AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-08-30
Sayın Başbakan, salı günü Meclis grubunda yaptığınız konuşma çok önemliydi. Bülent Arınç ve bazı vekillerin ağlaması boşuna değil. Sözleriniz dokunaklıydı.
Çok değil, birkaç yıl öncesine kadar, o sözlerin yarısı bile Türkiye'de insanların kodesi boylamasına neden oluyordu. Hatırlar mısınız 'Kürt' denmezdi bir zamanlar? 2000'lere kadar 'Doğu ve Güneydoğu'daki vatandaşlarımız' lafı vardı; ardından ürkekçe de olsa 'Kürt kökenli' ibaresi, şimdilerde ise devletin en üst seviyesinde 'Kürt açılımı'...
Doğruya doğru: bugün demokrasimizin geldiği noktaya, biz aydın, yazar, çizer takımının bastırmasıyla varmadık. Keşke öyle olsaydı; ancak biz Türk aydınları zamanında baskılarla çok ezilmişiz; öncülük yapmak yerine akan nehirleri takip etmeyi severiz. (Pek azımız dün sarf ettiğiniz 'Türkiye enerjisini, bütçesini, kazanımlarını, bütün bunların ötesinde huzurunu, refahını, gencecik fidan gibi delikanlılarını teröre kurban etmeseydi, Türkiye son 25 yılını terörle, çatışmayla, olağanüstü hal ile faili meçhullerle, boşaltılan köylerle, üzerine ayyıldızlı bayrağımızın örtüldüğü tabut görüntüleriyle heba etmeseydi bugün nerede olurdu?' cümlesini açıkça yazabildi bu zamana kadar.) Buraya aydınların direnci sayesinde değil, iç ve dış siyasi dinamiklerle geldik. Demokrasi kültürünün yayılmasıyla geldik. Kurmuş olduğumuz statüko iflas ettiği için geldik.
Buraya, bir ölçüde sizin de katkılarınızla geldik. Zaman zaman hükümetimiz ya da hükümet kontrolündeki bürokrasinin yaptığı uygulamalara içerlesek de, Kürt meselesinde söylenecek söz yok. Risk aldınız ve geri adım atmıyorsunuz. Bir elinizde mikrofon, diğer elinizde Kayseri'den, Trabzon'dan, Çankırı'dan gelen kamuoyu yoklamaları, nabza göre şerbet vermiyorsunuz. Şu zamana kadar doğruları Türkiye'nin her köşesinde insanların gözünün içine bakarak söylediniz.
Medyanın büyük bölümü, Kürt meselesinin çözümü, annelerin gözyaşının dinmesi için çabaları destekliyor. MHP lideri Devlet Bahçeli bunun bir 'bölünme projesi' olduğunu söylemekte hatalı. Eğer bu açılım gerçekleşmezse Türkiye günün birinde bölünecek.
Ancak, Sayın Başbakan, bu iş yalnız sizin çabalarınıza bakmıyor. Şeklen ilerlese bile ruhen sakat oluyor. Her konuda 'gücüm var, yaparım' mantığı, Türkiye'yi bugünkü kutuplaşmaya getirdi. Bu sefer mutabakat şart. Muhalefetin, daha doğrusu, Türk solunun desteğine de ihtiyacınız var.
Bu satırların yazarı, uzun zamandır 'CHP'siz Kürt açılımı olmaz' tezini işliyor. Ana muhalefet partisi, sosyal demokrat tabanı, sol hassasiyetleri ve geçmiş Kürt raporlarıyla hükümet için ideal bir partner.
Geçmişte Cumhurbaşkanlığı seçimi dahil birçok konuda CHP'den destek bulamadığınız için kırgınsınız. Deniz Baykal'la aranızda tatsız kavgalar yaşandı. İki tarafta da bunun burukluğu var.
Ancak siyasi sorumluluk sizde; o buluşma için adım da sizden gelmeli.
Şu noktada herkesin ricası, egonuzu ve geçmiş kırgınlıklarınızı bir kenara bırakarak CHP liderinin bıraktığı açık kapıdan girmeniz. Baykal son aylardaki söylemiyle, Kürt meselesinde olumlu rol üstlenebileceğinin sinyallerini verdi. CHP lideri gerektiğinde tabuları yıkabilen, sorumluluk alan bir siyasidir. Pek tabii ki muhalefet lideri olarak iktidarı eleştirecektir. Ancak Kürt meselesinde sizi dinleyeceğinden, sorun değil çözümün bir parçası olacağından eminim. Zaten bu hafta CHP cephesinden gelen açıklamalar da sizden gelecek bir randevu talebine olumlu bakacağı yönünde.
Lütfen deneyin. Biz kavgadan çok yorulduk. Bu tabloyu Türk kamuoyundan esirgemeyin...