AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-08-30

kategori2

Düşünmeyi düşünmek

Yaşamaktır düşünmek. Kokuşmuş görüşlerin, aşınmış kuramların, basmakalıp bilgiçliklerin, ustaca çalıntıların, yüzeysel alıntıların alanı değildir. Böyleyken kültürümüzde bulamamıştır henüz yeterince yerini.
Düşünmek, tasalanmak anlamına da gelir dilimizde. 'Düşünme, her şey olacağına varır' denir örneğin. Efkarlanırız, fikirler üşüştüğü için değil kafamıza, tasalandığımız için. Düşünmek, bizim gibi 'pragmatik' bakışlı kültürlerde, sorun çözmeye yarayan bir çabadır. Çok fazla düşünmek üzüntü ya da hastalık belirtisi sayılır. Tasalanmayı düşünme sanmışız da düşüncesizliğimize tasalanmamışız. Neden böyle olmuşuz?
Düşünce 'işe yaramaz' diyoruz. Hangi işe yaramak? Hangi sonuçları almaya? Günlük yaşamda, işimizde gücümüzde sorunlarla boğuşurken, sorunların üstesinden gelmek, onlar hakkında tasarılar geliştirmek, kararlar almak çabaları içeriyor, düşünmek. Bu anlamıyla, günlük yaşamdaki etkinliklerimizle iç içe. Akıl yürütmelerimizde, teknolojik, sanatsal, kültürel ürünlerin ortaya konmasında, geleceğe yönelik planların, düşlerin, umutların oluşumunda, düşünmenin onsuz edilmez bir payı var.
Biyolojik bir kökene sahiptir düşünce. Tüm canlılar (belki cansızlar da?) yaşamlarını sürdürmek, çevrelerindeki sorunlarla baş etmek için çözümler getirmişlerdir. Bu çözüm kapılarını nasıl kullanacaklarını, hangi koşullarda nasıl davranışlarda bulunacaklarını sınayarak, genetik aktarımlar içinde öğreniyorlar; bir anlamda kendi ortamları içinde sorunlarını çözebiliyorlar. Bir anlamıyla düşünebiliyorlar.
Toplumların, kültürlerin, kullandıkları dil, dünyayı algılama kalıpları, alışkanlıkları, yaşama biçimleri içinde kendilerine özgü düşünme tarzlarına sahip olduklarını söyleyebiliriz. Biyolojik, çevresel ortaklığın yanında, kültürler arası farklılıklar ortaya çıkıyor, düşünce ürünlerini oluşturmada. Yine de kültürlerin tümünü saran, 'evrensel' diyebileceğimiz düşünme yollarının olduğunu kabul edebiliriz.
Öyleyse düşünme, bir beden taşıyan, duyguları olan, kültür içinde değerler yaşayan insanın önemli bir etkinliği. Gereksiz, boş bir çaba değil, insan olmanın, yaşama anlam vermenin bir gereği. Ne zaman? İşe yaramadığını düşündüğümüzde! Kültürümüzde düşüncenin bir tasa, bir hastalık sanılması, 'iş bitirmeye yaramadığında' boşuna bir uğraş olarak görülmesi saplantısına karşı söylüyorum bunları: Hayvan düşünüyor, toplumlar, kültürler düşünüyor. Soluk almak kadar doğal olan, bize özgü yanlarımızı gösterebilecek (hem birey hem de kültür olarak!) özellikler taşıdığını umduğumuz düşünme çabasının, yalnızca kullanılan, yararlanılan aramıza uzaklık konularak yaşanılan bir meta gibi görülmesinin tehlikelerine dikkat etmeliyiz.
Düşünmenin 'kendi başına' bir değeri vardır. Hangi anlamda? Düşünmenin 'kendi başına' olan değerini yakalayamadığımızda, sorun çözücü gücünün, 'işe yararlılık katsayısının' azaldığını söyleyerek başlayayım. Düşünme üstüne düşünme gerekli bize, sağlıklı düşünmeyi öğrenmek için.
Yaşam bizden kuram bekliyor! Bunu nereden çıkarıyorum? Kültürümüzün var oluşu için gerekli kuramlar! Düşünce bizi bekliyor. Eyleyemeyiz yoksa! Yaşayamayız. Yaşam kuramsız yapamaz. Kuramı biz oluşturmazsak, şimdilerde olduğu gibi, dışarıda üretip kafamıza geçirirler. Kendi hayatlarına yakışan, kendi hayatlarından fışkıran düşünceler üretemeyen kültürlerin düşüncesizliklerin içinde yok oluşlarını göreceğiz. Farklı kültürlerin, yaşam biçimlerinin meydana getirdiği 'düşünme meydanında', bizim kültürümüzün düşüncesinden bir ses, bir 'hoş seda' ya da bir çığlık duyulmayacak mıdır? Duyulacaksa, bir görevdir düşünce, görevimizdir. Eylemimizdir. Boynumuzun borcudur. Bu yurda, bu dile, insanımıza karşı.