AKÅžAM 23 AÄžUSTOS 2009, PAZAR
Ekrem Dumanlı, önce 'Tasfiye edilecek gazete(ci)ler listesi' ardından da 'Ayakta kalacak gazete(ci)ler listesi' baÅŸlıklı yazılar yazarak medya dünyasını karıştırdı. Tam da bu karışık günlerde edebiyatçı kimliÄŸiyle 'Anlık Hikayeler' isimli bir hikaye kitabı yayınlayan Ekrem Dumanlı ile Yayın Yönetmeni olduÄŸu Zaman Gazetesi'nde buluÅŸtuk ve önce kitabını sonra da yazılarının yarattığı ateÅŸli tartışmayı konuÅŸtuk. Tüm çalışanların ve Dumanlı'nın da açıkça söylemese de övündüÄŸü bir binası var Zaman'ın. Tam bir tasarım harikası, tıpkı gazetenin sayfaları gibi; göze batan bir sadelik... 700 bin satan ama satış rakamları üzerinde daima bir kuÅŸku bulutu dolanan gazetesiyle övünüyor Dumanlı, daha iyisini yapmak için çabaladıklarının altını çizerek. Edebiyatı bir sığınak olarak görüyor ve medya camiasının kendisine taktığı 'edebiyat öÄŸretmeni' lakabını umursamasa da, 'cemaat kendisine bir halı dükkanı açsın' yakıştırmalarını kırıcı buluyor ve 'Ben aÄŸaç kovuÄŸundan çıkmadım' diyor. Off the record'u neredeyse on the record'undan fazla olan ilginç bir söyleÅŸi yaptık kendisiyle. Bunu yazmasaydım, 'o sorular sorulmaz mıydı' serzeniÅŸlerinin önüne geçemezdim. O, aklınızdan geçen soruları da sordum, yanıtları off the record'tu yazmadım
'Anlık Hikayeler'i biraz karamsar buldum. Hikayelerde kendi yaşamınızdan kesitler de var değil mi?
Evet, tanıdığım insanlardan da, hikayesini duyduÄŸum insanlardan da izler var. Özellikle 1979-2009 arasında yaÅŸadıklarımızı, zaman zaman nasıl acımasız kavgaların içinde hırpalandığımızı, birbirimizi yiyip bitirdiÄŸimizi küçük anekdotlarla nakletmek istedim. Çünkü 12 Eylül Darbesi'ni, orada çok arkadaşımın maÄŸdur edildiÄŸini gördüm; hayatlarının tanığıyım. BahsettiÄŸiniz gibi karamsarlık deÄŸil de ÅŸöyle bir duyguyu da içimden atamıyorum: Babalarımız, bu ülkede bir kutuplaÅŸma yaÅŸadı ve yaÅŸlandı; biz kutuplaÅŸmalarla yaÅŸadık. SaÄŸcılık-Solculuk, Sünnilik-Alevilik, Kürtlük-Türklük, laiklik-anti laiklik Böyle giderse bizim çocuklarımız da bu kutuplaÅŸmaların baÄŸrında ömürlerini heder edecek. Buna gerek yok demek için yazdım.
Hikayelerin sonları neden hep açık uçlu? Aslında, hayat devam ediyor mesajı vermek istedim.
Hikayelerinizin hepsinde bir iç ses var.
Hepimizin içinde var o ses. O, zaman zaman kendi çocukluÄŸumuz, zaman zaman da vicdanımızın sesi.
Sizin bir iç sesiniz var mı?
Vicdanın sesi diye bir ÅŸey var. Bu asırda, bunca ÅŸey dinleyen insan kendini dinleyemiyor. Özellikle gazeteciler; kim ne dedi, niçin dedi gibi konulara odaklanmış; her ÅŸeyi dinlemekten kendilerini dinlemeye fırsat bulamıyorlar. MesleÄŸim gereÄŸi hep on-line yaşıyorum. O kadar çok dinliyorum ki, kendimi duyamıyorum. İnsan iç sesinden uzaklaÅŸtıkça kendine yabancılaşıyor.
BaÅŸka kitaplar da yazdınız ama hikayeleriniz kendi içinde bir ilk; diÄŸer kitaplarınız arasındaki yeri nedir 'Anlık Hikayeler'in? Yeni çalışmalar da var mı?
Bu hikayelere bir hayli emek verdim, ince eleyip sık dokudum. Bir kuyumcu titizliÄŸiyle kelimeleri tek tek seçmeye gayret ettim. Yine bir politik komedi yazmak istiyorum. Senaryo da olabilecek ÅŸekilde çerçevesini çizdim. Bir de 'Nesillerin Hikayesi' diye bir hikaye yazacağım, Türkiye'nin yaÅŸadığı deÄŸiÅŸimi anlatan.
'FINDIK FISTIK YASTIK'
Hafta sonları sinema yazıları da yazıyorsunuz, belki yazdığınız senaryoyu siz çekersiniz?
İşin doÄŸrusu Amerika'daki master'ım sırasında sinema dersi aldım ama tabii akademisyen deÄŸilim. Sinemaya ilgim, seyirci olarak. 'Amerikan sineması Müslümanlar'dan özür diler mi' diye baÅŸladım yazmaya, sonra da 'Türk sineması diler mi' diye devam etti Sinema kültürümüzün çerçevesinin çizilmesi, bir tarzımızın, bir ekolümüzün olması gerek; sinemamızın felsefi çerçevesi üzerinde çok fazla düÅŸünmüÅŸ insan yok, varsa da onlara kulak verilmiyor. Tıpkı medyada ki gibi. Meselelerin felsefi arka planı üzerinde teorik olarak kafa yormayı bunaltıcı buluyoruz. O zaman da sürekli pratikle gidiyoruz. El yordamıyla DüÅŸünün, Amerikan medyası dediÄŸinde sokaktaki insan bile 3 tane gazete sayar, İngiltere keza öyle; hepsi birbirine paraleldir. Bir de tabloidler vardır. Onların da çizgileri bellidir. Bizdeki sorunu, biraz felsefeden ve tefekkürden, düÅŸünceden kaçışa baÄŸlıyorum. DüÅŸünce yazıları olmasındansa popcorn tarzında 'fındık-fıstık-yastık' yazıları sevilir. İnsanın en temel özelliÄŸi düÅŸünmesi. DüÅŸünmek için de o kapıları açmak gerek.
GAZETECİLİK TEFEKKÜRDÜR
Gazetecilik üzerine son iki yazınız çok ses getirdi. Bu kadar ses getireceÄŸini bekleyerek yazdığınızı tahmin ediyorum ama yankılarını nasıl buldunuz?
Elbette ses getireceÄŸini biliyordum. Bazı tepkileri saÄŸlıklı, bazılarınıysa çok anlamsız buluyorum. Ya sizin söylediÄŸinizi karşı taraf anlamamış ya da anladığı halde çarpıtmaya kalkıyor. Anlamayana bir ÅŸey demem ama anladığı halde çarpıtmaya kalkana üzülürüm. Bazı prensipler yazdım; zaten bunu yazan insan, öncelikle kendini baÄŸlıyor demektir. Buna niye kızıyorlar! Desem ya da ima etsem ki 'devlet veya hükümet ya da elinde güç bulunduran birileri sizi tasfiye edecek', o zaman kızabilirsiniz. O yazıda; bu insanları toplum ve toplum bilinci tasfiye edecek dedim. Bilgi çağında yaşıyoruz, bir yalan yazdığınızda iki saat sonra ortaya çıkar. Toplum diyecek ki 'KardeÅŸim bana yalan söyleme, bana fikir söyle, hakaret etme!' ÇaÄŸ deÄŸiÅŸti, toplum deÄŸiÅŸiyor, bundan sonra klasik soÄŸuk savaÅŸ döneminin parametreleriyle gazetecilik yapmak mümkün deÄŸil. Ha bu mümkündür diyenin de Allah yolunu açık etsin.
SeçtiÄŸiniz 'tasfiye' kelimesi rahatsızlık yarattı, ErtuÄŸrul Özkök de yazısında bunu belirtti...
Olabilir ama 2 ay önce kendisi de yazmış 'tasfiye' diye. Bana demiÅŸ ki, 'yazdığının çoÄŸuna katılıyorum ama ' Ama ne? Katılmadığın ne? Onu ben bilmiyorum. 2 ay önce sen yazdın Ahmet Hakan üzerinden, 'ÅŸunu ÅŸunu yapanlar tasfiye olacaksınız' diyorsun. ErtuÄŸrul Özkök yazdığında çok büyük bir anlama gelmiyor, yankı uyandırmıyor ve bundan bir kuÅŸku doÄŸmuyor da ben yazınca neden doÄŸuyor?
Yazınızda 'siyasetten ve ekonomiden de tasfiye edildiÄŸi gibi' cümlesi var. Siyasette yaÅŸananı hepimiz biliyoruz, ekonomide de örneÄŸin eski MÜSİAD BaÅŸkanı Erol Yarar'ın geçtiÄŸimiz günlerde yaptığı açıklamalar gibi, ya da 'Kapitalizm Müslüman'ın yitik malıdır' tartışmaları gibi çıkışlar akla geliyor. Basında da yine bu biçimde bir tasfiyeden bahsettiÄŸiniz anlaşılıyor açıkçası
Yok, öyle demiyorum. Ekonomideki tasfiyeden kastım ÅŸu; tüketici bilinci diye bir bilinç var. Siz eskiden bir malı allayıp pullayıp reklamla satabiliyordunuz. Fazla alternatifiniz yoktu, ayrıca insanlar tepkilerini nasıl dile getireceÄŸini de bilmiyordu. Åžimdi insanlar yargı yoluyla, olmazsa medya yoluyla bir ÅŸekilde haklarını arıyor. Bu sizin saydıklarınız aklıma bile gelmemiÅŸti. Bu yazının temel esprisi toplum bilinciydi. Toplum bilinci her alanda, herkesi süzgeçten geçirecek. Çok ÅŸeffaf bir dünyaya gidiyoruz. Bu saatten sonra grupçuluk, hizipçilik, cemaatçilik yapmak mümkün deÄŸil diyorum. Kendimi baÄŸlayacak her ÅŸeyi de söylüyorum.
Yoksa bir iç hesaplaÅŸma mıydı bu yazdıklarınız?
Kendimi de içine koyduÄŸum medyaya, aynaya bakalım diyorum.
Serdar Turgut da bu yazdıklarınıza bakılırsa sizin en başta tasfiye edilmeniz gerektiğini yazdı, hatta 'Kim beni tasfiye edebilir ki' diye sordu
Niye öyle üzerine alınıyorsun? Seni kim tasfiye etsin ki? Serdar Bey'in yazısını okuduÄŸumda üzüldüm, ya yazdıklarımı okumamış, ya okuduklarını anlamamış. Ben hep beraber gelin aynaya bakalım diyorum. Ayna, gelecek 5-10 yılın muhasebesini yapacak. Diyecek ki 'dikkat edin.' Bütün medya için söylüyorum: Bizi bekleyen bir tehlike var! MEDYA POZİSYON DEĞİŞTİRMELİ
Nedir bu tehlike?
Toplum medyanın önüne geçti. Elinde bu kadar teknolojik imkan var, çok da akıllı yetenekli birikimli insan kaynağı var; niye hakaret ederek, insanları aÅŸağılayarak, deÄŸerlerini küçümseyerek toplumun gerisinde kalalım? Toplum daha özgür, daha katılımcı, daha çoÄŸulcu bir demokrasi istiyorsa biz de o çerçevede yeniden pozisyon alalım.
Cemaatçi gazetecilik bitti diyorsunuz, ama gazeteniz Zaman, cemaat gazetesi olarak tanınıyor. Bu nedenle daha fazla tepki çekmiÅŸ olabilir misiniz?
Hayır, öyle düÅŸünmüyorum. Cemaat; dar, kapalı, kendi aralarında özel iletiÅŸimleri olan ve dünyaya kapalı bir grup olarak düÅŸünülüyor. İyi de sizin cemaat dediÄŸiniz o kitle, dünya çapında iÅŸler yapıyor. Türkiye'yi tanıtıyor, okullar açıyor. Kendi içinde koloni gibi yaşıyor zannettiÄŸiniz insanlar, muhteÅŸem ve evrensel iÅŸler yapıyor. Dünya barışına katkı saÄŸlayacak iÅŸler yapıyoruz; 'dinler arası diyalog' gibi fevkalade iÅŸler. Ama buna karşı çıkanların bir kısmı, tam da o 'cemaat' denilen kavrama uygun; dar bir yerde yaşıyor, sadece birbirleriyle iliÅŸkileri var, dünya nereden nereye gidiyor, dönüÅŸümü görmüyor. Bir insan bir derneÄŸe, partiye, bir mezhebe, cemaate üye olabilir Problem bir yere mensup olmak deÄŸil. Mezhep mensubu olmak ayrı, mezhepçi olmak ayrı bir ÅŸeydir. Cemaat üyesi olmak baÅŸka cemaatçilik baÅŸkadır. Bu nedenle Zaman Gazetesi'ni cemaatçi olarak görmüyorum. Öyle bir ÅŸey olsa, Hilmi Yavuz burada yazar mı, Selim İleri, Elif Åžafak, Bejan Matur, Åžahin Alpay burada yazar mıydı?
Haberlerinizde mütedeyyinlerin hassasiyetlerine dikkat eden bir üslup olduÄŸunu söylemiÅŸtiniz, bundan iki sene önce verdiÄŸiniz röportaj sonrası ortaya çıkan 'kadın sporcu resmi bu nedenle gazetemizde basılmıyor' açıklamanız var. Bu hassasiyetlerinizi koruyor musunuz? Bir eÅŸcinsel ya da vicdani retçi sizde haber olabilir mi?
Bizim bir yönüyle aile gazetesi olduÄŸumuzu asla gözden uzak tutmuyorum. Biz Anadolu'da çok tutulan bir gazeteyiz. Aile gazetesi olarak bazı ÅŸeylere dikkat ediyoruz ve bunu ayıplanacak bir ÅŸey olarak görmüyorum. 'Gel bana benze' diyor bazı gazeteler. Neden sana benzeyeyim! Her okur profiline göre deÄŸiÅŸik gazete modellerinin olmasında mahsur yoktur.
Ahmet Hakan, Gülen size dua ettikçe ve cemaat var oldukça tasfiye edilemeyeceÄŸinizi yazdı
Yakıştıramıyorum ben böyle ÅŸeyleri. İkimiz de eli kalem tutan insanlarız, ben sizin canınızı acıtmak için 3. bir ÅŸahsa neden sürekli gönderme yaparım? Diyelim ki ben yanlış bir ÅŸey yazdım, Fethullah Hoca'yla ne ilgisi var bunun? Ahmet hala arkadaşım olan, görüÅŸtüÄŸüm de bir insan. Bana bir ÅŸey söylerken Fethullah Gülen'e, cemaate, ÅŸakirtlere gönderme yapmayı insani bulmuyorum. Ben senin canını acıtacağım; ama baÅŸkasına tekme atarak. Böyle bir ÅŸey olamaz. Ben de sizi aÅŸağılayıcı, canınızı yakıcı bir yazı yazsam doÄŸru bir ÅŸey mi?
FETHULLAHÇI DEMEYİN
Bu sizi niye bu kadar incitti ki? Fethullah Gülen'le adınızın anılması, onun size dua etmesi
Niye bana bir ÅŸey söylemiyor? 'Bak bizim aleyhimize yazarsan, ben de onun aleyhine yazarım' demek istiyor. Bu sürekli yapılan bir ÅŸey.
Bu biçimde etiketlenmek mi sizin canınızı sıkan?
Hayır, niye 3. ÅŸahısları aÅŸağılayarak cevap veriyorsun? Bugün de baÅŸka bir Hürriyet yazarı yazmış aynı ÅŸeyi. Zaman Gazetesi'ni yazarken Fethullahçıların bilmem nesi Ya buna gerek yok! Aynı ÅŸeyi ben yapıyor muyum? Senin gazeteni zikrederken baÅŸka ÅŸeyler söylüyor muyum?
Peki, bu söylemi doÄŸuran algıyı deÄŸiÅŸtirmek için, bir tavır geliÅŸtirecek misiniz?
Hayır, hiçbir ÅŸey geliÅŸtirmeyeceÄŸiz, biz yolumuza devam edeceÄŸiz. Elimizden geldiÄŸi kadar gazetemize odaklandık, iyi bir gazete olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bunu da kamu vicdanına, mahÅŸeri vicdan dedikleri vicdana havale ediyoruz.
Gazetenizin satış rakamları doğru mu?
Türkiye'de uluslararası bir tiraj denetleme kurulu tarafından denetlenen tek gazete biziz. Abone dağıtımı, dünyadaki en modern dağıtım sistemidir. Bu mevzuu diline dolayanlara soruyorum: Sizin tirajınızın doÄŸru olduÄŸu ne malum? Gazeteyi basan siziniz, dağıtan sizsiniz, rakamı söyleyen sizsiniz. İnsanlar hesap-kitap bilmiyor. 600 bin-700 bin gazete finanse edilebilecek bir rakam deÄŸil.
Kültür sanat muhabirliÄŸinden baÅŸladınız, editör ve ardından koordinatör ve Yayın YönetmenliÄŸi. Bu hızlı yükseliÅŸi hangi özelliÄŸinize borçlusunuz?
'Paha biçilmez bir kabiliyetim, o nedenle bu iÅŸi yapıyorum' diyemem ama herhalde öyle bir özellik gördü ki Yönetim Kurulu beni bu göreve tavsiye etti. Bazı arkadaÅŸlar aÄŸaç kovuÄŸundan çıkmışım gibi konuÅŸuyor. KardeÅŸim ben edebiyat fakültesinde isteyerek, seçerek okumuÅŸ, edebiyat master'ını belli oranda yapmış, Amerika'da çok önemli bir okulda iletiÅŸim master'ı yapmışım. Sonra Türkiye'ye gelip yayın yönetmenliÄŸine baÅŸladım. 'Sana ne oluyor' diye sormak lazım bazı insanlara.
Yayın yönetmenliÄŸi bir güç. Tirajla ve yapılan gazeteyle de orantılı olarak artıyor
'KardeÅŸim adam gazeteci de deÄŸil, geldi gazeteye yönetmen oldu' filan diyorlar Yönetim benim yaptığım deÄŸiÅŸikliklere güvendi. Sadece onlar deÄŸil, o zaman 160 bin civarı okurumuz vardı; o okur da kabul edip sevdi, onun için iÅŸimi yapmaya devam ediyorum.
Saç saça gazetecilik
Edebiyat benim için bir sığınak diyorsunuz. Neden kaçıp sığınıyorsunuz, hayattan mı? Bu yayın yönetmenliÄŸinin debdebesinden mi?
Ben gazeteciliğin ihtişamını yaşamıyorum.
Odanızın, hatta katınızın büyüklüÄŸüne ve size ulaÅŸmak isteyenlerin önce özel kaleminizle muhatap olmasına bakarak söylüyorum bunu...
Bunlar kurumsal ÅŸeyler. Ben çok sade yaşıyorum. Başıma gelen bir ÅŸeyi anlatayım Nerede oturduÄŸumu söyleyemeyeceÄŸim ama oturduÄŸum semtin mülki idari amirlerinden biriyle karşılaÅŸtık, sohbet ederken 'ÅŸuradaki yolu neden düzeltmiyorsunuz?' dedim. O da ÅŸaÅŸkınlıkla 'Sen niye orada oturuyorsun ki?' dedi. 'Ya, senin gibi adamın orada deÄŸil, ÅŸurada oturması lazım!' Ama onun söylediÄŸi semtlerde otursam, Zaman Gazetesi Yayın Yönetmeni olmamın bir anlamı olmaz. BaÅŸkalarının tercihlerini bilemem ve onları da kınamam ama ben Zaman Gazetesi yöneticisinin halkın içinde olan biri olması gerektiÄŸine yürekten inanıyorum. Neye sığınak sorusuna gelirsem Hakikaten bizde gazetecilik üzülerek söylüyorum ki saç saça baÅŸ baÅŸa, insanları acıtmak üzere yapılıyor ve nasıl düzelecek onu da bilmiyorum ve bundan sığınıyorum. İkincisi dış dünyayla çok uÄŸraşınca insanın iç dünyası sığlaşıyor. SığlaÅŸmanın olduÄŸu yerde de bir kokuÅŸma olur.
Beşiktaş'ı tek kelimeyle tarif etsem, 'tutku' derim
BeÅŸiktaÅŸ bu sezon ÅŸampiyon olur mu?
Umarım olur, çok kolay deÄŸil.
Yeni transferler nasıl?
Fena deÄŸil ama hala bazı oyuncularımızın kafası çok karışık. Gidecek mi kalacak mı; kalacaksa yedek mi olacak oynayacak mı; bunların bir an önce toparlanması lazım. BeÅŸiktaÅŸ kendi deÄŸerlerine döndükten sonra; ÅŸampiyonluÄŸu tabii çok isteriz ama ille de ÅŸampiyon olmaları gerekiyordu diye rezalet çıkarmayız. BeÅŸiktaÅŸ taraftarı çok sabırlıdır. BeÅŸiktaÅŸlılığı bana bir kelimeyle tarif et deseniz; 'tutku' derim. Åžampiyonluk önemlidir ama her ÅŸey deÄŸildir. Bu sene asıl Åžampiyonlar Ligi'ni merak ediyorum. Kendimizi göstermek zorundayız.
Ekip demişken Başkan'ı da sormak isterim.
BaÅŸka kulüpler her kulüple kavga edebilir. BeÅŸiktaÅŸ herkesin ya ilk ya ikinci takımıdır. Zaten bu nedenle de Türkiye'de en çok taraftarı olan takım BeÅŸiktaÅŸ'tır. 'BeÅŸiktaÅŸlılar BeÅŸiktaÅŸ'ı sevsin, diÄŸerleri sevmese de önemli deÄŸil' diyemezsiniz. Biz hiç kimsenin ikinci takımı olmayacağız gibi yaklaşımlar sempatik olmadı. Demagoji ve lüzumsuz kavgalar da yapıldı. Bunlar BeÅŸiktaÅŸ'a çok kan kaybettirdi ve marka deÄŸerine zarar verdi. 'Her ÅŸey ÅŸampiyonluk; ÅŸampiyonluk her ÅŸey demektir. O nedenle ÅŸampiyon olmak için her ÅŸey mubahtır!' anlayışı her kulübe yakışsa da BeÅŸiktaÅŸ'a yakışmaz.