AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-08-30

kategori2

Doktor House ve dinlemesini bilmek üzerine

Twitter arkadaşım Melis Alphan'dan Mad Men dizisindeki şirketin sahibinin bir Ayn Rand hayranı olduğunu öğrendikten sonra hangi dizideki hangi karakterin Rand'in kitabı 'Hayatın Kaynağı'ndaki (Fountainhead) kahraman Howard Roark'a en çok benzediğini düşündüm.
Howard Roark'ın hayata karşı aldığı tavra benzer tavırları alan dizi kahramanı, House'daki Doktor House'dı.
House da Howard Roark gibi kimsenin ne düşündüğüyle ilgilenmeden doğru bildiklerini kolektif dirence karşı olsa da cesurca uygulayan bir insandı. Normların dışında House da Howard Roark da. İkisi de kamuoyunun kendileri hakkında ne düşündüğüyle ilgilenmiyor.
House işbaşındayken içki içebiliyor ve ağrı kesiciler kullanıyor. İkisi de otoritelerin ne düşündüğünü umursamıyor, doğru bildikleri yolda tavizsiz yürüyorlar.
Böylece alışılmış olmayan sorunlara alışılmadık çözümler bulabiliyorlar, kendilerine egoistçe güvenmeleri nedeniyle kimsenin düşümeye cesaret bile edemediği çözümler üretebiliyorlar. (Sinan Çetin'e Ayn Rand kitaplarının tercümesine ve tanıtılmasına verdiği özel önem nedeniyle teşekkür borçluyuz).
House dizisinde tıbbi senaryolar oluşturulurken diziye danışmanlık yapan ve bir anlamda dizinin arkasındaki en önemli isim diyebileceğimiz Lisa Sanders hayli ilginç bir doktor. Yale Üniversitesi'nin hastanesinde görev yapmakta olan Bayan Sanders ayrıca New York Times'ın dergisinde 'Diagnosis' (Teşhis) köşesini yazıyor.
Son olarak 'Every Patient Tells a Story: Medical Mysteries and the Art of Diagnosis (Her hastanın farklı bir hikayesi vardır. Tıbbi gizemler ve teşhis sanatı) adlı kitabı da çıktı.
Lisa Sanders, doktor-hasta ilişkisi hakkında çok enteresan gözlemlerde bulunuyor.
Onun verdiği rakamlara göre doktorlar hasta hakkındaki teşhislerinin yüzde 90'ını hastayı dinlerken yapıyorlarmış. Yani hasta dinlendikten sonra yapılan testler direkt teşhise değil doktorun daha önce yaptığı teşhisin doğrulanmasına yarıyormuş.
SADECE  3 SANİYE DİNLEYEBİLİYORLAR
Yani anlayacağınız doktorun hastayı iyi dinlemesinin önemi büyükmüş,
Ancak doktorların dinleme konusunda hayli sabırsız oldukları da tespit edlmiş.
Teşhisin en önemli aşamasında 'Şikayetiniz nedir?' diye sorulduktan sonra hasta anlatmaya başladığında konuşmasının henüz üçüncü saniyesinde (3 saniye) doktor soru sormaya başlayarak hastanın sözünü kesiyormuş.
Soru-cevap bölümüne hemen geçilince hastanın kesilmeden konuşması olamayınca teşhisin doğruluğu tehlikeye girebiliyormuş.
Çünkü soru-cevap sürecine hemen geçilmesi hastanın kendi gerçeğini doktorun arzuların göre anlatmasına yol açabiliyormuş.
Psikiyatristler-hasta arasındaki soru-cevap süreçlerini inceleyen bazı çalışmalarda belirtildiği gibi (Janet Malcolm; 'The Purloined Clinic), hastanın uzman soruları karşında bazı gerçekleri baskı altına alması veya onları değiştirerek anlatması ihtimaline yol açıyormuş.
Doktorlar hastanın konuşmasını neden 3 saniye sonunda kesiyorlar peki?
Çünkü büyük ihtimalle onlar daha önce yüzlerce defa görmüş oldukları bir hastalıkla karşı karşıyalar ve ne yapılacağı hakkında kararlarını çoktan vermiş durumdalar.
Bu sürecin bu haliyle fazla sağlıklı olduğu söylenemez tabii ki. Bazı yanlış teşhislerin yapılmasına açık bir durum olduğu muhkkak bunun.
Doktorların yapması gereken sadece hastaya konuşması bitene kadar soru sormamaktan ibaret.
'Bu da çok zor bir şey değil' diyor Doktor Lisa Sanders. Çünkü yapılan çalışmalar göstermiş ki; ortalama hastanın doktora kendisini anlatma süresi 2 dakikayı aşmıyormuş. Yani doktor hastayı üçüncü saniyede soru sorarak kesmek yerine ikinci dakikanın sonuna kadar beklese çok daha sağlıklı sonuçlar alınacak ve doğru teşhisler yapılabilecek.
Görüldüğü gibi hayatın her alanında olduğu gibi konuşmayı ve dinlemeyi bilmek yaşamımızın en temel meselesi haline gelebiliyor.
Konuşmayı ve dinlemeyi hepimiz iyi öğrenirsek çok daha kaliteli bir yaşama sahip olacağımız kesindir.

Bavulumun gösterdiği
Kaybolmuş bavulumun bulunma süreci bir tür şehir efsanesi haline gelmiş olduğundan bu konuda birkaç laf etmek istiyorum. Doğrusunu isterseniz bavulumuzu açtığımda çok şaşırdım zira içinde tek bir eksik yoktu. Altı ayı aşan bir zamandır kayıp olduğundan bunun olabileceğine hiç ihtimal vermiyordum. Bu durumda bavulumuzun Zaman gazetesinin Ankara bürosunda ortaya çıkmış olmasına minnettar olmam gerekiyor.
Ben inançlı olduğunu söyleyen insanlardan örnek ahlaki davranışları daima  beklerim. Bu beklentim her zaman karşılık bulmaz ama yine de beklerim. Kaybolup bulunan bavulumun macerası sürecinde bu örnek ahlaki davranışı gördüğümü    söyleyebilirim.
Bavul başka insanların eline geçseydi akıbetinin ne olabileceği hakkında bazı şüphelerim var doğrusu. Bunu dindar olmanın insana otomatik yüksek ahlak yüklediğini veya dindar olmayan insanları otomatikman ahlaksız gördüğümden söylemiyorum. Sadece inançlı insanların bazı insani hatalardan ve yasak olanı yapma heyecanından  kaçınmayı öğrenmeleri gerekliliğine inandığımdan söylüyorum bunu.
İçinde genelde önemli şeyler olmasa da bizim açımızdan önemli olan bavulumuzun bunca zaman sonra eksiksiz durumda elimize geçmesini sağlayan herkese teşekkür borçluyum.