AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-08-30

kategori2

İşin bir de Kürt tarafı var

Yaz sıcağında Meclis bomboş. Güvenlik görevlilerini aşıp ıssız mermer koridorlarda giderken karşınıza kocaman bir kapı çıkıyor: 'BAŞBAKAN'. Sola dönüp birkaç adım ilerlediğinizde, bu sefer Demokratik Toplum Partisi yöneticilerinin odalarına geliyorsunuz. Meclis kapalı olduğu için o odalar da boş. Biri dışında. Sekreteri geçip nöbetçi vekilin yüksek tavanlı odasına daldığınızda, karşınızda evraklara bürünmüş genç bir adam var.
Selahattin Demirtaş. 36 yaşında, Diyarbakır Milletvekili, DTP Grup Başkanvekili. Önümüzdeki on yılda Türkiye siyasetinde adını çoook duyacağınız bir isim.

Şu zamana kadar Kürt açılımıyla ilgili tartışmalar, hep 'Kamuoyu nasıl ikna olur', 'MHP nasıl kazanılır?', 'Kayserili, Trabzonlu ne der?' sorularına odaklandı. Bendeniz de bu konuda bolca kalem oynattım.
Ancak okurlarımız hiç kızmasın, işin bir de Kürt cephesi var. Olay 'PKK'nın dağdan inme süreci' ise, son 10 yılda iyice şekillenen 'Kürt kamuoyu' denen olguyu da dikkate almak lazım. Kürt kamuoyu yalnız DTP ve tabanı tarafından temsil edilen, tek ses, tek vücut bir mekanizma değil. İçinde çatışma yorgunu bölge halkı var; İmralı ve Kandil var; ılımlılar ve şahinler var; örgüte finans desteği sağlayan ve uzlaşmaya yanaşmayan Avrupalı Kürtler ve büyük şehirlerde radikalize olan 15-25 yaş arası gençler var.
İşte DTP, tüm bu dengeler arasında sıkışıp siyaset yapmaya çalışan bir parti. Selahattin Demirtaş da partinin 'demokratik mücadeleden yana' genç nesil temsilcilerinden.

Önce önemli bir biyografik bir detay: Demirtaş, Diyarbakır'da 7 çocuklu bir aileden geliyor. Babası işçi, annesi ev kadını. Baba Demirtaş, tek yövmiyeyle 7 çocuğunu da üniversitede okutmuş. 1-2 değil, 7! Darbe sonrası 80'li yılların Diyarbakır'ında, bunun ne büyük başarı olduğuna şüphe yok.
Demirtaş konuşurken neredeyse hiç aksanı yok. 'Ailem beni Türk gibi yetiştirdi' diyor. Şaşırıyorum bu cümleye. Anne-babasının eğitime verdiği önemden söz ediyor. Kökeni Zaza, Ahmet Türk, Mehdi Zana gibi heybetli ailelerden gelmiyor; Kürtçesi zayıf, konuşma ve düşünce dili Türkçe.
Demirtaş'a göre 'Kürt meselesi sadece kültürel haklar meselesi değil', özünde 'kimlik' var ve 'bunu devlet de anladı'. Ankara'da birçok kişi açılımın ardından 'uluslararası konjonktür' olduğu görüşünde. 'Dünya artık bu bölgede istikrar ve sükunet istiyor.'
Ancak uzun uzadıya 'kaygılarından' söz ediyor. Başbakan ve DTP heyeti arasındaki görüşmede o da vardı. İçerideki atmosferden, zeminin çözüme ne kadar elverişli olduğundan, Beşir Atalay'ın 'içeriği tartışmadan yöntem belirleme' çabasının isabetli olduğundan söz ediyor.
Ancak DTP gözünü 15 Ağustos'ta Öcalan'ın açıklayacağı yol haritasına dikmiş. Sohbetimiz sırasında bir danışman, Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı son görüşmenin Fırat News isimli Kürt haber sitasinde çıkan özetini getiriyor. (DTP'liler çoğunlukla Özalan'ın görüşlerini bu şekilde öğreniyor). Dikkatle inceliyor, bazı bölümlerini yüksek sesle okuyor; daha sonra tekrar okumak için iPhone'unun yanına koyuyor.
Demirtaş 'muhataplık meselesi netleştirilmeli' diyor. Sessiz sedasız yapılsa bile 'PKK ve Öcalan'la diyalog kurulmalı' görüşünde. 'Yöntemi hükümet seçsin. Sessiz de olabilir. Ama yoksa en önemli aktör atlanmış olur.' Belli ki bu süreçte temel karar mekanizmasının DTP değil PKK olduğu görüşünde. PKK'nın da kabulü olan topyekün bir çözüm paketini savunuyor; aksinin, yani PKK'yı dışlayan bir sürecin ise işlemeyeceğini söylüyor.
Verdiği örnek çarpıcı. 'Salı günü Meclis toplandığında genel af ilan edilse, kimse dağdan inmeyecektir.' Demirtaş'a göre genel af 'anahtar değil', topyekün bir paket içinde 'teknik' bir mesele.
İşte işin Kürt cephesinde de tablo böyle...