Global kriz ortamında dünyadaki birçok ülke büyük bütçe açıkları ve artan borç- GSYİH oranları yaşıyor, Türkiye de yaÅŸayacak.
ÖrneÄŸin, ABD'de yeni açıklanan OMB verilerine göre ABD'nin on yıllık kümülatif bütçe açığı eski tahminlere göre 2 trilyon dolar daha fazla olarak 9 trilyon dolar civarında tahmin edildi. Bu durum karşısında bütçe açığının GSYİH oranı bu yıl için yüzde 11.2 olarak tahmin edilirken, ABD bütçe açığının önümüzdeki 10 yıllık ortalaması yüzde 5.1 civarında olacak.
Bu ÅŸartlarda ABD kamu borç oranının GSYİH'ya oranı ise 2008 yılındaki yüzde 41 düzeyinden 2019 yılında yüzde 77 oranına çıkacak diye düÅŸünülüyor.
Dolayısı ile ABD ekonomisi çabucak pozitif reel büyüme ortamına gelse de, gene bütçe açığı kaynaklı kamu borcu artış sarmalına daha az girmek için ciddi adımlar atması ve mali kurallar gündeme getirmesi gerek.
Benzer ÅŸekilde Türkiye'nin reel büyüme oranı 2009 yılının bütününde % 5-7 oranında negatif olurken, döngüsel ve bir defalık etkiler nedeni ile 2009 bütçe açığı bu yıl GSYİH oranı olarak yüzde 5-6 civarına çıkacak.
Tabii son yıllarda artışı durdurulmuÅŸ ve oranı düÅŸürülmüÅŸ olan kamu borcu-GSYİH oranı da yeniden yükselmeye baÅŸlayacak. Ancak henüz elimizde kamu borç oranının ne kadar yükseleceÄŸi konusunda bir tahmin yok, bir tahmin yapmak da zor!
Birkaç gündür aktarmaya çalıştığımız yeni mali politika anlayışına göre borç artışının kontrol altına alınabilmesi için bütçe açıklarının bir süreç içinde sürekli kontrol altına alınması gerek.
Bütçe açıkları hesaplanırken de ekonomideki dalgalanmaların etkisi yani döngüsel açıkların büyüklüÄŸünün tahmin edilmesi ve hesaplamalarda göz önüne alınması gerek.
Ayrıca otomatik stabilizatör denen olguların etkilerinin de göz önünde tutulması gerek.
Bu faktörleri hesaplara katabilmek için ekonomideki çıktı açığı denen (output gap) büyüklüÄŸün de hesaplanması ve bu hesaplar çerçevesinde ortaya çıkacak düzeltilmiÅŸ yapısal bütçe açığı (structural deficit) durumunun kontrol altına alınarak, kamu borcunun artışına izin vermemek veya artışı sürdürülebilir bir düzeyde tutmak gerek.
Tabii bir de geliÅŸmiÅŸ sanayi ülkeleri ile geliÅŸen ülkeler arasında yaklaşım farkı olmak zorunda. GeliÅŸmiÅŸ sanayi ülkeleri salt büyüme kökenli döngüsel etkilerden ayıklanmış toplam bütçe açığı kavramını kullanabilirler.
Ama geliÅŸen ülkelerde salt döngüsel ekonomik dalgalanma etkileri deÄŸil, yani salt çıktı açığı deÄŸil, reel döviz kuru, reel faiz haddi ve dış ticaret hadleri gibi faktörlerin yarattığı büyük bütçe açığı ve kamu borcu etkileri de göz önüne alınmak mecburiyetinde.
Zaten bütçe açığı analiz edilirken temel kriter olarak alınması gereken deÄŸiÅŸken konusunda birden fazla alternatif var.
Kamu borcu-GSYİH oranı veya toplam bütçe açığının kendisi veya faiz dışı fazla GSYİH oranı, kamu harcamaları oranı gibi ve daha birçok alternatif büyüklük, mali kuralın hedef deÄŸiÅŸkeni olarak göz önüne alınabilir.
Sonra da yeni ÅŸartlara uyum için bir modelleme yapılması gerekiyor.
İşte geçen hafta Ekonomiden Sorumlu Bakan Babacan bu konudaki hazırlıkların sonuna gelindiÄŸini ve bir 'mali kural' uygulaması seçeneÄŸine varılacağını, uygulamaya geçilmeden evvel de kamuoyu ve IMF ile de, alınacak olan mali kural politikası kararlarının paylaşılabileceÄŸini gündeme getirdi.
Bu nedenle biz de konunun genelde ne içerdiÄŸini, birkaç gündür kabaca özetledik! İnÅŸallah faydası olmuÅŸtur!