AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-08-30

kategori2

Erdoğan'la Başbuğ'un uyumu

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, önceki akşam, Kıbrıs Harekatı'nın başarısının sırrını, 'O sırada siyasi otoriteyle askeri makamlar arasındaki uyum ve işbirliği mükemmeldi' sözleriyle açıkladı. Başbuğ bu sözleriyle 'bir vurgu' yapmaya ve 'özel bir dikkat tesis etmeye' çalışıyor. Adres, hükümet ve özellikle Başbakan Erdoğan.
Başbuğ'la Erdoğan arasındaki ilişkinin ritminde bozukluk, arzu edilen durum değildir, ülke menfaatine olmaz. Başbuğ o cümlesiyle 'arayışını', 'özlemini' ve 'ihtiyacını' ortaya koyuyor olmalı.
Böyle kırılgan bir dönemde, bugünkü gibi yoğun bir gündemde 'resmi, mesafeli ve temkinli' ilişki hayır değildir, gün 'idare etme' mantığına uygun gözükmüyor. El ele vererek ülke çıkarları doğrultusunda sorumluluk almanın, gerekirse riske girmenin zorunluluğunu dayatıyor.
İki gün önceye dönelim:
Askeri yetkililer ölen bazı DTP'lilerin ailelerine taziye ziyareti yaptılar. Şaşırtıcı bir gelişme. Hükümetin 'demokratik açılımına' sürpriz bir destek gibi. Başbuğ, Güneydoğu meselesinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan beri 'kapsamlı ve detaylı' yaklaşımlar sergiliyor. Bu anlamda asker-sivil uyumundan bahsedilebilir. Tarihi fırsatın temel parametresi bu bakış açısı buluşmasıdır.
Şimdi Erdoğan'la Başbuğ'un samimi bir buluşmaya ihtiyacı var gibi görünüyor. Resmiyetin ötesinde bir diyaloğa...
İki tarafın güvenini kazanmış da olsa aracılar dışında, 'yüz yüze' iletişime. Hatta haftalık 'olağan görüşme' dışında bir çerçeveye...

BİLEK GÜREŞİNE DÖNDÜRMEDEN
Siyasi iktidarla kurulu yapı arasındaki mücadele yargı üzerinden yürütülür hale geldi. Gelişmeler hoş değil. HSYK tartışmaları bitmedi, kriz konuları ertelendi gibi. Bakanlık ve HSYK açıklamaları her iki tarafı yıpratan, ulusal çıkarlarımıza aykırı bir mahiyete büründü. Sincan Ağır Ceza Hakimi'ne yönelik inceleme de mücadelenin yeni bir boyutu gibi. Adeta 'gözdağı' mesajı.
Genelkurmay Başkanı'na dokunan savcılıktan atılır, Başbakan'ı tazminata mahkum eden 'sürgün' yer, emekli paşaları dava edenler 'tartışma konusu' yapılır, ceza tehdidi tepelerindedir, Cumhurbaşkanı 'yargılanmalı' diyene müfettiş gönderilir.
Beyler; biz devlete ve adalete güvenmek isteriz. Bu yaşananlar Türkiye'yi nereye götürür, düşünüyor musunuz?
Bu işe 'bir akil', 'bir siyasal deha' el koymalı, bilek güreşine dönüştürülmeden kurumlar arası ahengi tesis edecek bir liderliğe ihtiyaç var. O dediğimiz 'retorikle' olmaz, somut bazı kararlar almalı.
Bence, Erdoğan'la Başbuğ büyük uzlaşma harekatı başlatmalı, o hava adım adım kurumların hepsine yayılmalı, egemen olmalı.

PAŞALARIN EMEKLİLİK MESAJI
Ankara Büromuz'dan arkadaşımız Barkın Şık, o titiz detaycılığı ile güzel bir haber yakalamış. Emekliye ayrılmak üzere olan iki kuvvet komutanı, teamül olmasına karşın YAŞ üyelerine yemek daveti programı yapmamışlar. Bir çeşit emeklilik mesajı, arkadaşlarımızın dediği gibi 'tavırlı veda.' Deniz ve Hava Kuvvetleri'yle ilgili yaşananlara tepki belki de. Büyük olasılıkla konuşmalarına da bu ruh hali yansıyacak.
Barkın'ın haberinde benim asıl ilgimi çeken, Başbuğ'un her yıl bir kez verilen YAŞ yemeğini iki kez üstlenmesi. Bu detayla birlikte 'Kıbrıs Harekatı'ndaki uyum' vurgusu daha bir anlamlı hale geliyor sanki.
Bana kalırsa Türkiye şu anda 'büyük bir mıntıka temizliği' yapmalı. Onun yolu 'kalıcı bir güven ve uzlaşma' zemini oluşturmak. Her kurumun 'kendi iç kamuoyu' olduğunu unutmayalım. Tıpkı Kıbrıs gibi milli davalarımız, 'güçlü, işbirliğine dayalı' liderlik istiyor. YAŞ toplantılarında bulunacak formüller o yolu Türkiye'nin önüne açabilir. Kolay çözümler gerginliği ve mücadeleyi tırmandıracaktır. Buna Türkiye'nin tahammülü var mı?