AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-08-30

kategori2

Batı'dan Ergenekon raporu

Bu haftanın en ilginç haberlerinden biri, AKŞAM'ın yeni Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer'in 'Batı'dan ilk Ergenekon Raporu' başlığıyla duyurduğu Ergenekon analiziydi.
Batı medyası, şu zamana kadar Ergenekon'a büyük yer ayırmadı. Çıkan haberler genelde kısa ve iddianamenin can alıcı noktalarını özetleyen düz haberlerdi. Uzun analizler, köşe yazıları, think-tank raporları okumadık yabancı medyada.
Bu yüzden uzun yıllar Reuters Ankara muhabirliğini yapan ve Türkiye'yi iyi tanıyan Gareth Jenkins'im Johns Hopkins Üniversitesi adına yaptığı 83 sayfalık analizi dikkatle okumaya değer buldum.
Ancak bir de ne göreyim. Bizim medya, her zamanki polemikçi üslubuyla raporun özüne değil başlığına takmış ('Gerçek ve Fantezi Arasında') ve başlıktan yola çıkarak iki cepheye bölünmüş: 'Yaşasın bakın yabancılar da Ergenekon'a fantezi dedi!' diye (Cumhuriyet, Milliyet) bayram edenler ve 'Davaya uzanan eller kırılsın!' hışmıyla Gareth Jones'a saldıranlar (Star, Zaman ve Aktif Haber gibi İnternet siteleri). Dünkü Zaman'da Abdülhamit Bilici, 'Ergenekon örgütünün gerçekten var olup olmadığını sorgulamak üzere bir rapor yazılması hayli ilginç değil mi?' diyerek, Jones'un çelişkilerle dolu olduğunu, rapordaki tezin tersine Avrupa'nın davayı desteklediğini, zaten Ergenekoncuların hedefleri arasında İzmir'deki NATO komutanlığının da olduğunu yazdı.
Bu eleştirileri okurken içimden 'Beyler bir dakika bağırmayın, sakin olun! Gelin şu rapordaki saptamalara bir bakalım' demek geldi.
Aman, aman, yanlış anlaşılmasın. Bendeniz vallahi billahi darbeye, çeteye, devlet içinde illegal yapılanmaya, çatapatlara, izinsiz dinlemelere vs karşıyım. Halis munis demokratım. Ancak bu beni Ergenkon iddianamesindeki bazı bölümlere kuşkuyla yaklaşmaktan alıkoymuyor. Türkan Saylan'ın evinin aranmasından tutun da, kanserli tutukluların gördüğü muameleye, yargı mensuplarının sindirilmesine, AKP muhaliflerinin özel konuşmaların iddianameye konulmasına kadar kamuoyuna malolmuş pek çok tartışmalı unsuru var bu davanın.
Jones'un dediği gibi davanın Türkiye'yi ikiye böldüğü yanlış mı? İddianamenin İbrahim Şahin gibi gerçek derin devlet tetikçileriyle Mehmet Haberal gibi rejim muhaliflerini aynı kefene koyması kamuoyunu ikna etti mi? İllegal dinleme ve gözaltılar Türkiye'de bir korku iklimi yaratmadı mı? 
Dolayısıyla bu raporla ilgili yaygara koparanların, 'Dünya ikiye ayrılır: Ergenekoncular ve demokratlar' mantığı son derece sakat. Onlar da biliyor ki, iddianamede tartışmalı unsurlar var. En ateşli Ergenekon savunucuları bile özel sohbetlerde polis ve savcıların bazı tasarrufarını eleştiriyor, ama bunu yazmaya çekiniyor.
Peki bu tarz eleştiriler, yanlız ulusalcılar ve Doğan Grubu'nda mı geliyor? Hayır. İddianameye yönelik şekli ve felsefi eleştirileri merak edenlerin çok uzağa gitmesine gerek yok. Star gazetesinde Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk'un 'Dreyfus' başlığıyla Ergenekon iddianamesiyle ilgili bir dizi ağır eleştirsi oldu. Demokrat kimliğiyle tanıdığımız Selçuk, daha sonra bunların bir bölümünü kitaplaştırdı.
Aynı gazeteden Şamil Tayyar, kamuoyunda Ergenekon sürecinin en etkili savunucularından biri olarak tanındı. O bile 4 Şubat tarihli yazısında 'Ergenekon 'torba dava' olmamalıdır' diyor ve 'Mevcut belgelere göre, Ergenekon'un 1999 yılında kurulduğu varsayılıyorsa eski yıllara uzanan eylemlerle Ergenekon sanıkları arasında bağlantı kurmak imkansız hale gelir. Ergenekon bir 'torba dava' olarak görülüyorsa birden fazla örgüt şemasının bulunmasını zorunlu kılar' uyarısında bulunuyor.
Başa dönelim. Bunları tartışmaya açık mıyız?