AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2009-09-02

kategori2

İki uç arasında

Kürt Açılımı konusunda inanılmaz yorumlar ve açıklamalar uçuşuyor. Farkındaysanız söylenenler, söyleyenlerin konumundan ötürü son derece ciddi bir boyut almaya başladı. Meselenin söz sahibi taraflarının ve sözcülerinin, gerçekte, ne kastettiğini açık açık anlamak ve anlatmak gerek.
Geçtiğimiz günlerde bu anlamda ilk çıkış 'referandum' tartışmasının alevlenmesi ile gerçekleşti. Emekli Büyükelçi Ümit Pamir, 'bence Türklerle Kürtlerin birlikte mi, yoksa ayrı ayrı mı yaşamak istedikleri saptaması referandumla yapılmalıdır ve bir an önce yapılmalıdır' dedi. Bu, meselenin anlaşılması (dolayısıyla sağlıklı tartışılması için) tüm taraflara ve aktörlere  sağlıklı bir tartışma zemininin koordinatlarından sadece birini verdi. Neden önemliydi? Taraflardan biri, (gerçekleşmesi teknik olarak neredeyse imkansız olmasına mukabil) açık yüreklikle zihinsel arka planının koordinatlarına dair bir ipucu verdi. Ardından Öcalan'ın açıklaması sızdı... Bunu da bir kesimin zihinsel arka planının açık koordinatları olarak okudum. Öcalan ne diyordu? 'Kürtler demokratik bir ulus olarak varlık kazanacak. Kendi sporunu, eğitimini, dini örgütlenmelerini, meclisini, belediyelerini yapabilirse kendi yapacak, kuracak. Hatta kendi özsavunması bile olacak. Kendi itilaflarını çözecek savunma gücü olacak. Yani Kürtler de kendi kendilerini demokratik biçimde örgütleyecek.' Yani ne diyor ve istiyor? Özerk Bölge, ayrı meclis, ayrı polis teşkilatı ve hatta ordu. Mümtaz Soysal ise, gene,bir cenahın dikkate değer sözcüsüdür... Açık yüreklilikle ne dedi? 'Güneydoğu'da ise, bölgesel özerklik, resmi dil dışında öğretim gibi ulus-devlet ilkesiyle çatışan isteklere karşı kesin kırmızı çizgiler çizmek ve düzen değiştirici planlı ekonomik-sosyal kalkınmayı öne çıkarıp bu koşullara uymak istemeyenlerin Irak'taki Türkmen nüfusla değiştirilmesini önermek gerekecektir.' Yani 'mübadele' diyor... Öcalan'ı sabır ve büyük bir iştahla dinleyenlerin, mesela Soysal'ın bu önermesini de dinlemesi gerekmez mi?
Günlerdir ne yazıyorum? Bu meselenin halli, bu şartlarla ve bu kafayla imkansızdır... Kabul edin veya etmeyin... Yukarıdaki görüşler iki ayrı uçtur. Bu coğrafyada bu iki ayrı görüşün destekçisi insanların sayısı azımsanamaz. Cumhurbaşkanlığı seçiminde uzlaşmayan, yüzde 47'sine güvenen, 'ben yaptım oldu' diyen AKP kadroları şimdi gerçekten sıkıştı. Pandora'nın kutusunu bu sorunlu siyaset yapma pratikleri ile açmaya cüret edemezler diyordum. Açtılar... Elbette, 'açmaktan' kastım 'aman açılmasın' değildir. Artık bir saatli bomba haline gelen Pandora'nın kutusunun, bu tarihsel kavşakta açılmasının ötelenmesi de değildir. Bu sersemce olur. Kastım, ikiyüzlü aydınlar, samimiyetsiz ve omurgasız siyasetçiler eliyle bu kutunun açılmasının, bu coğrafyada geri döndürülemez hasarlara yol açması korkusudur. Tek bir örnek vereyim...
Sizce bu kadar sert köşelere sahip, uç isteklerin uçuşmaya başladığı bir meselede tüm toplumu birleştirip uzlaştırması gereken kimdir? Cumhurbaşkanı... Cumhurbaşkanı Abdullah Gül çıksa racon kesse kim ciddiye alır? Peki biz, o tarihlerde beyefendi Köşk'e metazori seçilirken neden, 'olmaz' diye yırtınmıştık? Beyler, Türkiye'nin en hassas konusu ile oynamaya başladınız ve ortaya saçılan kelimelere bakın... Mübadele... Ayrı meclis... Hadi şimdi kapatın Pandora'nın kutusunu...