Gazeteci Can Dündar, Sabancı suikastı sanığı Mustafa Duyar'la görüÅŸmesine engel olan bürokratın Ali Suat Ertosun olduÄŸunu açıkladı. Taraf gazetesinden Alper GörmüÅŸ de Ertosun'un Duyar'ın ortadan kaldırılmasına göz yumduÄŸunu ima eden yazılar yazdı. Bir de buna NuriÅŸ çetesinin Fox'ta yayınlanan UÅŸak Cezaevi görüntülerindeki Veli Küçük iliÅŸkilerini ekleyince ortaya ilginç bir tablo çıktı. Dündar dün de birkaç soruyla kafaları iyice karıştırdı. O halde Devrimci Sol'dan DHKP-C'ye, bir örgütün 30 yıllık anatomisini yazalım. Kararı siz verin...
Devrimci Yol örgütü 80 öncesinin en kitlesel örgütüydü. Kızıldere'de öldürülen Mahir Çayan ve arkadaÅŸlarının devamı olduÄŸu iddiasındaydı. Mahalle komiteleri, direniÅŸ komiteleri gibi yerel örgütlenmeleri hayata geçirmiÅŸti. 80 öncesinde illegal satılan Devrimci Yol dergisi 100 binlik tirajlara ulaÅŸmıştı. 1978 yılında Ankara merkezli Devrimci Yol örgütünü pasiflikle suçlayan 'İstanbul kanadı' iliÅŸkilerini askıya alma kararı aldı. Peki ne zaman? Mayıs 1978 de. Bu tarih anlamlıydı. Çünkü İTÜ TaÅŸkışla binasında yaptıkları toplantıda iliÅŸkilerini askıya almaya karar vermiÅŸler ve bundan böyle Ankara'dan talimat almayacaklarını ilan edip bir nikah törenine koÅŸmuÅŸlardı. İstanbul kanadının önde gelen adamlarından Bülent Uluer, Nihal'le evleniyordu.
Kadıköy Evlendirme Dairesi önünde fotoÄŸrafçıya poz veren 25 erkek, bir gelin aynı zamanda yeni kurulacak örgütün kutlamasını yapıyordu. Daha sonra Türkiye'nin yakından tanıyacağı isimler olan Dursun KarataÅŸ, Aslan Tayfun Özkök, Arslan Åžener Yıldırım, Mürsel Göleli, İbrahim ErdoÄŸan, Sinan Kukul hepsi bu nikah töreninin davetlileriydi. (Yazar Oya Baydar 'Bir düÄŸün fotoÄŸrafı' adlı öyküsünde bu günün hikayesini anlatır.)
Ankara'daki merkez ise İstanbul'a tepkiliydi. İliÅŸkilerini askıya almalarından dolayı İstanbul'dakilere 'Askıcılar' ismini taktılar. Ama İstanbul kanadı adını kısa bir süre sonra açıkladı: Devrimci-Sol!
İki örgüt arasında esaslı bir rekabet baÅŸlasa da Devrimci-Sol adını duyurmak ve pasiflikten kurtulmak için sert eylemlere baÅŸladı. Önce bombalamalar ardından suikast eylemleri geldi. (Bu arada ilk bombalı pankart da Devrimci-Sol örgütünün icadıydı. Astıkları pankartın ucuna iliÅŸtirdikleri saatli bir bombayla pankartın saatlerce orada kalmasını saÄŸlıyorlardı.)
Türkiye koÅŸar adım 12 Eylül'e giderken Dev-Sol'un suikastları hız kesmiyordu. MHP'li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak ve eski BaÅŸbakan Nihat Erim, Dev-Sol'un kurÅŸunlarına hedef oldular. (Nihat Erim Dragos'taki yazlığında silahlı saldırıya uÄŸrayarak ölmüÅŸtü.) Nihat Erim 1971'deki ara dönem hükümetinin baÅŸkanıydı ve Mahir Çayan ile 9 arkadaşının öldürüldüÄŸü operasyonun sorumlusu olarak ilan edilmiÅŸti. Kamuoyunda aydın ve solculara yönelik ünlü 'Balyoz' harekatının mimarı olarak ünlenmiÅŸti. Hemen hemen bütün sol örgütlerin hedefindeydi.
Åžimdi burada biraz duralım... Örgüt kurulduÄŸu günden bu güne hep intikam eylemleri yaptı. Bununla hem daha fazla taraftar topladı hem de sansasyon yaratmayı baÅŸardı. Ama bu büyük eylemler örgütü taraftar anlamında güçlendirdiÄŸi gibi örgütsel olarak da darbe yemesine sebep oldu. Her büyük eylemden sonra polis operasyonları birbiri ardına geldi. Aslında bu örgüt için, Mahir Çayan'ın da kabul ettiÄŸi türden bir hataydı. Örgüt kaldıramayacağı büyüklükte eyleme giriÅŸiyordu. Tıpkı Çayan ve arkadaÅŸlarının İsrail BaÅŸkonsolosu Eprahim Elrom'u kaçırıp öldürmeleri gibi. Mahir bunu 'sol bir hata' olarak deÄŸerlendirmiÅŸti. Ama Dev-Sol bu hatalardan hiç vazgeçmedi. Hep büyük ve sansasyonel hedeflerin peÅŸinde oldu.
***
12 Eylül darbesi her illegal örgütü olduÄŸu gibi Devrimci Sol'u da vurdu. Örgütün hemen hemen tüm kadroları yakalandı. O yıllarda henüz örgütün lideri olmayan Dursun KarataÅŸ ise ÅžiÅŸli Baran Reklam isimli ajansta yakalandı. (KarataÅŸ yıllar sonra örgüt lideri olarak yazdığı yazılarda hep Mehmet Ali Baran takma ismini kullandı.)
12 Eylül'de İstanbul'da açılan en kitlesel dava Dev-Sol ana davası oldu. Tam 1384 sanıklı bu dava halen devam ediyor.
Örgüt 1983 yılına kadar 12 Eylül'ü kabullenmedi. Eylemlerine devam etti. Darbe sonrası en sarsıcı eylemi ise 1981 yılında öldürdükleri İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mahmut Dikler oldu. Bu eylem herkes üzerinde ÅŸok etkisi yapmıştı. (O denli ki Dev-Sol bile kendi yaptığı bu eylemi üstlenmekte tereddüt etti. BaÅŸka bir örgüt adına eylemi üstlenerek biraz olsun hedef ÅŸaşırtmak istiyorlardı. Yine hata yapmışlar ve güçlerinin ötesinde bir eyleme kalkışmışlardı.)
Bu arada ilginç bir not: Mahmut Dikler suikastında istihbaratı veren, Dikler'in Arnavutköy'den mahalle komÅŸusu ve Dev-Sol'un merkez komite üyelerinden Aslan Tayfun Özkök'tü. Mahmut Dikler sık sık komÅŸularının oÄŸluyla selamlaşıyordu. (Tayfun Özkök Galatasaray kürek takımında milli kürekçilik yapmıştı. Uzun yıllar örgütün üst düzey yöneticiliÄŸinde bulundu. Yakın bir zamanda ise örgütle iliÅŸkisini kopardığı anda Güney Kıbrıs'ta yakalandı. Burası tuhaf gelebilir. Örgütle bağını kesen hemen herkesin başına yakalanma veya operasyon geliyor. Neden? Aslında bunu anlamak için örgütün illegal koÅŸullarını iyi okumak gerekir. Örgüt sıkı bir illegal disipline sahip. Barınma, ulaşım vb. bütün durumlar örgüt disiplininde yapılıyor. Bu disiplinden kopan üyeler ise kolaylıkla polis takibine düÅŸüyorlar ve yakalanabiliyorlar.)
***
1983'te örgüt geriye çekilme kararı aldı. Cezaevlerinde örgütlenmeye devam ederken bir kısım militanlarını da yurtdışına kaçırmışlardı. Bunların başında PaÅŸa Güven geliyordu. Örgütün lideri konumundaydı. Ama yurtdışının rahatlığına alışmış, örgüt kararlarına uymuyordu. İçeride ise Metris Cezaevi hakimiyeti ele geçiriyordu. 1984 ölüm orucu örgütün var olma mücadelesine dönüÅŸtü. 3 örgüt üyesi tek tip elbise giymemek için açlık grevinde yaÅŸamlarını kaybettiler. Haydar BaÅŸbaÄŸ, Abdullah Meral, Hasan Telci uzun süren oruca dayanamadılar.
Bu arada örgüt cezaevlerinde iyiden iyiye örgütlülüÄŸünü saÄŸlamıştı. Nasıl ki PKK'nın doÄŸuÅŸu Diyarbakır cezaevinde olmuÅŸtur denirse, Dev-Sol'un doÄŸuÅŸu da Metris Cezaevi'nde olmuÅŸtu. Burada uygulanan baskılar örgütü dağıtmak yerine giderek daha etkin bir hale getirmiÅŸti.
1988 yılında örgüt 'Haklıyız Kazanacağız' adını verdikleri savunmalarını okumaya baÅŸladı. Savunma oldukça uzundu. Dursun KarataÅŸ tarafından okunmaya baÅŸlanan savunmaya her gün bir baÅŸka sanık tarafından devam ediliyordu. Ama bu savunmanın ilginç yanı sonunda açıkladıkları bir liste oldu. Tam 1200 kiÅŸilik ölüm listesini mahkeme hakiminin yüzüne okumaya baÅŸladılar. Kenan Evren'den baÅŸlayarak 12 Eylül sorumlularının neredeyse tamamını ölümle cezalandıracaklarını açıkladılar. Ve çok kısa bir süre içinde ilan ettikleri listenin büyük bir çoÄŸunluÄŸuna saldırılar düzenlediler. Bu arada firarlar da peÅŸi sıra gelmeye baÅŸladı. Hemen hemen örgütün bütün ileri kadroları birer ikiÅŸer cezaevinden kaçmayı baÅŸardı. Dursun KarataÅŸ, Sinan Kukul, Bedri YaÄŸan, Aslan Tayfun Özkök, Aslan Åžener Yıldırım gibi örgütün üst düzey yöneticileri cezaevinden kaçtılar. İntikam eylemleri de asıl o zaman baÅŸladı...
Özal ve Bush'u ÇıraÄŸan'da tarayacaklardı
1989 1 Mayıs olayında arkadaÅŸlarını öldüren trafik polisi Kazım Çakmakçı ilk intikam eylemi oldu. Ardından MİT MüsteÅŸar yardımcısı Hiram Abbas (Mahir Çayan'ın öldürüldüÄŸü Kızıldere operasyonuna katılmıştı), Korgeneral İsmail Selen, TuÄŸgeneral Temel Cingöz, Oramiral Kemal Kayacan, Cumhuriyet Savcısı YaÅŸar Ünaydın, MİT eski müsteÅŸarı Adnan Ersöz, terörle mücadele komiserlerinden Aydın Barış ve daha nice önemli görevde bulunan kiÅŸiler Dev-Sol kurÅŸunlarına hedef oldular. 1990 yılında baÅŸlayan bu eylemler 1991 12 Temmuz'una kadar sürdü. 12 Temmuz'da örgüt büyük bir operasyon yedi. Peki ne olmuÅŸtu? George Bush (Baba Bush) Türkiye ziyaretine hazırlanıyordu. Dev-Sol ise suikast hazırlığı içindeydi. Suikast planları James Bond filmlerini aratmayacak türdendi. Merhum CumhurbaÅŸkanı Turgut Özal, Bush onuruna ÇıraÄŸan Sarayı'nda bir yemek verecekti. Dev-Sol militanları ise BoÄŸaz'ın kıyısından balık adam elbiseleri ile deniz dibinden gelerek saraya çıkacak ve masayı tarayacaklardı. Bu fantastik planları tutmadı. CIA bu eylemi haber almıştı. Teknik takip henüz Türk polisinin çok kullandığı bir yöntem deÄŸildi. ABD BaÅŸkanı gelmeden 2 gün önce düÄŸmeye basıldı. 8 ayrı hücre evine operasyon düzenlendi ve örgütün birçok üst düzey kadrosu ölü ele geçirildi. Yani Dev-Sol bir kez daha altından kalkamayacağı bir iÅŸe soyunmuÅŸtu. Bunu ÅŸunun için anlatıyorum. Örgütün devamı olan DHKP-C'nin Sabancı eylemine bakarak ÅŸaşırmak mümkün ama tarihindeki diÄŸer eylemlerin inanılmazlığı da dikkate alınırsa Sabancı eylemi daha net anlaşılabilir. (ÖrneÄŸin Sinan Kukul Amerikalı bir subayı infaz etmiÅŸ ve bunu basına duyurmuÅŸtu. Amerika'dan yalanlama geldi. 'Öldürülen kiÅŸi askerimiz deÄŸil tesisimizde çalışan bir çaycıdır' ÅŸeklinde. Ama aynı Sinan Kukul öldürdüÄŸü Albay'ın cebinden kimlik kartını da almayı unutmamıştı. Ertesi gün gazetelere bu kimlik fakslandı.) Operasyonlar o tarihten sonra da örgütün peÅŸini bırakmadı. 16-17 Nisan'da Dursun KarataÅŸ'ın eÅŸi Sabahat KarataÅŸ'ın da aralarında bulunduÄŸu çok sayıda militan hücre evlerinde ölü olarak ele geçirildi. Örgüt artık geriliyordu.
'Sen ajansın' diye birbirlerini kurşunladılar
CEZAEVİNDEN Dursun KarataÅŸ'la beraber kaçan Bedri YaÄŸan, KarataÅŸ'a karşı isyan baÅŸlattı. Ve örgüt yönetimine el koyduÄŸunu açıkladı. Tabii biraz gecikmeli olarak! Örgüt tam anlamıyla ikiye bölündü.
Birbirlerine kurÅŸun atmalar, ajan suçlamaları havada uçuÅŸtu. (Bu süreçte o denli tirajik olaylar yaÅŸandı ki amca yeÄŸen baÅŸka tarafta yer alıp birbirlerine kurÅŸun atmaktan çekinmediler. Örgütün yöneticilerinden Faruk Ereren'in karısı Latife Ereren ajan olduÄŸu gerekçesiyle öldürüldü. Hem de eÅŸi Faruk'un onayıyla.) Örgüt bu bölünmenin ardından yoluna partileÅŸerek devam etme kararı aldı. 1994'te DHKP-C kuruldu. PartileÅŸen örgüt bu kez kuruluÅŸunu yine sansasyonel bir eylemle duyurma kararı aldı.
Açlık grevi döneminin Adalet Bakanı Mehmet Topaç, politikadan sonra Ankara Selanik Caddesi'nde bir avukatlık bürosu iÅŸletiyordu. Örgüt militanları telefonda öldürülen arkadaÅŸları Murat Gül adına randevu aldılar ve Bakan Topaç'ı ofisinde kurÅŸun yaÄŸmuruna tuttular.
Akla takılan sorular
DEV-SOL'UN eylemleri alt alta yazılsa herhalde birkaç ciltlik kitap olur. Sadece en önemlilerini bile saysak sayfalara sığmıyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir intikam hırsı ve kararlılıkla iÅŸe soyundular. Ama hep iddialı ve sarsıcı eylemlere yöneldiler. En zayıf oldukları anda büyük bir eylemle güç toplamaya ve silahlı propaganda yoluyla taraf toplamaya çalıştılar.
İşte ÅŸimdilerde çok tartışılan Sabancı eylemi de aslında örgütün zayıf olduÄŸu günlerde geldi. Örgüt bölünme yaÅŸamış ve birçok önemli adamını kaybettiÄŸi bir anda çok büyük bir eyleme kalkışmıştı. Türkiye'nin en büyük sanayici ailesine saldırı düzenlemiÅŸlerdi. Hem de en güvenli iÅŸ kulesi olarak bilinen Sabancı Center'da...
Peki söylendiÄŸi gibi bu eylemde derin devletin parmağı var mıydı? Can Dündar'ın iddia ettiÄŸi gibi Abdullah Çatlı bu iÅŸin içinde yer almış mıydı?
Örgütün özetlemeye çalıştığım tarihine bakınca buna evet demek zor gözüküyor. Hiram Abas bu eylemden küçük deÄŸildi, yine Nihat Erim suikastı küçümsenecek cinsten olamazdı. Devrimci sol çılgınlık gibi gözüken onlarca eyleme cesaret etmiÅŸ bir örgüttü. Üstelik Abdullah Çatlı örgütün uzaktan yakından iliÅŸki kurmak ÅŸöyle dursun yakaladığı ilk fırsatta öldüreceÄŸi biriydi. Sık sık örgüt dergilerinde onu hedef alan yazılar yayınlanıyordu.
Ama ÅŸunu da kabul etmek gerekir. Örgüt aynı zamanda çok sayıda da muhbiri bünyesinde (her örgüt gibi) barındırdı. Farkına vardıklarını acımadan infaz ettiler. Ama birçoÄŸuna da engel olamadılar.
Sadece Mustafa Duyar üzerinden örgütü analiz etmeye kalkmak, yanlış sonuçlara sürükler. Örgütün geçmiÅŸ nizamına bakmak bunu anlamak için yeterli.
Ancak ÅŸu ev ödevlerini de yapmak zorunlu:
1- Örgüt, Sabancı suikastından sonra kesin bir düÅŸüÅŸe geçti mi?
2- Mustafa Duyar'ı öldürmek için NuriÅŸ çetesine kim para vermiÅŸ olabilir?
3- YeÅŸil bu organizasyonun neresinde?
4- Mustafa Duyar cezaevinde nasıl evlendi ve baba oldu?
5- Sabancı ailesi oÄŸlunun adını Özdemir koyan Mustafa Duyar'ın görüÅŸme talebine ne cevap verdi?