AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-09-02

kategori2

Sezen Aksu'yu destekliyorum

Sezen Aksu'nun Kürt açılımına verdiği destek bir bakıma çok önemli. Keşke desteği direkt Başbakan'ı arayarak yapmasaydı, keşke insanda 'Bu kadın her zaman sıcak gündemden kendisine pay çıkartıyor' hissi uyandırmasaydı... Ve keşke 'kayıtsız şartsız' destek vermek yerine biraz daha tedbirli davransaydı... Ama bütün bunlar hiç önemli değil.
Önemli olan bu ülkenin temel direği olan sanatçıların demokratik tavır almaları. Seslerini yükseltmeleri. Gündeme kayıtsız kalmadıklarını göstermeleri.
Bu yüzden Sezen Aksu'yu da tebrik etmek gerek, hayatının en samimi çıkışını yapan ve yürekten gelerek konuşan Hülya Avşar'ı da...
Ben Sezen Aksu'nun açılıma desteğinin arkasındayım, ama Hülya Avşar'ın açıklamalarının da. Dün, Ertuğrul Özkök'ün yazısından öğreniyoruz ki Sezen Aksu, Avşar kızının telefonlarına çıkmamış...
Bu soğukluğun uzun süreceğini zannetmem... Bugün yarın konuşacaklarına eminim. Zaten önemli olan da diyalog değil mi?
Madem 'demokratik açılım'dan söz ediliyor, eleştirileri kabullenmek, onları  dinlemek, ortak paydalarda bulunmak da bu açılımın kapsamına girmiyor mu?
Elbette Sezen Aksu da görüşlerini dile getirecek, ona itiraz edenler de...
Kendi adıma konuşayım: Çeşitli konularda Sezen Aksu'yu eleştirmiş olmam, bu konudaki tavrından dolayı onu desteklememi engellemiyor. Ben bu işi bir kişilik meselesi, bir hesaplaşma olarak görmüyorum.
Türkiye'nin tamamını ilgilendiren bir konuda herkes fikrini beyan etmeli... Nasıl ki Sezen Aksu'nun düşüncelerine kulak kabartıyoruz, CHP'nin, MHP'nin de söyleyeceklerini dikkate almamız gerekiyor. Her söylediklerine katılmak, onlarla hemfikir olmak zorunda değiliz. Ama bir ortak nokta bulunabilir.
Farkındasınız, son zamanlarda Türkiye'de çığırtkan oldukları için sesleri fazlasıyla gür çıkan bir azınlık grubu düşünce hayatımızı terörize ediyor. Babalarıyla problemlerini bir türlü aşamayan, bunu Türkiye üzerinden çözmeye çalışan iki kardeşin yolunu açtığı sistematik bir terör sürüyor.
Fethullah Gülen'i eleştiriyorsunuz, birden Cemaat düşmanı olarak anılıyorsunuz.
Kürt açılımına karşı sesinizi yükseltiyorsunuz, Kürt düşmanı diye yaftalıyorlar.
Ergenekon soruşturmasındaki çarpıklıklara dikkat çekiyorsunuz, adınız darbeciye çıkıyor.
İki kardeşin öncülüğünü yaptığı bu terör ortamında, daha evvel adlarını bilmediğimiz üç-beş çapulcu da medyayı kirletiyor. Bu dönemden nemalanan, daha evvel adlarını bilmediğimiz, birden meydanı boş bulup kendilerine yer edinme heveslisi düşünce teröristleri...
Bilmezdik biz bunları, şimdi adam yerine konulmak için kendi düşüncesini özgürce söyleyenlere savaş açıyorlar.
'Demokratik açılım süreci' deniyor yaşadığımız günlere... En ufak bir eleştiriye, itiraza, farklı sese bile tahammülleri yok. Karşıt görüşleri yok etmek için ant içmişler. Nasıl demokrasi, nasıl açılım, anlayamıyorum.
Çekin ellerinizi artık düşünce hayatımızın üzerinden. 

Biz bu haberi okumuştuk
21 Ağustos 2009, Zülfü  Livaneli'nin Vatan'daki yazısı:
'1996'dan beri UNESCO'da iyiniyet elçiliği ve genel direktör danışmanlığı görevindeyim. Bu yıl yeni bir genel direktör seçilecek. Birçok yabancı ülke bu görev için beni aday göstermek istedi ve Türk hükümetine başvurdu. Çünkü herkesi kendi hükümetinin aday göstermesi gerekiyor. Türk hükümeti ve Çankaya bu talebi reddetti. Bir yabancı yetkilinin isteğine cevap veren Ahmet Davutoğlu, Mısır'ın adayı Kültür Bakanı Faruk Hüsnü'yü kastederek 'Biz Araplarla karşı karşıya gelmeyiz' dedi. Beni arayan Çankaya yetkilisi 'Çok isterdik ama maalesef sıra Araplar'da' dedi.' 

25 Ağustos 2009, Can Dündar'ın Milliyet'teki 'özel' haberi:
'Livaneli 1996'dan beri UNESCO'da iyiniyet elçiliği ve Genel Direktör Danışmanlığı yapıyordu. UNESCO Genel Direktörlüğü için ancak hükümetler aday gösterebiliyordu. Acaba CHP'li olarak bilinen Livaneli'yi AKP Hükümeti aday gösterir miydi? (...) Konu Dışişleri'ne gelince iş karışıyor. Çünkü Türkiye, tam da Mısır'la nicedir soğuk olan ilişkileri ısıtmaya başladığı bir dönem yaşıyor. Türk Dışişleri, Amerikalılara 'UNESCO mutabakatı'nı hatırlatıyor. 'Livaneli ismine hiçbir itirazımız yok. Hatta memnun oluruz. Ancak son anda centilmenlik anlaşmasını çiğneyip Mısır'a karşı tavır alamayız' diyor. Livaneli'nin adaylığı böylece suya düşüyor.'

Tatil notlarım  (bölüm iki)
Uğur Dündar her sabah kahvaltı öncesi uzun bir yürüyüş yapıp, ardından da 50 dakika yüzüyormuş. Benim gibi denize 10 dakika giren biri yarışabilir mi? 'Moral bozmayalım Uğur Abi' diye mesaj attım...

Eski Datça'ya gittim. Ulaşımı olsa Alaçatı gibi patlayacak; şimdiden taş evler satın alınmaya başlamış, doğal olarak da emlak fiyatları uçtukça uçmuş... Yeni Datça ne kadar kötüyse, SİT alanı ilan edilen Eski Datça o kadar güzel kalmış. Huzur içinde bir köy hayatı; ama herkes entelektüel, herkes solcu, herkes okumuş ve aydın...

Eski Datça'nın Alaçatılaşması için çok basit bir şey gerekli: Bodrum'dan hızlı feribot. İstanbul'dan kalkıp Bandırma'ya giden deniz otobüslerinin bile hala karlı olmadığı düşünülürse, yıllardır gerçekleşmeyen bu proje hala halk arasında bir 'beklenti' sadece. Araç taşıyacak bir feribot karlı değil; aman zaten böyle de kalsın. Eski Datça ulaşılması zor bir yer olsun.

Eski Datça'da Datça Sofrası diye bir yer var: Öğlen, akşam yemeklerini orada yedik. 'Kalmadı' yanıtını aldığımız yemekler dışında ne tattıysak çok güzeldi. Bademli köftenin mönüde özel bir yeri var; deneyin.

Patlamaya hazır bütün kasabalar gibi buranın insanları da 'dışarıdan' müdahaleleri istemiyor. Küçük restoranların, barların, dükkanların açılması tamam ama İstanbullu istilasına karşı temkinliler...

Eski Datça'da çok rüzgar var; bir hevesle buraya yerleşen bazıları bu rüzgardan kaçıp bir süre sonra evlerini satarak geri dönüyor.