AKÅžAM | PAZAR | 27 AÄžUSTOS 2009, PERÅžEMBE
Psikiyatri profesörü Kemal Sayar’ın TimaÅŸ Yayınlarından yeni bir kitabı daha çıktı. ‘Her Åžeyin Bir Anlamı Var’. ‘YavaÅŸla’ ve ‘Merhamet’ adlı kitapların devamı niteliÄŸinde yazılan bu son kitap da diÄŸerleri gibi ‘neden daha fazla mutsuzuz, mutsuzluktan çıkmak için ne yapabiliriz ve hayatın anlamı nedir’ sorularına cevap aramaya devam ediyor.
sibel.ates@aksam.com.tr
FotoÄŸraf: Hande Gözüm
Yıllar önce Kemal Sayar’ı hasta olarak ziyaret ettiÄŸimde o bitmek bilmeyen ilk seans aÄŸlayarak geçmiÅŸti. Uzun bir süre sonra bu kez söyleÅŸi için bir araya geldiÄŸimiz ilk dakikalarda kahkahalarla gülmeye baÅŸlamıştık bile. “Bu yazıları hem kendime hem de kendim gibi ruhlara bir ÅŸifa mektubu niyetine yazıyorum” diyen Kemal Sayar’ın ‘Her Åžeyin Bir Anlamı Var’ adlı kitabını okumak da bana yeniden ÅŸifa vermiÅŸti anlaşılan.
Kitabınızın adı ‘Her Åžeyin Bir Anlamı Var’, peki, size göre hayatın bir anlamı var mı?
Elbette var, ama söylemem. (Kahkahalar)… Gertrud Stein diye bir yazar var ve hayatı boyunca da hep ‘cevap neydi, cevap neydi?’ diye soruyor. Ölüm döÅŸeÄŸindeyken üstadın öÄŸrencileri yanına çöküp “lütfen söyleyin, cevap neydi, cevap neydi?” diye sorunca üstat onlara dönüp “soru neydi? diyor. Kahkahalar… Hayatın muhakkak bir anlamı var. Bunu herkesin kendisi keÅŸfetmeli. Kimse bir baÅŸkası için doÄŸru yaÅŸamanın vaadini veremez, onu propaganda edemez. Bir anlam duygusuna yaslanarak yaÅŸayan insanlar daha huzurlu ve iç tatmini yüksek insanlardır. YaÅŸadığı hayatı hiç sorgulamayan, onun içinde saklı olan anlamı keÅŸfetmeye yanaÅŸmayan insanlar, görünüÅŸte ne kadar mutlu olsalar da içeride büyük bir boÅŸluk duygusundan muzdariplerdir.
Herkesin sırrı kendinde gizli yani, hayatın anlamını bulmanın da bir formülü yok…
Valla bazen sadece aramak bile yeter. Bir ÅŸeylerin peÅŸinde olmak insana kafi derecede mutluluk ve enerji verir. O yüzden Sufi’lerin, ‘Her arayan bulamaz, ancak bulanlar sadece arayanlardır’ sözünü çok seviyorum.
Gençlerle yaptığınız terapilerde hayatın anlamı üzerine ne düÅŸünüyorlar?
Bir ümitsizlik ve anlamsızlık salgını görüyorum. Gençlerin önemli bir kısmında yılgınlık ve nihilizm var. Niye yaÅŸadıklarının cevabını bulamıyorlar. Bir grup genç ‘Trendy’ akımlara kapılıyor, marka giyiyor, çok harcıyor ve yeme-içme mekanlarında dolaÅŸarak kendilerini gösteriyor. Yoksul ailelerin çocukları ise içlerinde çok büyük bir öfke biriktiriyor. Åžiddet kullanarak dünyayı dönüÅŸtürmek gibi bir projenin parçası olabiliyor ya da çok ezik ve çaresiz kalıyorlar.
‘MUTLU AÅžK’ ACIYI VE ÖFKEYİ KABULLENMEKLE MÜMKÜN
Günümüzdeki gençler için bırakın hayatı, aÅŸkın bile anlamı yok gibi…
‘Issız Adam’ filminde sevemeyen, iliÅŸkilerinde tam bir derinlik yaÅŸayamayan bir erkek tipolojisi anlatılıyordu. Bugünkü topluma baktığınız zaman aÅŸkın da bir anlam kaybına uÄŸradığını görüyorsunuz. AÅŸkın da içeriÄŸi boÅŸaltılmış durumda. Sadakatsiz beraberlikler ortaya çıkıyor. İliÅŸkiler sadece fiziksel yakınlaÅŸma üzerine dayalı. Günümüz insanı aÅŸkta da, kadın erkek iliÅŸkisinde de yüzeyselleÅŸiyor.
‘Mutlu aÅŸk yoktur’ sözü tam da günümüze uyan bir durum deÄŸil mi?
İnsanlarda tahammül duygusu ve iliÅŸkilerde derinleÅŸme olmadığı için aÅŸk da sadece tutkudan ibaret hale geliyor. Halbuki; tahammül duygusuyla, fedakarlıkla aÅŸk yücelir ve kanatlanır. Bu duyguları kaybettiÄŸimiz için aÅŸk da kirlenmeden nasibini alıyor.
Mutlu aÅŸkın formülü olsa…
Hayatın formülü yoktur ki aÅŸkın olsun. Herkes formülünü kendi başına yapmak zorunda. KiÅŸiye özel reçete gerekir. Mutlu aÅŸkın sırrı da her insan için ayrıdır. Kafanızı duvarlara vura vura bazen acı çeke çeke hayatın manasını kavramanız gerekebilir.
Kitabınızda baÅŸka bir dünya mümkün mü diye soruyorsunuz, ben de mutlu aÅŸk mümkün mü diye sorsam?
‘Mutlu aÅŸk’, aÅŸkın içindeki acıyı, öfkeyi ve ayrılığı kabullenmekle mümkün. AÅŸkı, tamamen acısız ve çok tatlı bir kendinden geçme hali olarak tanımlarsak onun gerçek olmayan bir aptallık hali olduÄŸunu düÅŸünürüm.
YALNIZLIK MUTSUZLUĞU GETİRİYOR
Mutluluk dediÄŸimiz ÅŸey ya geçmiÅŸte kaldı ya da ileri bir tarihe ertelendi. Genç, yetiÅŸkin herkes çok mutsuz…
SöylediÄŸiniz tespit çok önemli. Batı dünyasında yapılan istatistikler gerek gençliÄŸin gerekse genel manada insanlığın geçmiÅŸ çaÄŸlara göre çok daha mutsuz olduÄŸunu gösteriyor. Daha büyük arabalarımız, bilgisayarlarımız, cep telefonlarımız var, evlerimiz daha saÄŸlam ama neden daha mutsuzuz? Bu soru pek çok ruh saÄŸlığı bilim adamının ilgisini çekiyor. İnsan iliÅŸkisini kaybettiÄŸimiz için daha fazla mutsuzuz. Belki daha güzel evlerde oturuyoruz ama komÅŸularımızı tanımıyoruz. Daha büyük ÅŸehirlerde yaşıyoruz ama dostlarımıza ulaÅŸamıyoruz. Arabalarımıza binip daha uzaklara gidebiliyoruz ama bayramlarda sevdiklerimiz ziyaret etmiyoruz da tatil yörelerine kaçıyoruz. Yalnızlık mutsuzluÄŸu getiriyor. Sufi’lerin söylediÄŸi gibi ‘ÅŸimdi ve burada anın çocuÄŸu olmak’ çok önemli. Ne geleceÄŸe ertelemek ne de geçmiÅŸe sığınmak, burada ve ÅŸimdi dolu dolu yaÅŸamak. Bunu yapabilirsek ne ala.
Mutluluk belki de yanı başımızda ama onu niye göremediÄŸimizi anlayamıyorum?
Åžartlamalarımız, bakma biçimlerimiz neyi nasıl gördüÄŸümüzü çok etkiliyor. O yüzden bakışlarımızı güzelliÄŸe ayarlamamız gerekiyor. Hayatın içinde saklı olan mucizeleri her gün görebilmek, ufak ÅŸeylerden büyük tatlar alabilmek lazım. Yani ÅŸu yaprakların yeÅŸermesi ve sararması bence büyük bir lezzet. İnsan hikayelerine ortak olmak da çok keyifli. BaÅŸka insanları dinlemek, paylaÅŸmak, dertlerine ortak olmak çok güzel bir ÅŸey. İnsan iliÅŸkisini sıcak tutan biri hayatı her zaman hayret ve mucize duygusuyla yaÅŸar.
SECRET TÜRÜ KİTAPLAR HER ÅžEYİ YÜZEYSELLEÅžTİRİYOR
Hayata iliÅŸkin soruların cevaplarını Sufi öÄŸretisinde bulabileceÄŸimizin ipuçlarını ilk kitabınızdan beri veriyorsunuz… Mevlana’nın söylediklerini ÅŸimdilerde moda olan Secret’vari kitaplar söylüyor…
SöylediÄŸiniz gibi onun çok daha derini Mevlana’da var. Yunus’a baktığınız zaman bir umman görüyorsunuz. Hakikaten bu toprakların bilgeliÄŸine çok dikkatli bakmak gerekiyor. ‘Secret’ her ÅŸeyi yüzeyselleÅŸtiriyor ve pazarlanabilir bir hale getiriyor. Biraz kazıyınca arkasında büyük bir boÅŸluk görüyorum.
Secret’vari kitaplar insanı hem paranoyaklaÅŸtırıyor hem de insanı insandan uzaklaÅŸtırıyor. ArkadaÅŸlarımın yanına biraz üzgün gitsem “enerjimizi düÅŸürme” diyorlar…
Bu durum insanın başına kötü bir ÅŸey geldiÄŸi zaman kendini suçlamasına da yol açıyor. Mesela kiÅŸi “Allah kahretsin, çok büyük kötülük yaptım ve kanser oldum” diye düÅŸünmeye baÅŸlıyor. Bu çok çok yüzeysel ve çok saçma bir akım. Bunlarla mücadele edip insanların ‘yüzeysel manevi reçetelerle’ kendilerini kandırmalarını önlemek lazım. GeçmiÅŸinde Hacı BektaÅŸ-ı Veli’si, Yunus Emre’si, Mevlana’sı olan bir toplumun ‘The Secret’ gibi aptal ÅŸeylere hiç inanması gerekiyor.
BİZLER DE DOKTOR OLARAK DERTLİ İNSANLARIZ!
Neredeyse anne karnından baÅŸlayarak aldığımız yaralara çare var mı?
Nietzsche “beni öldürmeyen yumruk, beni daha güçlü kılar” diyor. Hayat bir problem çözme sürecidir. Bazen yaÅŸadığımız zorluklar bizi daha sonrakilere karşı daha akıllı kılar böylece daha kolay çözüm yolları bulabiliriz. İnsan hiçbir zaman çocukluÄŸunun kurbanı deÄŸildir, bugün psikolojide ‘düzeltici duygusal yaÅŸantılar’ diye bir kavram var. Böylece çocuklukta yaÅŸadığımız travmalar ilerleyen hayatımızda yaÅŸadığımız güzel deneyimlerle dengelenebiliyor.
Hayat teselli bulmaktır bölümünde “bizler de doktor olarak dertli insanlarız” diyorsunuz, siz yaralarınızı nasıl sarıyorsunuz? Biz size geliyoruz da siz kime gidiyorsunuz?
Valla biz de dostlarımıza koÅŸuyoruz. SevdiÄŸimiz insanlarla bir araya gelip onlardan bizi dinlemelerini bekliyoruz. Biz de birilerine bir ÅŸeyler anlatmak istiyoruz. O yüzden psikiyatristlerin ve psikoterapistlerin dertsiz insanlar olduÄŸunu düÅŸünenler yanılıyorlar. Tam aksine onlar da gayet dertli, hayatın içinde dertlerine çare arayan insanlardır.
HORMONLU ÇOCUKLAR
Hormonlu çocuklar; duygusal olarak hazır olmadan çok fazla ÅŸiÅŸirilmiÅŸ, çok fazla pohpohlanmış, her ÅŸeyi yapabileceklerine inandırılmış çocuklardır. Anne ve babalar çocuklarına baktıklarında kendi güç ve azametlerini görmek istiyor. Bu ‘proje çocuklar’ o kadar çok öne çıkarılıp eriÅŸkin projesi haline getiriliyorlar ki çocukluklarını yaÅŸayamıyorlar. Duygusal hayatlarını yaÅŸayamıyorlar ve mükemmel bir varlık olduklarına inandırılarak büyütülüyorlar. Sonra bu çocuklar hayata çıktıklarında kendilerinden daha zeki, daha yetenekli ve daha yakışıklı çocukların olduÄŸunu görünce büyük bir hayal kırıklığı yaÅŸayıp depresyona giriyorlar. Hatta bir kısmı baÅŸ edemem duygusuyla hayattan çekiliyor. Çocukları hayatın içinde, hayatın dertleriyle haşır neÅŸir, kendisinin en yakışıklı en zeki olmadığını bilen, baÅŸka insanlara saygı duyan organik çocuklar olarak yetiÅŸtirmeliyiz.
HASET DUYGUSU İNSANI MUTSUZLUĞA HAPSEDER
Türkiye’de çok yarışmacı bir haset kültürü var. İnsanlar kendi yaptıklarına deÄŸil baÅŸkalarının yaptıklarına bakıyor. Kendimizi bu duygudan yaptığımız iÅŸi severek ve hayallerimizin peÅŸi sıra giderek koruyacağız. Bir baÅŸkasının ne olduÄŸu ve ne yaptığı beni niye ilgilendirsin ki? Ben kendi yaptığıma ve kendi olduÄŸuma bakarım. Herkesin kendi iç yolculuÄŸuna bakması lazım. Nereden nereye geldiÄŸimize ve neyi ne kadar baÅŸardığına bakarsak kendimizi haset kültüründen sıyırmış oluruz.
TANRILIÄžA SOYUNMAK MUTSUZLUÄžUN EN KÖTÜSÜDÜR
Mutlu olmanın formüllerinden bir tanesi de hiçbir ÅŸeyi o kadar çok ciddiye almamak, her ÅŸeyin gelip geçeceÄŸini bilmektir. Kendimizi aşırı derecede ciddiye aldığımızda hayal kırıklıkları ve üzüntüler yaşıyoruz. Biz koskoca okyanusta bir damlayız ya da sahilde bir kum tanesiyiz. Hayatta güzel ÅŸeyler yapabildiysek ve baÅŸkalarının hayatlarını güzelleÅŸtirebildiysek ne mutlu bize. Yeryüzünde tanrılığa soyunmak mutsuzluÄŸun en kötüsüdür.