AKŞAM GAZETESİ | Yiğit Karaahmet | 2009-08-30
Uzun süredir süren suskunluğumu, bir araba kazasıyla başlayan geceyle bozdum. Ondan sonra ise bir film şeridi gibi geçen gecenin detayları bu yazıda...
Fatboy Slim'in konserinin olduğu cumartesi gecem, bir araba kazasıyla başladı. Ulus yokuşunda bir yerlerden sahile inmeye çalışırken bindiğimiz taksinin frenleri patladı ve Bum! Yolun kenarında duran bir arabaya arkadan tosladık.
(Evet, bu hafta sizlere öbür dünyadan yazıyorum. Burası çoook sıcak, bir de ben en alt kattayım. Birazdan da sıra bana gelecek. Girmem ve haşlanmam gereken bir kazan var da.)
Trafik kazasının hemen ardından otomobilin içinde iğrenç bir sessizlik oluyor. Neyse ki kimseye bir şey olmadı. Hepimiz arabadan çıktık, mahalleliler geldi ve hemen bir Türk orta sınıf dayanışması yaşandı. Arabanın içinde beş kişiyiz ve tüm mahalle eşrafı Neşeli Günler modunda sadece taksiciyle ilgilendiler. Biz de kenarda durup biraz bakındık sonra da ben süper bir duyarlılık göstererek 'Kusura bakmayın kalıp ilgilenmek isterdik ama bir yere yetişmemiz gerekiyor' dedikten sonra kendimizi yeniden yollara vurduk. Ve daha sonra da saatlerce bu kazanın dedikodusunu yaparak yürüyerek Kuruçeşme Arena'ya vardık.
Fatboy Slim konserini büyük bir merakla bekliyordum. 90'larda bıraktığım rave parti günlerini yeniden yaşatmak için harika bir fırsat olacaktı. Evet, sutyenle dans eden kızlar ve sutyenle dans eden her kızla kesinlikle yatabileceğine inanan erkekler gibi 90'lardan kalan birçok şeyle konser alanında yeniden karşılaştım. Onun dışında performans berbattı, hele arada bir yapılan kornalarla ses çıkarma eğlencesi gibi şeyler biraz utanç vericiydi. Fatboy Slim herhalde babasının öldüğü yaşta bir DJ setinin arkasındaydı. (Bu kazayla beraber anlık bir yaşlanma ve ölüm korkusuna da sarmış olabilirim konser boyunca. Takdir edersiniz ki o sırada pek sağlıklı bir ruh hali içinde olduğum söylenemez).
Konserin bitimine bile kalmadan Kabataş'a gidecek olan teknede yerlerimizi aldık ve tüm yolu, zorla ortamıza sıkışıp oturan iki kızın kabuklu fıstık yiyerek yaptıkları bitmek bilmeyen üniversite ve yurt geyiklerini dinleyerek tamamladık. Artık kaza kafasından yavaş yavaş çıkmaya başladığım için kızlarla iki kere bağıra çağıra kavga ettim bir kere de onları tekneden aşağıya atmakla tehdit ettim.
KULÜPLERE SADECE TÜRBANLILAR ALINSIN
Sonraki adres Tünel Lokal oldu. Sigara yasağından dolayı Türkiye'de artık yeni bir eğlence anlayışı hakim. Bomboş kulüplerde DJ, sadece barmenlere çalıyor. Terk edilmiş gibi duran mekanların dış kapısının önü ise açık hava olmasına rağmen duman altı. Lokal'de, Goodobets çalıyordu ve harikalardı. Ama nedense tuhaf bir anlayış sonucu mekanın en çok dolduğu anda amatör bir ekip olan Goodobets indirilip yerlerine daha 'profesyonel' olan başka bir DJ getirildi. Ve o çok kötüydü! Yaptığım aşırı baskı sonucu Goodobets'i tekrar DJ kabinine geçirtmeyi başardım. 10 dakika sonra da biz yeni bir adres olarak Machine'e doğru yola koyulduk.
Machine, İstanbul gece hayatının şu son derece baydığı günlerde ilaç gibi. Kapıdaki görevliyle her haftaki para pazarlığımı yaptım. Macit çalıyordu ve hiç de fena değildi. Ya da artık benim herhangi bir şeyden şikayet edecek halim kalmadığı için de ekstra yorulmuş olabilirim. Fakat burada da gece hayatımız için hemen düzeltilmesi gereken bambaşka bir sorunla karşılaştım: Saçları açık dans eden kızlar. Lütfen bir an önce yeni bir kararname çıksın ve kulüplere giden kızlara saçlarını toplama şartı getirilsin. Ya da kulüplere sadece türbanlıları alsınlar. Çünkü önümüzdeki kızın saçları, her savrulduğunda ağzıma giriyordu. Gece boyunca çeşitli aralıklarla ağzımın tam ortasında Rejoice kokan sarı bir yumakla yaşamak zorunda kaldım. Elbette bununla da ilgili küçük bir olay çıkarttım.
Her neyse benim geçtiğimiz haftaki olaylı cumartesi gecem böyle bitti. Şimdi kaynar kazana gitmem lazım adım anons edildi. Michael Jackson falan da sırada, mızmızlanmaya başladılar.
Biriken dedikodular
* Defne Samyeli ve Eren Talu çiftinin arasında kara bulutlar dolaşmaya başlamış. Uzun süredir maddi sıkıntılar çeken Talu'nun, Samyeli'yle beraber yaşadıkları evi terk ettiği de konuşulanlar arasında. Tabii bu terk edişin gelmek üzere olan haciz kararıyla da bir ilgisi var mı onu zaman gösterecek ve icra memurları bilecek.
* Nihal Bengisu Karaca benden nefret ediyormuş. Ve her yerde bu nefretini sık sık dile getiriyormuş. Niye acaba?
* Ünlü modacıların İstanbul ziyaretleri ardı ardına devam ediyor. Valentino'nun ardından Calvin Klein da Ömer Karacan'ın davetlisi olarak geçtiğimiz hafta Türkiye'deydi.
Geçtiğimiz haftanın en önemli partisi ise mimar Mahmut Anlar'ın Küçükçiftlik Lunaparkı'nda verdiği doğum günü partisiydi. Nasıl bir histeri yaşanıyorsa (Muhtemelen sıfırlı bir yaşa giriliyordu. 50? 60? 70?), partiye en az 500 kişi katılmış. Doğum günü partisinin en büyük dedikodusu ise sahneye Ajda Pekkan'ın çıkacağı olmuş. Pekkan partiye de gelmemiş sahneye de çıkmamış.