AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2009-08-30
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, darbe iddialarıyla ilgili 'İçimizde ba-rı-na-maz' dedi. 12 Mart'ta da ordu içinde sol bir darbe planlayan ekip tasfiye edildi. Başbakan Erim'in yardımcısı Sadi Koçaş anılarında o gerilimli yılları, 'ordu içindeki tasfiyeyi' yazdı
Biliyorum Ergenekon yazılarından sıkıldınız. Belge gerçek mi sahte mi, ordu içinde cunta var mı yok mu, MGK da neler konuşuldu? Artık hepimizin okumaktan yorulduğu haberler oldu. Ama ne yapalım -özellikle- son üç aydır ne yazık ki başka bir şey konuşamaz olduk. O denli ki ne ekonomik kriz ne yanı başımızdaki ülkelerde kopan kıyamet bizi ilgilendirmedi. Darbeyle yatıp darbeyle kalkıyoruz.
Bugün yaşanan gelişmeler akla hemen daha önce yaşanan darbeleri akıllara getiriyor. En çok da 12 Mart'ı. 12 Mart'ın asıl ilginç yanı ordu içinde bir cuntayı bastıran bir darbe olmasıydı. 9 Mart'ta planlanan sol cunta 12 Mart ile engellenmiş, 9 Martçılar soluğu cezaevinde almışlardı. Peki, o dönemin kudretli politikacısı/balyozcubaşısı Sadi Koçaş (Nihat Erim Hükümeti'nin Başbakan Yardımcısı) anılarında neler anlatmış. Dahası, anlattıkları bugünle nasıl benzeşiyor.
DARBECİ PAŞA DARBECİLERİ TASFİYE EDİYOR
Sadi Koçaş, 12 Mart muhtırasından birkaç gün sonra Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'ın kapısını çalmıştı. Adeta İsmet Paşa'nın özel ulağı gibiydi. Gelişmeler hakkında bilgi almak istiyor yeni kurulacak hükümet hakkında kanaatlerini paşaya aktarmak istiyordu.
Saat 16.00 da Genelkurmay da idim. Bir subay kapıda beni bekliyordu. Doğruca Orgenerel (Memduh)Tağmaç'ın yanına çıkarıldım. Heyecanlı ve endişeli idi.
Tasfiye edilecek subaylar olduğunu bunu Meclis'te duyduğumu bu yönden bazı dostlarımın bugün Genelkurmay'a gelmemi istediklerini de belirterek 'Doğru mu bu haber?' diye sordum. 'Evet, var' demiş ama isim vermemişti. Celil Gürkan ve Şükrü Köseoğlu'nun adlarını ağzından adeta zorla almıştım.
Bu generalleri tanırsınız paşam, dedim. Ne ile suçlayabilirsiniz bunları? Komünist diyebilir misiniz?
- Bazı faaliyetleri olduğu muhakkak, dedi. Bunu sana son görüşmemizde de söylemiştim. Ama gerçek oydu ki orduda yaygınlık derecesi hakkında tam bir fikrimiz yoktu. Bu yüzden garnizon garnizon geziyor, hem havayı öğreniyor hem de subayları aydınlatmaya onlara güven vermeye çalışıyorduk. 3 Mart'ta hava kuvvetlerinde Anakara'daki komutanları topladıktan sonra artık bir şeyler yapma zorunluluğunu görmüştük. O arada 7 Mart'ta bazı subayların bir evde toplanıp kendi görüşlerine göre ne yapılması gerektiğini konuştuklarını da haber almıştık. Biz bu durumu ve işin artık şakaya gelir yönü olmadığını görünce 10 Mart'ta komite konseyini toplantıya çağırdık.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın haberi var mıydı daha önceki çalışmalarınızdan?
- Hemen muhtırayı hazırlatıp acele imza ederek yerlerine ulaştırdıktan sonra gerekli tedbirleri aldırdık. Tahkikatı derinleştirdik. İsmet Paşa'nın ilk konuşması sert olmamakla berber üzülmüştük. Eğer o kadar güçlü idiyse ve demokrasiye o kadar aşık idiyse engel olsaydı yıllardır yapılanlara, memlekette ve hatta Meclis'te olanlara. Yap-et durumu bu hale getir, biz orduyu tutamaz hale gelelim, kırk yıllık arkadaşlarımızı feda edelim. Prensiplerimizi bozup memleketi kurtaracağız diye bu büyük vebalin altına girelim sonra da onlar karşımıza çıkıp zart zurt etsinler... Söyleyebileceğim bu kadar...
Tağmaç'ın bu sözlerin birkaç gün sonra ordu içinde tasfiye başladı. 5'i yüksek rütbeli olmak üzere 40'a yakın subayın orduyla ilişkisi kesildi. Ordu içinde bir cunta tasfiye edilmişti. Emir komuta zincirine bağlı bir müdahaleyle ordu yine demokrasiye yön vermişti.
Sokakta solcu avladılar
İstanbul Başkonsolosu Efrahim Elrom, Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kaçırılmıştı. Yeni kurulun ara rejim hükümeti olan Erim Kabinesi ise panik halindeydi. Nihat Erim, Çayan ve arkadaşları için 'Balyoz gibi tepelerine ineceğiz' demişti. Hemen bir bildiri kaleme almak istediler. Bu öyle sert bir bildiri olmalıydı ki herkese haddini bildirmekle kalmayıp eylemcilerinde etrafındaki çemberi daraltmalıydı. Ama kantarın topuzu biraz kaçmıştı. Tarihe Balyoz Harekatı olarak geçen operasyonun bildirisini okumak da Başbakan Yardımcısı Sadi Koçaş'a kalmıştı. TRT radyosunda nöbetçi spiker bulunamayınca bildiriyi Koçaş okudu. Ama okunan bu bildiriyle başlayan operasyon tam bir solcu avına dönüştü. Yazar, akademisyen, aydın, öğretmen ne kadar ilerici solcu varsa hemen hepsine yönelik bir tutuklama furyasına dönüştü. Bu bildiri ve beraberindeki bu operasyon çok tepki topladı, çok tartışıldı. Ama asıl kıyameti kopartan ibare 'Soruşturmanın geçmişe şamil' uygulanmasıydı. Hukukun en temel ilkesini ayaklar altına alan bu düzenlemeyle, eylemcilerle geçmişte bir yakınlık kurmuş olanlar bile suçlu sayılacaktı. Peki, bu ünlü bildiriye son şekli Başbakan Nihat Erim'in evinde kimin gözleri önünde verilmişti dersiniz. İsmet Paşa'nın damadı, Akis dergisinin sahibi gazeteci Metin Toker'in...
İlhan Selçuk'un 'belge' diye gösterilen yazısı...
BaŞbakan'a teklif ettiğim brifingi bir iki gün sonra yaptık... Genelkurmay başkanı herhalde durumu anlamış; kuvvet komutanlarını getirmemişti.
Evvela Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri bilgi verdiler. Sonra da MİT mensupları.
...Belge diye ses alma şeritlerini gösteriyorlar. Ama daha daktilo etmedik diyorlar. Bunlar en az bir ay evvelki suçlamalar. Nasıl bu hükme varmışlar. 'İlhan Selçuk hakkında 'belge' diye gösterdikleri yazısında bir şey yok. Benim yazdıklarım bile daha ağır. Gülünç. Bir yerine de 'Makineli Tüfek ve komunizm' diye bir not yazmışlar. Bu ilginç hikayeyi anlatacağım.
MİT temsilcileri konuşmalarını bitirince bazı bakanlar soru sordular.
Atila Sav:
Bir yazarın (İlhan Selçuk) komünist olduğunu söylüyorsunuz. Ben kendisini tanırım. Komünist olduğunu sanmıyorum. Bu sonuca nasıl vardınız. Bilimsel ya da hukuki bir mesnediniz var mı?, diye sormuştu.
Müsteşar konuşmacı memuruna baktı. Emekli bir subaydı memur. Gayet mütebessim izah etti.
- Efendin Sayın Koçaş bilirler. Harp Okulu'nda bizim bir makineli tüfek hocamız vardı. Bir gün ona sorduk. Hocam nasıl anlıyorsunuz tutukluk yapan bir tüfeğin arızasının nerede olduğunu? Dedik. 'Sesinden' dedi. 'Kulaklarım öyle alışkın ki; tak tak seslerini dinlerken arıza varsa hemen anlarım. Hatta arızasının yerini ve nedenini de anlarım. Sadece alışkanlık.' Biz de bu komünizm konusuna öylesine alıştık ki, bir yazıyı okurken komünizm propagandası olup olmadığını hemen anlarız. Örneğin şu yazıyı ele alalım, dedikten sonra yine aynı yazarın sadece iktidarı tenkit eden benim anlayışıma göre ideolojik yönü hiç olmayan bir yazsını ağır ağır tane tane okudu. Bitirince de bize dönerek;
- İşte dedi. Sosyal adalet, sosyal güvenlik, reformlar maskesi altında...
Koçaş sen anlayışlı adamsın!
Bİr gün Başbakan Nihat Erim'den bir emir almıştım. 1961 den sonraki protokol uygulamasında, Genelkurmay Başkanı, Başbakandan sonra geliyor.
Halbuki Genelkurmay Başkanı'nın plaka numarası 30'dan sonra. Rica edeyim senin bindiğin 004 numarayı Genelkurmay Başkanı'na ver demişti.
RİCA EDİYORUM HALLEDİN
Olur demiştim. Ama üzerinde de durmamıştım. Bir hafta kadar sonra bir gün Başbakan
- Ne oldu plaka meselesi Koçaş diye sorunca...
Siz onu ciddi mi söylediniz efendim diye şaşarak yüzüne bakakalmıştım. O zaman Sayın Erim;
- Ben sana iç yüzünü anlatmadım. Bu büyük bir problem haline getirilmiş. Rica ediyorum hemen bugün halledin deyince
Sayın Başbakan demiştim. Bu gerçekten mühim bir problem. 1960'dan evvel, Genelkurmay öylesine küçük düşürülmüş zor durumda bırakılmıştı ki; Genelkurmay protokol md. Olarak sıkıntısını ben çektim...
Beni sakin sakin dinleyen Başbakan
- Amma yaptın ha Koçaş! dedi. Bu o kadar önemli mi? Ben söz verdim. Eğer itirazın varsa benim 003 numarayı Genelkurmay Başkanına veririm.
'Sayın başbakan' dedim,Galiba arz edemedim. Ben 004 numarayı ona verir, kendim onun beğenmediği 30'dan sonraki numarasını da alabilirim. Hatta ben yeşil, siyah hatta beyaz plakalı bir arabaya da binebilirim. Önemli olan prensip.
- Koçaş haklı olabilirsin ama ama söz verdim rica ediyorum.
Peki Anayasa Mahkemesi Başkanı ne olacak?
Onların bir isteği yok ki?
Yani bunu Genelkurmay Başkanı mı istedi sizden?
- Koçaş anlayışlı adamsın sen. Ver hadi...
Ara rejime not ettiğim isİimler
Bİr sürü isim üzerine konuştuk. Kabine de görev verilmesi düşünülen isimleri 16/3/1971 tarihli takvim yaprağına not etmiştim. Parlamentodan çoğu senatör CHP'li ve AP'li 25-30 isim vardı. Kimlerdi bunlar. Uğur Alacakaptan, Nejat Erder, Memduh Aytür, Gürgan Çelebican, Mehmet Gönlübol, Cumhur Ferman, Fehmi Yavuz, Saim Kendir, Deniz Baykal, Kemal Kurdaş, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu.