AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-08-30
Düşünüyor muyuz? Düşündürtülüyor muyuz? Düşünce gündemimizin ne kadarını belirleyebiliyoruz? Bizde hiç mi düşünür yok?
Var. Bir bölüğü akademisyen. Okumuş gelmişler. Öğrenmişler. Öğretiyorlar. Kitaplar yazıyorlar. Düşünce ürünlerinin çoğu tanıtım temellidir. Batı'da ve bizde geçmişte ne olmuştur, şimdi ne oluyor? Malumat veren, açıklayıcı, öğretici çalışmalar.
Hayatın zorlukları bizlerden, çabuk etkileyici, 'iş bitirici' düşünme biçimleri istiyor. Ekonomik, toplumsal işleyiş, düşünceleri 'yararlılıkları' etkili oluşları açısından değerlendiriyor. 'Yeni düşünceler üretme' reklam yazarlarının, satış elemanlarının, patronlarının gözüne girmeye çabalayan şirket elemanlarının işi olmuş. Düşünce adamı ya bir partiye ya da bir şirkete, ideolojik bir örgüte hizmet eden biri oluyor.
Soruyoruz: Düşüncenin neresindeyiz? Yanıtımız da bir soruyla: Düşünce bizim neremizde?
Bireysel açıdan bakıldığında, iç dünyamızın özgürlüğü, kendi kendimizle düşünsel iletişime girebilme çabamız, düşünme sürecini güçlü ürünler vermeye yönlendirebiliyor. Dünyanın düşünce haritasında yerimiz ne kadardır? Bu haritada yer alabilmek için, kendimizle düşüncelerimizin yüzleşebilmesi gerek. Düşüncelerimizin yaşadıklarımızla, bedensel yapımızla, toplumsal, politik ortamla, duygularımızla, iletişimiyle başlayacak düşünme serüvenimiz. Mutlaklaştırma, sığlaştırma, bir serüven, bir araştırma olan düşünme çabasını öldürür. Kesinliğe, sağlamlık güvencesine kavuşup, 'garantili' düşünme arayışı, düşünce ile olan ilişkimizde sakıncalı bir yoldur. Yaratıcı düşünme, yiğit, kafa ve yürek açısından özgür, gönlü olan insanların katkılarıyla gerçekleşebilir. Düşünme bireyin iç dünyasında, hayatına yakışacak biçimde devingenliğini sürdürecektir. Heyecanla, serüven ruhuyla, aşkla yürütüldüğünde, düşünme birey olarak bizi kendimizle, içselliğimizle, bedenimizle toplumumuzla, kültürümüzle iletişime sokar. Salt sorun ve bilmece çözme amacıyla gerçekleştirilen düşünme etkinliği, kalıplaşmış, çok aşınmış yollarda 'ihtiyatla' yürüme korkaklığı, bizi ülkemizin özlediğimiz düşünce ülkesi olması arayışından uzaklaştırıyor.
Birey olarak, düşüncenin ne içindeyiz (düşünmeyi hindi ya da eşek özelliği gibi görüyor, tasalanmayla bir tutuyoruz!) ne de büsbütün dışında (çünkü o zaman düşünceyi kuşbakışı, çepeçevre görebilme gücümüz olabilir belki!) ne ardındayız ne de önünde. Düşünce içimizde bir yer tutmuyor ki, derinliklerimizde; onlarla nasıl yaşayacağımızı soruşturacağımız düşüncelerimiz olamıyor. Bir alet gibi kullanılıp atılan ya da süs olarak saklanılan ama bireysel varlığımızla bütünleşemeyen düşüncedeyiz. Hayırlı olsun!
Toplumsal boyutta, düşüncenin, toplumumuzda günlük yaşamın, politik kavganın ötesinde kendine özgü bir alan oluşturup oluşturmadığını sorabiliriz. Türk toplumunun düşünen kişilerinin düşüncelerinden oluşan bir düşünme alanı var mıdır? Dünyadaki sanatsal, bilimsel, kültürel işleyiş hakkında kendimize özgü görüşlerimiz var mı? Düşünce toplumu muyuz? Düşünenlerimizin düşünceleriyle oluşan düşünce alanı eğer varsa ne denli özgündür? Özgünse, bu özgünlük yaşamımız, geleneğimiz, kültürümüzle kurduğu bağ açısından da öyle midir?
Düşünürlerimiz olsa da, Türkiye'de yeterli bir düşünce alanı yoktur. Bu düşünme alanı, çevirilerle çevrilmiştir. Özgün değildir. Alan, yaşamla ilgili politik düşüncelerin, ekonomik kaygıların ötesinde kuramıyor. Hayatımızdaki, toplumumuzdaki sorunların çözümlerine odaklanmış. Düşünce alanı, yüksek düzeyde, soyutlamalar, kuramlar içermiyor; böylesi nitelikleri taşıyan yapıtlar varsa da bunların çoğu çeviri. Bu niteliksizliğin yanı sıra kendi kültürel geçmişimizin yorumuna yönelik çalışmalar çok az.
Toplumun üst düzeyde bir düşünce alanı oluşturacak düşünce yapıtları ortaya koyması gerekli midir? Düşünmek için, kuramlar ortaya koymak için düşünmeye değer mi? 'Batı'dan düşünceyi alır, sorunlarımızı çözeriz' diyebilir miyiz? Düşünelim bakalım!
Toplumlar arası düzlemde neredeyiz?
a) Dünyadaki düşünce üretimine katkımız var mı?
b) Bir düşünce alanımız olduğundan, bu alanımızın varlığından dolayı öteki toplumlardan saygı görüyor muyuz?
c) Kendi yaşam deneyimlerimizden kendimize özgü ürünler vermiş geçmişimizden yola çıkıp dünyadaki düşünce alanına kendimizle, kendi gözlüklerimizle gördüklerimizi ortaya koyarak sesimizi duyurabiliyor muyuz? Alışılmış anlamıyla, yerelden evrensele çıkışımız nasıl olacaktır?
d) Öteki kültürlerle ilişkilerimizde, onlara bizim gözümüzle nasıl göründüklerini anlatabiliyor muyuz? Bu anlattıklarımız ilgi uyandırıyor mu? Hep onların gözüyle kendimizi görmeye ahmış bir toplum olarak, bizim kendi gözümüzle gördüğümüzü düşünceye dönüştürerek, dışımızdaki kültürleri kendi açımızdan yorumlamak, bu yorumlarla o kültürlerde etki yaratmak, ilgi uyandırmak bize çok uzak gibi geliyor. Türkiye 'düşünce ülkesidir' diyecekler mi bir gün bize? Bu düşüncenin neresindeyiz? Bir dikili düşünce ağacımız olacak mı toplum olarak bu dünyada?