Gökçeada unutulmasın
Geçen yerel seçimlerde bir otobüsle Türkiye’yi gezen ekibimizi bir canlı yayınla SKY’da ağırladığımızda, hiç unutamam, yapımcımız Cansel Poyraz o uzun yolculukta tanık olduÄŸu Türkiye’den nasıl etkilendiÄŸini coÅŸkuyla anlatmıştı...
Bu coÅŸkuyu ona veren Türkiye’yi dolaÅŸmak; fotoÄŸraflamak ve yazmak en büyük hayalim olmuÅŸtu.
Bu yaz kısmen de olsa yapmaya çalışıyorum... İlk durağım Gökçeada oldu.
Homeros’un İlyada’sında anlatılır. Gökçeada, deniz tanrısı Poseidon’un adasıdır.
Asırlar boyu kimlere ev sahipliği yapmadı ki bu saklı cennet?
Romalılar, Bizanslılar, Venedikliler, Cenevizliler ve Osmanlılar... İzlerini her köÅŸede görmek, koklamak, hissetmek mümkün.
İşgaller yaÅŸadı ve sürgünler gördü... Adanın bazı köylerinde insanı tedirgin eden tuhaf bir ıssızlık var... Tenha köÅŸelerinde bu ıssızlık fısıltılarla anlatılıyor.
Belki “stratejik” olmasından ötürü hemen her köÅŸede askeri bir varlık hissediliyor. Hissettiriliyor...
Bu “politik” hisleri bir kenara bırakarak adaya bakınca ihtiyacınız olan sahicilikleri yüreÄŸinizle görüveriyorsunuz...
Sizi çevreleyen doÄŸal güzelliÄŸe; bakir koylara, göllere, çamlara, zeytinlere, arılara, kuÅŸlara, balıkçılara, taÅŸ evlere ve oÄŸlaklara bakakalıyorsunuz.
Bu ÅŸiiri kim yazdı? Ne zaman yazdı? Melodisi ve hikayesi olan bir ada Gökçeada.
Yavaşlayınca dinlenen, bakınca anlaşılan...
Bu melodiyi, bir gün batımında, Yakamoz Restoran’ın terasında dinledim.
GüneÅŸ, kıpkızıl bir lekeye dönüÅŸmeden hemen önce...
Ege’nin dingin yüzeyindeki sayısız pırıltı, bu coÄŸrafyadan gelip geçen tüm ruhları aynı anda kutsuyordu.
Orhan Karatay’ın dibek kahvesini yudumlarken o taÅŸ meydan kime neler anlatıyordu?
Ertesi gün, adadan ayrılmam gerekiyordu. Toparlanıp yola çıktım...
Son bir tur atıp feribota yetiÅŸecektim. “Kefaloz’u mutlaka gör” demiÅŸti bir dostum. “Hadi, bir bakayım...” dedim.
Tuz gölündeki çamura bulanmış karaltıları gördüÄŸümde, esen rüzgarın ÅŸiddeti başımı döndürdüÄŸünde bir an için durmak istedim... FotoÄŸraf makinemi çıkarıp çerçevemi yaptığımda vizörden o rengarenk lekeleri gördüm.
Kafamı kaldırıp dikkatlice bakınca uzun koyun içinde onlarca küçük rengarenk paraÅŸüt gördüm. Sonra sörfleri fark ettim.
Yol beni Gökçeada Surf EÄŸitim Merkezi’ne götürdü. 15 dakika sonra bir odaya yerleÅŸmiÅŸtim.
Hikaye tam da burada beni buldu...
İşte tipik bir Türkiye hikayesi...
Gökçeada’nın Aydıncık koyu, Ege adaları üzerinden geçen kuzey-güney rüzgar koridoru üzerinde yer alıyor.
Rüzgar sörfü ve kite board için ideal olan 4-5 Beufort ÅŸiddetinde bir rüzgarı kesintisiz barındırıyor.
Harikulade bir kumsalı var.
Rüzgar deniz yüzeyinden 10 metre yükseklikte estiÄŸinden yüzeyde dalga yapmıyor. Yeni baÅŸlayanlar için denizi sığ.
Ve, parkurun en dar yeri 2.5 kilometre... Yani eÅŸsiz...
Bu özelliklerin aynı anda bir arada olması bir mucize...
Avrupa’nın en büyük sörf merkezi olabilecek; bu özellikleri barındıran Aydıncık ve civarında durum ne?
Kalınabilecek tek bir tesis var... Duyuru yok... Tanıtım yok... Hoş olsa nerede kalacaklar.
Askeri bölgeler ve SİT alanları arasına sıkışmış kalmış...
Yunan adalarını ve İbiza’yı gören biri olarak rahatlıkla ÅŸunu söyleyebilirim.
Gökçeada, sadece bu yönüyle bile bir turizm mucizesi yaratabilir...
Bunu yapacak vizyon ve kafa var mı?
Yok...
Belki ileride bu adayı da Yunanistan’a geri veririz... O zaman Çanakkale’den feribotla gelen çocuklarımız buradaki dev tesislerde sörfünü yapıp konaklarken,”Ne iyi olmuÅŸ da bu adayı geri vermiÅŸiz...” derler.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.