyor. En az 12 Afrika ülkesinde askeri üssü bulunan Amerikalılar İkinci Dünya Savaşı sonrasında Latin Amerika'daki bütün faşist iktidarları desteklemiş, korumuş ve o iktidarlar için tehlike oluşturan solcu ülkeleri ya işgal etmiş ya da bu ülkelerde askeri darbeler örgütlemiş ve her türlü pis oyunun arkasında bulunmuştur.
Ortadoğu yani bizim coğrafya ise bugün olduğu gibi 50-60 yıl öncesinde de dinsel, tarihsel ve ekonomik nedenlerden dolayı Amerikalıların ilgisini çekmişti.
Kasım 1947'de BM'yi toplantıya çağıran Amerikalılar buradan çıkarttıkları karar ile Filistin topraklarının yarısını dünyanın dört bir yanından gelen Yahudilere vererek burada İsrail devletinin kurulmasını sağladı. O gün bugün rahat bir dönem yaşamayan Ortadoğu denilen coğrafya sürekli olarak Amerikalıların dolaylı-dolaysız müdahaleleri ile meşgul.
Arap ve İslam aleminde her türlü gerici, faşist, anti-demokratik yönetimleri işbaşına getiren ve onların iktidarda kalmaları için her yola başvuran Amerikalılar, Türkiye dahil bu coğrafyadaki tüm askeri darbelerin arkasında olmuş ve burada yaşayan halkları birbirine kırdırmak içine her zaman özel çaba harcamış ve harcamaktadır.
NATO, CENTO, Bağdat Paktı gibi askeri ve siyasi paktlar hep bunun için kurulmuştu.
Soğuk Savaş döneminde komünizm ile herkesi korkutan ve bu çerçevede Arap ve İslam ülkelerinde her türlü İslami parti, örgüt ve grubun kurulmasına ön ayak olup yardım eden ve süreç içinde bu örgütlerin redikalleşmesine yardım eden Amerikalılar canı sıkıldığında da bu örgütleri bahane ederek ülkeleri işgal etmekten geri kalmıyor.
Amerikalıların başka marifetlerini saymak ve bu marifetlerin detaylarını yazmaya gerek yok. Dünyanın bugünkü haline objektif olarak şöyle bir baktığınızda HER KÖTÜLÜĞÜN direkt ya da dolaylı olarak nedeninin Amerikalılar olduğunu hemen göreceksiniz..
Amerikalıların Türkiye ile maceralı 'dostluğu' ise Türk askerinin Kore'ye çağırılması ile başlar. 1964 Johnson mektubu ile Amerika'nın ne denli stratejik müttefik olduğunu anlayan Türkiye, 1 Mart tezkeresini reddetmeseydi belki de maceraperest Amerikalıların işgaline uğrayacaktı.
Türkiye, Kuzey Irak'ta 11 askerinin kafasına çuval geçirilerek müttefik kazığından 'ucuz' kurtulmuştu.
Ama kötülüklerle beslenen Amerikalıların genetik bir alışkanlık haline dönüşen saldırganıklarından dolayı Türkiye'nin peşini bırakacağını sanmıyorum.
Amerikalılara göre Türkiye gibi önemli bir ülke, kendileri ile uyumlu olduğu sürece o zaman hiçbir sorun yok.
Ama uyumu bozacak birileri çıkarsa Amerikalılar mutlaka kendi yöntemleri ile ve uygun zaman ve mekanda gereğini yaparlar.
Çünkü Amerikalılar 200 yılı aşkın bir süredir bozulmayan gen yapılarını sarsacak hiç kimseyi affetmezler.
Gen haritaları nefretle dolu kromozomlarla şekillenen Amerikalılar başka türlü 'Süper Güç' Amerika denilen ülkeyi kuramazdı.
Nasıl bir Amerika ile alışveriş yapıldığını bilelim diye hatırlatmak istedim.