AKÅžAM | PAZAR | 16 AÄžUSTOS 2009, PAZAR
Masa başında çizilmiÅŸ ÅŸehir planlamaları ve eski eserlere sahip çıkmayışımız nedeniyle ÅŸehir ve kasabalarımızın kimliÄŸini kaybettiÄŸini söyleyen Yüksek Mimar Süreyya Saruhan'la, mimarimizi nasıl kurtaracağımızı konuÅŸtuk.

Yüksek Mimar Süreyya Saruhan özellikle restorasyon konusunda ülkemizde uzmanlaÅŸmış nadir mimarlardan. Yeni konseptler de geliÅŸtiren Saruhan'ın imza attığı önemli projeleri başında Güler Sabancı'nın Büyükdere'deki evi, Mehmet Ali Birand'ın Kanlıca'daki evi, AyazaÄŸa Kasırları, ÇeÅŸme Ilıca'da Nars Otel, Beykoz'da Village Park, BeÅŸiktaÅŸ'ta MaÄŸbeynci Konağı, Tepebaşı'nda TÜSİAD binası ve Emirgan'da Sakıp Sabancı Müzesi bünyesinde SicimoÄŸlu Yalısı geliyor.
Åžimdilerde Bebek'teki Mısır Konsolosluk binasını restore eden Saruhan'la Türk mimarisinin nereye doÄŸru gittiÄŸini, ÅŸehirlerin kaybolan kimliÄŸini ve İslami burjuvaziyle birlikte geliÅŸen mimariyi konuÅŸtuk...
Türk mimarisi nereye gidiyor?
Çok ciddi ödünler var. Hala mimari problemler çözülmüÅŸ deÄŸil. Çünkü ÅŸehircilik ayrı bir konu... Bir zamanlar ÅŸehirleri İller Bankası masa başında planladı. Özgün kasabaları cetvellerle böldüler. Özgün mimari dokusunu koruyan bütün ÅŸehirler, masa başında bölündü. Türkiye'yi karış karış dolaÅŸtım, eski eser niteliÄŸindeki bir yapının yarıdan kesildiÄŸini biliyorum. Çünkü tüm bunlar masa başında yapıldı ve ÅŸehirlerde mimari kimlik kaybı oldu. Birçok ÅŸehir birbirine benziyor, bölgelerin tarzı yok.
BİNALARLA BİRLİKTE YAŞAM DA KORUNMALI
Oysa eskiden böyle deÄŸilmiÅŸ?
Mimari eskiden beri en yakında bulunan malzemeyle geliÅŸir. Yöredeki ocaktan çıkan taÅŸa ya da ormanda yetiÅŸen aÄŸaca göre... Artık en sıcak bölgedeki apartmanın yapısı ile en soÄŸuk bölgedeki apartmanın yapısı ufak tefek farklar dışında aynı. Kimlik yok. Her hafta sonu Ege'ye gidenlerdenim. Alaçatı'nın bir caddesi var kalabalıktan geçilmiyor aynı ÅŸey Cunda için de geçerli. Kendi dokusunu korumuÅŸ yerleri insanlar bilinçli ya da bilinçsiz seviyor. Ama kendi yaÅŸadıkları yerleri kaybetmiÅŸler. Örnek olarak gösterirsek, Alaçatı hızla deÄŸiÅŸime uÄŸruyor bu biraz iyi, biraz kötü. Restorasyonlar eh idare eder ama yeni yapılanlarla çok hızlı büyüyor bu da bir tehlike, çünkü altyapı hazır deÄŸil.
Örnek gösterebileceÄŸiniz yerler var mı Türkiye'de, bozulmamış diyebileceÄŸimiz ya da iyi projeler geliÅŸtirilmiÅŸ?
Hiç ellenmemiÅŸ kasabalar var. Ama burada bunları açıklarsam, onlar tehlikeye girer! Bizde koruma ve yaÅŸatma ticarete baÄŸlanıyor. Alaçatı yaÅŸanması gereken bir yer ama içinde yaÅŸamak bu mevsimde zor. Sınırsız bir ticari alan ve gürültü kaynağı geliÅŸtiriliyor. Yan yana bir sürü bar ve meyhane. Halbuki bunun yanında konut varsa konut da kalacak. Belli bir aralıkta restoranı olacak, ki Alaçatı 5 yıl öncesine kadar böyleydi. Bir yeri adam edelim dendiÄŸinde, böyle bir tehlike baÅŸlıyor. Restorasyonlar yapıldığı zaman, rehabilitasyon projeleri ile içinde yaÅŸayanları ve yaÅŸantıyı korumak gerekiyor. Aksi takdirde bina görsel olarak kalıyor ama gerçek fonksiyonunu yaÅŸamadığı için amaca pek de ulaşılamıyor. Asos, Behramkale çok önceden tasarlanmış, planlanmış ve iyi korumuÅŸ bir yer. YaÅŸam olarak olmasa da sokakları ve mimarisiyle birlikte iyi örneklerden biri denebilir. Beypazarı da iyi örneklerden biri. Bir de Tire var, turistik olmadığı için belli bir kısım ayakta ve yaÅŸam kültürü devam ediyor. Ama belediyeler orada çok katlı yapılaÅŸmaya izin veriyor ve bu bir tehlike.
Mimarinin kimliÄŸini kaybolmaması için nasıl önlemler alınabilir?
GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde eski eser niteliÄŸi taşıyan binalara ne gerekiyorsa yapılır ve maddi olanak saÄŸlanır. Önce bunun yapılması lazım. Kültürel açıdan da 'bu bizim baba evimizdir saklayalım' diye koruma mantığına eriÅŸmek gerek. Türkiye'de restorasyon konusu çok yeni olduÄŸu için, maddi olanağı saÄŸladığınızda karşınıza kime yaptıracağınız sorunu geliyor. Restorasyon konusunda ustalar bilinçli deÄŸil ve mimarlar bu konuda uzmanlaÅŸmadıklarından ustalar tarafından yönlendiriyor. Hal böyle olunca restorasyonlar, evrensel anlamda kayıp niteliÄŸi taşıyor. İstanbul'da böyle bina çok var. Birçok belediye 'eski mahalleri korursak gelirimiz artar' diyor ve projeler geliÅŸtirip uyguluyor. Ancak bilinçli yaptırmadıkları için yapılar kimliklerini kaybediyor. Bir zamanlar çok önemli köÅŸklerin bile yüzüne bakılmazken artık çok basit taÅŸ binaları bile korumaya çalışıyoruz ama hala genel bir politika yok.
İZİN BEKLERKEN BİNALAR YIKILIYOR
Her yanı eski eser dolu İstanbul'un durumu nedir?
İstanbul çok büyük oranda elindekileri kaybetti. Kaybolanlar biraz ortaya çıkarılmaya çalışılıyor. En azından anıtsal yapılarımızın depremden sonra bakıma alınması olumlu bir geliÅŸme. Haliç bölgesi UNESCO'nun rehabilitasyon projesiyle biraz ayaÄŸa kalktı. Bunlar İstanbul'un siluetine katkıda bulunan yapılar ve ortaya çıkmaya baÅŸladı. Ancak BoÄŸaziçi Yasası ve Koruma Kurulları, restorasyon açısından çok büyük engel. Birçok binayı özgün haliyle ayaÄŸa kaldıracağız ama belge toplama ve onay süresi o kadar uzun ki, izin alınıncaya kadar binalar çöküyor. Bu binaları hakikaten korumak istiyorsak bekletmemeliyiz. Maddi kaynağı ayırmalıyız. EÄŸer izinler daha kısa sürelerde verilseydi İstanbul'un silueti daha farklı olabilirdi.
Kimlik bozulmasaydı, İstanbul'a özgü mimari özelliklere sahip apartmanlar nasıl olurdu?
Bir stil geliÅŸebilirdi. Cumhuriyet öncesi bir milli mimarlık dönemimiz var. O dönemde Mimar Kemalettin, Mimar Vedat çok çaba göstermiÅŸ, geçiÅŸ dönemi oluÅŸturmuÅŸlar ama devam etmemiÅŸ.
Laleli'de ÅŸimdi otel olarak kullanılan binalar sanırım bu dönemde Mimar Kemalettin tarafından yapılmış. Bunları örnek verebilir miyiz?
Evet. AhÅŸap yapıdan kagir yapıya geçiliyor bu örneklerde. Kagir yapının elverdiÄŸi ÅŸekilde büyük salonlar yapılmış. Apartmanlar da bile hala kullandığımız misafir odası, oturma odası kavramı da oradan geliyor. Bu kimlik sürdürülebilseydi biraz daha dengeli olur ve bir stil oluÅŸurdu. Kültürel sorgulama ve eÄŸitimle bir geliÅŸme saÄŸlanırdı. Åžimdi ne olduÄŸu belli olmayan planlamalarda yaşıyoruz.
İslami burjuvazinin mimari tarzı kitsch
İslami burjuvaziyle birlikte yeni bir dekorasyon ve mimari anlayış gelişti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu Türkiye'nin mimarisi olmaktan ziyade sanki bir İslam mimarisinin burjuvazisi gibi oluyor ya da İslam mimarisine doÄŸru kaçıyor. Zaten Arap Yarımadası'nda bu tarz yapılar, çok geçmiÅŸten beri biliniyordu ÅŸimdi onların biraz daha Türkiye versiyonu gibi. Marka ürünlerle bir kompozisyon yapılıyor ama bu bir tarz mı diye sorarsanız, ben henüz bir tarzı olana rastlamadım. Bir tarz adı koymak mümkün deÄŸil, içinde her ÅŸeyden biraz var. Biraz özentiye göre hareket ediliyor. Bana göre bu bir tarz deÄŸil, olsa olsa kitsch'tir. Bu yaÅŸam tarzıyla ilgili, ama çizgisi olması lazım. Rusların bir lafı var; 'insanların belli bir kültür seviyesine ulaÅŸması için arka arkaya kesintisiz üniversiteli üç nesil gerekiyor'. O seleksiyonu yapabilecek görgüye sahip olmak lazım. Aileden gelen bir ÅŸeyler yoksa, yeni baÅŸtan kuruyorsanız zor. Her türlü birikim ve öÄŸretiler birbirlerinin parçası.
AYSUN ÖZ KAŞİ