AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-08-30
Her iktidarın özlemidir. Vatandaş dediğin hiç sesini çıkarmasın, denileni yapsın. Vergisini versin, boynunu büksün, iktidarı beğensin. Makbul vatandaş iktidarın beğendiği vatandaştır. İktidarın gücünün sürüp gitmesine hizmet edendir. İktidarın gözüyle makbul vatandaş, iktidarın iktidarına şu ya da bu biçimde katkıda bulunandır.
Bu makbul vatandaş, iktidarın makbul vatandaşıdır. Vatanın makbul vatandaşı da vardır. Vatanın makbul vatandaşı, vatan oluşturulduğunda ortaya atılmış ya da sonradan nice mücadelelerin ardından ortaya konarak, zaman içinde vatanın değerler dünyasına iyice yerleşerek, kolay kolay sarsılmayacak ilkelerin doğrultusunda 'makbul' görülen vatandaştır.
Vatanın makbul vatandaşı iktidarların da kolay kolay değiştiremeyeceği bir değerler düzeni içinde görülen vatandaştır. İktidarlar, vatanın kuruluş değerleriyle, yıllar boyunca yerine yerleşip, sağlamlaşmış değerleriyle çatışabilirler, uzlaşabilirler de. Ama onları kolay kolay ortadan kaldıramazlar. İktidarın makbulü ile vatanın makbulü arasında kavgalar olabilir. İktidarlar kendi makbullerini vatan makbulleri haline getirmeye çabalayabilir.
Bunlardan başka vatandaşların makbul vatandaşından da söz edilebilir. Gerek iktidarın gerekse vatanın makbulünün dışında makbulü olan vatandaşların makbul bulduğu vatandaşa vatandaşların makbul vatandaşı diyorum. Bu vatandaşlar ya topluluk ya da birey olarak, vatanın ve iktidarın değerleriyle tam uyuşmayan değerlere sahip, bu farklı değerlere dayalı yaşam biçimini sürdüren insanlardır.
Bu farklı anlayışlara tam olarak ne vatanın ne iktidarın ne de vatandaşların görüşleriyle örtüşen geleneğin makbul insanını da katabiliriz. Bu anlamıyla gelenek, o vatanda resmi görüşte de iktidarda da vatandaşların bir bölümünde de tam olarak yaşamayan gelenektir.
Öyleyse makbul vatandaş kavramını sorgularken 'kimin makbul vatandaşı?' sorusunu sormak gerekir. Makbul vatandaş her zaman birinin, birilerinin makbul vatandaşıdır.
Peki, bu kadar farklı makbul vatandaş anlayışı var mıdır? İlk bakışta yok gibi görünür. Örneğin hep muhalefette olan birisi iseniz makbul vatandaş her zaman iktidarın makbul vatandaşıdır. 'Sırtına vur lokmasını al' bir insan tipi, sesi soluğu çıkmaz, sürekli geçim sıkıntısı çeker, son derce uyumlu, iktidarın değerlerine sadık bir insan. Makbul vatandaş baş kaldırmayan, sürü içinde bir koyun olandır. Keskin bir muhalifin gözünde makbul vatandaş, hiç de makbul olmayan bir vatandaştır. Güdülen bir insan vatandaş olamaz. Vatandaş olamadığı için makbul vatandaş hiç olamaz.
Vatandaş vatanına sahip çıkabilendir. Sahip çıkanların eteğine yapışıp, onların her dediğini onaylayan değildir. Vatanına sahip çıkabilmek, vatanın sahip olduğu değerler dünyasını kavramış olmak, bu dünyanın değerleriyle etkileşim içinde olabilmek demektir. Değer duyarlı, değerlere duyarlı insan olmakla başlar vatandaş olmak. Üzerine farkına varmadan ya da zorla giydirilen giysiler gibi giydirilmiş değerlerle yaşamaz. Dayatılan değerleri, kendi iç dünyasında süzer, gözden geçirir, onları düşünce ve duygularıyla işler. Vatanının sahip olduğu değerleri görebilen, onları yaşayabilip, tazeleyebilen bir insan hiç kimsenin, hiçbir tarafın makbul vatandaşı olamaz. Bu açıdan 'makbul', 'kabul edilen' bir vatandaş, kim tarafından, neden dolayı kabul edildiğini, 'makbul' sayıldığını bilmek durumundadır. Kimin tarafından makbul görüldüğünü bilmeyen biri makbul vatandaş olamaz.
Değerler yaşayan insan itirazı olan insandır. Yaşadığı değerleri tazelemeyi bilen, dönüştürebilen, onu sürünün bir parçası yapmak isteyen güçlere karşı direnen, onları eleştiren, sorgulayandır. Onu kabul eden, makbul sayanlara karşı kendi kabul gücü olandır. Makbul vatandaş, vatanını, o vatandaki kendi varoluşunu, kendi hayatını kabul etme gücü, iradesi, özgürlüğü olandır.
Makbul vatandaş, ülkesinin temel değerlerini olanca canlılığı ile yaşayabildiği, onları tazelemeye hazır olduğu için, onu kendi anlayışları doğrultusunda makbul kılmaya çalışanlarca makbul sayılmayan vatandaştır.