Sezen Aksu'nun Kürt açılımına verdiÄŸi destek bir bakıma çok önemli. KeÅŸke desteÄŸi direkt BaÅŸbakan'ı arayarak yapmasaydı, keÅŸke insanda 'Bu kadın her zaman sıcak gündemden kendisine pay çıkartıyor' hissi uyandırmasaydı... Ve keÅŸke 'kayıtsız ÅŸartsız' destek vermek yerine biraz daha tedbirli davransaydı... Ama bütün bunlar hiç önemli deÄŸil.
Önemli olan bu ülkenin temel direÄŸi olan sanatçıların demokratik tavır almaları. Seslerini yükseltmeleri. Gündeme kayıtsız kalmadıklarını göstermeleri.
Bu yüzden Sezen Aksu'yu da tebrik etmek gerek, hayatının en samimi çıkışını yapan ve yürekten gelerek konuÅŸan Hülya AvÅŸar'ı da...
Ben Sezen Aksu'nun açılıma desteÄŸinin arkasındayım, ama Hülya AvÅŸar'ın açıklamalarının da. Dün, ErtuÄŸrul Özkök'ün yazısından öÄŸreniyoruz ki Sezen Aksu, AvÅŸar kızının telefonlarına çıkmamış...
Bu soÄŸukluÄŸun uzun süreceÄŸini zannetmem... Bugün yarın konuÅŸacaklarına eminim. Zaten önemli olan da diyalog deÄŸil mi?
Madem 'demokratik açılım'dan söz ediliyor, eleÅŸtirileri kabullenmek, onları dinlemek, ortak paydalarda bulunmak da bu açılımın kapsamına girmiyor mu?
Elbette Sezen Aksu da görüÅŸlerini dile getirecek, ona itiraz edenler de...
Kendi adıma konuÅŸayım: ÇeÅŸitli konularda Sezen Aksu'yu eleÅŸtirmiÅŸ olmam, bu konudaki tavrından dolayı onu desteklememi engellemiyor. Ben bu iÅŸi bir kiÅŸilik meselesi, bir hesaplaÅŸma olarak görmüyorum.
Türkiye'nin tamamını ilgilendiren bir konuda herkes fikrini beyan etmeli... Nasıl ki Sezen Aksu'nun düÅŸüncelerine kulak kabartıyoruz, CHP'nin, MHP'nin de söyleyeceklerini dikkate almamız gerekiyor. Her söylediklerine katılmak, onlarla hemfikir olmak zorunda deÄŸiliz. Ama bir ortak nokta bulunabilir.
Farkındasınız, son zamanlarda Türkiye'de çığırtkan oldukları için sesleri fazlasıyla gür çıkan bir azınlık grubu düÅŸünce hayatımızı terörize ediyor. Babalarıyla problemlerini bir türlü aÅŸamayan, bunu Türkiye üzerinden çözmeye çalışan iki kardeÅŸin yolunu açtığı sistematik bir terör sürüyor.
Fethullah Gülen'i eleÅŸtiriyorsunuz, birden Cemaat düÅŸmanı olarak anılıyorsunuz.
Kürt açılımına karşı sesinizi yükseltiyorsunuz, Kürt düÅŸmanı diye yaftalıyorlar.
Ergenekon soruÅŸturmasındaki çarpıklıklara dikkat çekiyorsunuz, adınız darbeciye çıkıyor.
İki kardeÅŸin öncülüÄŸünü yaptığı bu terör ortamında, daha evvel adlarını bilmediÄŸimiz üç-beÅŸ çapulcu da medyayı kirletiyor. Bu dönemden nemalanan, daha evvel adlarını bilmediÄŸimiz, birden meydanı boÅŸ bulup kendilerine yer edinme heveslisi düÅŸünce teröristleri...
Bilmezdik biz bunları, ÅŸimdi adam yerine konulmak için kendi düÅŸüncesini özgürce söyleyenlere savaÅŸ açıyorlar.
'Demokratik açılım süreci' deniyor yaÅŸadığımız günlere... En ufak bir eleÅŸtiriye, itiraza, farklı sese bile tahammülleri yok. Karşıt görüÅŸleri yok etmek için ant içmiÅŸler. Nasıl demokrasi, nasıl açılım, anlayamıyorum.
Çekin ellerinizi artık düÅŸünce hayatımızın üzerinden.
Biz bu haberi okumuÅŸtuk
21 AÄŸustos 2009, Zülfü Livaneli'nin Vatan'daki yazısı:
'1996'dan beri UNESCO'da iyiniyet elçiliÄŸi ve genel direktör danışmanlığı görevindeyim. Bu yıl yeni bir genel direktör seçilecek. Birçok yabancı ülke bu görev için beni aday göstermek istedi ve Türk hükümetine baÅŸvurdu. Çünkü herkesi kendi hükümetinin aday göstermesi gerekiyor. Türk hükümeti ve Çankaya bu talebi reddetti. Bir yabancı yetkilinin isteÄŸine cevap veren Ahmet DavutoÄŸlu, Mısır'ın adayı Kültür Bakanı Faruk Hüsnü'yü kastederek 'Biz Araplarla karşı karşıya gelmeyiz' dedi. Beni arayan Çankaya yetkilisi 'Çok isterdik ama maalesef sıra Araplar'da' dedi.'
25 AÄŸustos 2009, Can Dündar'ın Milliyet'teki 'özel' haberi:
'Livaneli 1996'dan beri UNESCO'da iyiniyet elçiliÄŸi ve Genel Direktör Danışmanlığı yapıyordu. UNESCO Genel DirektörlüÄŸü için ancak hükümetler aday gösterebiliyordu. Acaba CHP'li olarak bilinen Livaneli'yi AKP Hükümeti aday gösterir miydi? (...) Konu DışiÅŸleri'ne gelince iÅŸ karışıyor. Çünkü Türkiye, tam da Mısır'la nicedir soÄŸuk olan iliÅŸkileri ısıtmaya baÅŸladığı bir dönem yaşıyor. Türk DışiÅŸleri, Amerikalılara 'UNESCO mutabakatı'nı hatırlatıyor. 'Livaneli ismine hiçbir itirazımız yok. Hatta memnun oluruz. Ancak son anda centilmenlik anlaÅŸmasını çiÄŸneyip Mısır'a karşı tavır alamayız' diyor. Livaneli'nin adaylığı böylece suya düÅŸüyor.'
Tatil notlarım (bölüm iki)
UÄŸur Dündar her sabah kahvaltı öncesi uzun bir yürüyüÅŸ yapıp, ardından da 50 dakika yüzüyormuÅŸ. Benim gibi denize 10 dakika giren biri yarışabilir mi? 'Moral bozmayalım UÄŸur Abi' diye mesaj attım...
Eski Datça'ya gittim. Ulaşımı olsa Alaçatı gibi patlayacak; ÅŸimdiden taÅŸ evler satın alınmaya baÅŸlamış, doÄŸal olarak da emlak fiyatları uçtukça uçmuÅŸ... Yeni Datça ne kadar kötüyse, SİT alanı ilan edilen Eski Datça o kadar güzel kalmış. Huzur içinde bir köy hayatı; ama herkes entelektüel, herkes solcu, herkes okumuÅŸ ve aydın...
Eski Datça'nın AlaçatılaÅŸması için çok basit bir ÅŸey gerekli: Bodrum'dan hızlı feribot. İstanbul'dan kalkıp Bandırma'ya giden deniz otobüslerinin bile hala karlı olmadığı düÅŸünülürse, yıllardır gerçekleÅŸmeyen bu proje hala halk arasında bir 'beklenti' sadece. Araç taşıyacak bir feribot karlı deÄŸil; aman zaten böyle de kalsın. Eski Datça ulaşılması zor bir yer olsun.
Eski Datça'da Datça Sofrası diye bir yer var: ÖÄŸlen, akÅŸam yemeklerini orada yedik. 'Kalmadı' yanıtını aldığımız yemekler dışında ne tattıysak çok güzeldi. Bademli köftenin mönüde özel bir yeri var; deneyin.
Patlamaya hazır bütün kasabalar gibi buranın insanları da 'dışarıdan' müdahaleleri istemiyor. Küçük restoranların, barların, dükkanların açılması tamam ama İstanbullu istilasına karşı temkinliler...
Eski Datça'da çok rüzgar var; bir hevesle buraya yerleÅŸen bazıları bu rüzgardan kaçıp bir süre sonra evlerini satarak geri dönüyor.