Twitter arkadaşım Melis Alphan'dan Mad Men dizisindeki ÅŸirketin sahibinin bir Ayn Rand hayranı olduÄŸunu öÄŸrendikten sonra hangi dizideki hangi karakterin Rand'in kitabı 'Hayatın Kaynağı'ndaki (Fountainhead) kahraman Howard Roark'a en çok benzediÄŸini düÅŸündüm.
Howard Roark'ın hayata karşı aldığı tavra benzer tavırları alan dizi kahramanı, House'daki Doktor House'dı.
House da Howard Roark gibi kimsenin ne düÅŸündüÄŸüyle ilgilenmeden doÄŸru bildiklerini kolektif dirence karşı olsa da cesurca uygulayan bir insandı. Normların dışında House da Howard Roark da. İkisi de kamuoyunun kendileri hakkında ne düÅŸündüÄŸüyle ilgilenmiyor.
House iÅŸbaşındayken içki içebiliyor ve aÄŸrı kesiciler kullanıyor. İkisi de otoritelerin ne düÅŸündüÄŸünü umursamıyor, doÄŸru bildikleri yolda tavizsiz yürüyorlar.
Böylece alışılmış olmayan sorunlara alışılmadık çözümler bulabiliyorlar, kendilerine egoistçe güvenmeleri nedeniyle kimsenin düÅŸümeye cesaret bile edemediÄŸi çözümler üretebiliyorlar. (Sinan Çetin'e Ayn Rand kitaplarının tercümesine ve tanıtılmasına verdiÄŸi özel önem nedeniyle teÅŸekkür borçluyuz).
House dizisinde tıbbi senaryolar oluÅŸturulurken diziye danışmanlık yapan ve bir anlamda dizinin arkasındaki en önemli isim diyebileceÄŸimiz Lisa Sanders hayli ilginç bir doktor. Yale Üniversitesi'nin hastanesinde görev yapmakta olan Bayan Sanders ayrıca New York Times'ın dergisinde 'Diagnosis' (TeÅŸhis) köÅŸesini yazıyor.
Son olarak 'Every Patient Tells a Story: Medical Mysteries and the Art of Diagnosis (Her hastanın farklı bir hikayesi vardır. Tıbbi gizemler ve teÅŸhis sanatı) adlı kitabı da çıktı.
Lisa Sanders, doktor-hasta iliÅŸkisi hakkında çok enteresan gözlemlerde bulunuyor.
Onun verdiÄŸi rakamlara göre doktorlar hasta hakkındaki teÅŸhislerinin yüzde 90'ını hastayı dinlerken yapıyorlarmış. Yani hasta dinlendikten sonra yapılan testler direkt teÅŸhise deÄŸil doktorun daha önce yaptığı teÅŸhisin doÄŸrulanmasına yarıyormuÅŸ.
SADECE 3 SANİYE DİNLEYEBİLİYORLAR
Yani anlayacağınız doktorun hastayı iyi dinlemesinin önemi büyükmüÅŸ,
Ancak doktorların dinleme konusunda hayli sabırsız oldukları da tespit edlmiş.
TeÅŸhisin en önemli aÅŸamasında 'Åžikayetiniz nedir?' diye sorulduktan sonra hasta anlatmaya baÅŸladığında konuÅŸmasının henüz üçüncü saniyesinde (3 saniye) doktor soru sormaya baÅŸlayarak hastanın sözünü kesiyormuÅŸ.
Soru-cevap bölümüne hemen geçilince hastanın kesilmeden konuÅŸması olamayınca teÅŸhisin doÄŸruluÄŸu tehlikeye girebiliyormuÅŸ.
Çünkü soru-cevap sürecine hemen geçilmesi hastanın kendi gerçeÄŸini doktorun arzuların göre anlatmasına yol açabiliyormuÅŸ.
Psikiyatristler-hasta arasındaki soru-cevap süreçlerini inceleyen bazı çalışmalarda belirtildiÄŸi gibi (Janet Malcolm; 'The Purloined Clinic), hastanın uzman soruları karşında bazı gerçekleri baskı altına alması veya onları deÄŸiÅŸtirerek anlatması ihtimaline yol açıyormuÅŸ.
Doktorlar hastanın konuşmasını neden 3 saniye sonunda kesiyorlar peki?
Çünkü büyük ihtimalle onlar daha önce yüzlerce defa görmüÅŸ oldukları bir hastalıkla karşı karşıyalar ve ne yapılacağı hakkında kararlarını çoktan vermiÅŸ durumdalar.
Bu sürecin bu haliyle fazla saÄŸlıklı olduÄŸu söylenemez tabii ki. Bazı yanlış teÅŸhislerin yapılmasına açık bir durum olduÄŸu muhkkak bunun.
Doktorların yapması gereken sadece hastaya konuşması bitene kadar soru sormamaktan ibaret.
'Bu da çok zor bir ÅŸey deÄŸil' diyor Doktor Lisa Sanders. Çünkü yapılan çalışmalar göstermiÅŸ ki; ortalama hastanın doktora kendisini anlatma süresi 2 dakikayı aÅŸmıyormuÅŸ. Yani doktor hastayı üçüncü saniyede soru sorarak kesmek yerine ikinci dakikanın sonuna kadar beklese çok daha saÄŸlıklı sonuçlar alınacak ve doÄŸru teÅŸhisler yapılabilecek.
GörüldüÄŸü gibi hayatın her alanında olduÄŸu gibi konuÅŸmayı ve dinlemeyi bilmek yaÅŸamımızın en temel meselesi haline gelebiliyor.
KonuÅŸmayı ve dinlemeyi hepimiz iyi öÄŸrenirsek çok daha kaliteli bir yaÅŸama sahip olacağımız kesindir.
Bavulumun gösterdiÄŸi
KaybolmuÅŸ bavulumun bulunma süreci bir tür ÅŸehir efsanesi haline gelmiÅŸ olduÄŸundan bu konuda birkaç laf etmek istiyorum. DoÄŸrusunu isterseniz bavulumuzu açtığımda çok ÅŸaşırdım zira içinde tek bir eksik yoktu. Altı ayı aÅŸan bir zamandır kayıp olduÄŸundan bunun olabileceÄŸine hiç ihtimal vermiyordum. Bu durumda bavulumuzun Zaman gazetesinin Ankara bürosunda ortaya çıkmış olmasına minnettar olmam gerekiyor.
Ben inançlı olduÄŸunu söyleyen insanlardan örnek ahlaki davranışları daima beklerim. Bu beklentim her zaman karşılık bulmaz ama yine de beklerim. Kaybolup bulunan bavulumun macerası sürecinde bu örnek ahlaki davranışı gördüÄŸümü söyleyebilirim.
Bavul baÅŸka insanların eline geçseydi akıbetinin ne olabileceÄŸi hakkında bazı ÅŸüphelerim var doÄŸrusu. Bunu dindar olmanın insana otomatik yüksek ahlak yüklediÄŸini veya dindar olmayan insanları otomatikman ahlaksız gördüÄŸümden söylemiyorum. Sadece inançlı insanların bazı insani hatalardan ve yasak olanı yapma heyecanından kaçınmayı öÄŸrenmeleri gerekliliÄŸine inandığımdan söylüyorum bunu.
İçinde genelde önemli ÅŸeyler olmasa da bizim açımızdan önemli olan bavulumuzun bunca zaman sonra eksiksiz durumda elimize geçmesini saÄŸlayan herkese teÅŸekkür borçluyum.