AKÅžAM | PAZAR | 30 AÄžUSTOS 2009, PAZAR
Laf, kilisenin bahçesindeki asırlık çınarlara ve aralardaki incirlere geldi...
Mehmet AÄŸabey'in aÄŸzının yamuk olması, doÄŸaüstü güçlere baÄŸlandı
Haliç-Fener Vodina Caddesi yıllarımız.
İlk gençliÄŸi yaşıyoruz ve Ramazan'dayız. OturduÄŸumuz Ceneviz tuÄŸlalı evin karşısında kilise var. ArkadaÅŸlarla geceler çok daha renkli. Köprübaşı Durağı'ndaki Mavi KöÅŸe'de -Arnavut'un Yeri- iftar yapmışız. Tahtaminare Camii'nde, Usturumcalı Hüsnü Hoca ile teravih namazını kılmışız. Sonrası, dar caddenin uygun bir yerinde lak lak. Liseye birlikte gittiÄŸimiz Yılmaz Özbay birden konuyu açtı; 'İncir aÄŸacında barınanlar'. Toplam beÅŸ kiÅŸiyiz. Herkes tek tek anlatmaya baÅŸladı. Laf önünde oturduÄŸumuz kilisenin bahçesindeki birkaç asırlık çınarlara ve aralardaki incirlere geldi. Cinlerin-perilerin bu meyveyi sevdiÄŸinden söz edildi. Kemerburgaz'da görüldüÄŸü iddia edilenler üstüne yeminler bile dinledik. Atan'ı üç tanesi kovalamış. Altını ıslatırken dahi, bildiÄŸi tüm duaları okumayı ihmal etmeyerek kurtulduÄŸunu söyledi.
İLK ÇARPILMA ÖRNEĞİ
Mahallenin bisikletçisi Mehmet AÄŸabey'in aÄŸzının yamuk olması doÄŸaüstü güçlere baÄŸlandı. Semt ünlüsü bazı hafifmeÅŸrep bayanların evine girip-çıkarken bir 'yatıra' yakalandığı, çok ciddi biçimde öne sürüldü. Bu 'Yerel Donjuan'ın zamansız ölümü de örneklemeye benzer ÅŸekilde olmuÅŸtu. Eyüp'te bisikletle giderken, yokuÅŸ aÅŸağı inen kamyonetin altında kalmıştı. Bizimkilere göre herhalde kamyoneti 'Namuslu Baba' kullanıyordu.
PEÅž PEÅžE
Sırası gelenlerin salladığı gecenin biteceÄŸi yoktu. Sabah okul yok, tatildi. Annemiz Çorlu'ya aÄŸabeyimizin yanına gitmiÅŸti. Sahuru da hallettikten sonra, demir kapılı eve yöneldik. Arka cepten kocaman anahtarı çıkardık. Korku hikayeleri dinleye dinleye tüylerimiz havada kapıyı açtık. İçeride kimsenin olmamasını bilmek, kabusu artırdı. GiriÅŸin sağında soyunup pijamaları giydik. İkinci kata çıkmak için merdivenlere yöneldik. İlk adımımızda saÄŸ tarafımızdan biri yakaladı. Dönüp bakamıyoruz bile. O çekiyor, biz kurtulmaya çalışıyoruz. Sonunda, 'caart' diye bir sesle beraber pijamanın bir bölümünü bırakıp kaçtık.
SABAH SÜRPRİZİ
Fırladık ve uçarak tırmandık. Yattığımız odaya girer girmez, kapıyı kilitledik. Uyumak ne mümkün. AÅŸağıdan ses gelmiyor. GüneÅŸ doÄŸarken, dalmışız. Gözümüzü açar açmaz, bir cesaretle kendimizi topladık. Meraktan çatlıyoruz. AÅŸağının yolunu tuttuk. İndiÄŸimizde acı gerçek ile karşı karşıya kaldık. Pijamadan ayrılan cep, tahta tırabzan tahtasına takılmış öylece duruyordu. Anlayacağınız, beynimizi öcü öyküleriyle doldurmanın bedelini ödemiÅŸtik. Ortada cin-peri yoktu. Kendi paniÄŸimizin kurbanı olmuÅŸtuk. Yine de, annemiz Çorlu'dan, babamız İzmir'den dönene kadar, geceleri pek rahat yattığımız söylenemez. Bu konuda epey sabıkamız var. İleride yine bazılarından söz eder, sizin de uykunuzun içine ederiz. Tabii, yazının başına 'RTÜK'ten onaylı '17+' iÅŸareti' koyarak.
ÖYLE GÖMÜLECEKSİNİZ
Ata Nine'den miras bir öyküyü çok severiz. Yeri geldi, tekrarlayalım. Biz buna 'Horasan Hikayesi' adını verdik:
Zengin tüccar, çocuklarını toplayıp, son dileÄŸini bildiriyor; 'Beni çoraplarımla gömün'. Sözü aldıktan 24 saat sonra vefat ediyor. Sıra defin iÅŸlemine gelince, vaziyet imama bildiriliyor. Hoca efendi: 'Mümkün deÄŸil. Nasıl geldiysek öyle gideceÄŸiz'de direniyor. Sonuçta bu varlıklı adam kabrine sadece kefenle konuluyor. O an en küçük oÄŸlunun aklına babasının 'Gömüldükten sonra bakın' notu düÅŸtüÄŸü mektup geliyor. Hemen açıp, içindekini okuyorlar: 'Gördünüz mü, bunca servetime raÄŸmen, öbür tarafa çoraplarımı bile götüremedim'
Evet, dileriz bu kıssadan hisse kimilerine ders olur. Fakir fukarayı unutmayıp bu mübarek günlerde en azından gariban sofralarını donatırlar.
ELİ SIKI SÖZLER
Cimriler, kendilerinin ölmesini isteyen insanlara para toplarlar. S. Leszczynski
Gel dese de bakma Nekes -Cimri- aşına, bir fırsat arar da kakar başına.
Neyzen Tevfik
Cimri öyle kimsedir ki, dünyada fakir gibi yaÅŸar, ahirette zengin gibi hesap verir.
Hz. Ali
Yoksul, dünyanın bazı nimetlerinden, cimri ise bütün nimetlerinden mahrumdur.
L. Bruyere
KORKUYORUM
YaÄŸmuru seviyorum diyorsun,
yaÄŸmur yağınca ÅŸemsiyeni açıyorsun...
GüneÅŸi seviyorum diyorsun,
güneÅŸ açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte, bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiÄŸini söylüyorsun...
(William Shakespeare)
Burhan Ayeri