AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2009-08-30

kategori2

Yargı Reformu mümkün mü?

Adalet Bakanlığı'nca hazırlanan ve hükümetin de onay verdiği Yargı Reformu Planı kamuoyuna açıklandı.
Plana iyimser ve kötümser iki bakış açısıyla bakmak mümkün.
İyimser gözle bakarsak, yargının personel ve fiziki yönlerden güçlendirilmesi, bireylerin adalet hizmetlerinden yararlanmasının yeni teknolojilerle kolaylaştırılması, çürümüş adli tıp ve bilirkişilik sistemlerinin düzeltilmesi, teftiş mekanizmasının HSYK'ya bağlanması, temel hukuk eğitimine önem verilmesi gibi öneriler son derece olumlu. Bunlar zaten ülkenin acil ihtiyaçları.
Kötümser açıdan baktığımızda ise kritik soru şu: Acaba 'AB'ye uyum için buna mecburuz' bahanesi ile siyasi iktidar, yargıyı ve özellikle de HSYK ve Anayasa Mahkemesi'ni kendisi için tehlike olmaktan çıkarmaya mı çalışıyor?
Açıklanan Reform Planı'na bakıldığında, HSYK ve Anayasa Mahkemesi'ne siyasetçilerin de üye seçmesine ilişkin öneriler kötümser bakışı doğrular nitelikte. Yine de bu konuda net bir kanıya varmak için, siyasetçilerin seçeceği üyelerin sembolik sayıda mı olacağı yoksa heyetlerin oluşumunda önemli sayıda mı olacağını bilmek gerekiyor.
Yargıçlar dışındaki birkaç sembolik üyenin bu yolla seçilmesi dünyanın sonu olmaz. Ama aksi durum yargının siyasallaşması sorununu artırmaktan başka işe yaramaz. Buna ise en başta yargının siyasallaşmasından en çok yakınan AKP iktidarının karşı çıkması beklenirdi. Hükümetin bu noktada tutarlı bir yaklaşım içinde olduğunu söylemek zor. 'Derdimiz yargının siyasallaşması değil, bizim aleyhimize kararlar vermesi' deniliyorsa o başka tabii...
İşin başka bir boyutu da şu:
Anayasa Mahkemesi, bu Yargı Reformu'nun bu tarz bir 'gizli ajandasının' olduğuna ve hele de hedeflerden birinin de doğrudan kendisi olduğuna inanırsa, açılacak davalarda ağır bir tepki verebilir. Hatta bu kapsamda yapılacak Anayasa değişikliklerini dahi Anayasa'nın değiştirilemez nitelikteki 2. maddesindeki 'hukuk devleti ilkesi'ne aykırı bulup iptal edebilir.
Yüksek Mahkeme'nin Anayasa'nın ilk üç maddesine aykırı bulacağı Anayasa değişikliklerini iptal etme yetkisine sahip olduğuna dair içtihat geliştirdiğini tekrar hatırlatalım. Artık bundan böyle hiçbir siyasi iktidar, Meclis'te üçte iki çoğunluğu da olsa, 'yaparım Anayasa değişikliğini, her sorunu hallederim!' mantığıyla temel sorunlara yaklaşamaz. O devirler bitti. Kürt açılımı için de aynı şey geçerli.
Anayasa Mahkemesi'nin böyle bir 'orantısız tepkisi' yargıdaki acil sorunların çözümünü de engeller. Bir çuval incir berbat olur. Onun için Reform Planı'ndan HSYK ve Anayasa Mahkemesi'ne siyasetçilerin etkili sayıda üye seçmesine ilişkin önerileri arındırmak ve acil ihtiyaçlara odaklanmak bence zorunlu. Aksi durumda bu Reform uygulamaya sokulamaz. Acil sorunlar da olduğu gibi kalır.
Günümüzde yargı sürecinin uzunluğu ve dava yoğunluğunun yargıçların davaları gereken titizlikle irdelemelerine engel olduğu inanışı vatandaşların yargıya olan güvenini derinden sarsma noktasında. Ülkemizde yargının bence en önemli sorunu bu.
Yargıçların dava dilekçelerini dahi okumadığı yaygın inanış olan bir ülkede devletin de temeli adalet nasıl tecelli edecek? İşte asıl mesele burada...