AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-09-02
Kürşat Bumin, Yeni Şafak gazetesinde Başbakan'ın Ulusa Sesleniş konuşmasına ayar vermeye çalışıyor:
''Demokrasi' niçin 'milli birlik projesi' olarak adlandırılsın. 'Demokrasi' tam tersine, söz konusu ve söz konusu olmayan 'birlik'lerin oluşmaması için verilen uğraşın, mücadelenin adı değil mi?'
Mehmet Altan ise, Beşir Atalay'ın konuşmasını beğenmemiş, Habertürk'te, AB kriterleri olmazsa, 'biz bu işi YA-PA-MA-YIZ,' diyor.
...
AK Parti ile kendisini 'liberal' çağıran bir kısım zevatın ayrılacağı, AK Parti'nin sırtından ineceği noktaya geldik.
Hükümetin önceliği; 'demokrasiyle milli birliğin ihyası; milli birlikle, demokrasinin tahkimi'...
Hükümetle ittifak içindeymiş gibi görünen liberallerin acelecilikle öncelediği ise; yerel, organik, milli değerlerden soyutlanmış; didaktik ve halksız bir demokrasi hayali.
...
Kürşat Bumin, Başbakan'ın halkın duygularını temel alan üslubunu, 'patetik' bulduğunu söylüyor, politik karar bekliyor. Kelimeyi kendisi 'dokunaklı' diye çevirmiş. Anlamı bu.
('Patetik' kelimesi; aynı zamanda 'acınacak, acıklı, hazin, ümitsiz, yürek parçalayıcı,' anlamları da taşıyor. Konuşma dilinde ise, apaçık, 'gülünç' demek.
(http://www.sozluk.net/index.php?word=pathetic))
...
Liberallerin elinde duygulardan soyutlanmış bir çözüm reçetesi var.
Örneğin Bumin, bu reçeteyi maddeler halinde hemen yazabiliyor.
Hükümet ise, halkın bütün kesimlerini bir muhabbet, istişare, meşveret zemininde buluşturarak 'ortak akıl' kurmaya çalışıyor.
...
Bir yanda, yerel, milli, organik değerlere bağlı ve saygılı; bu değerler ile Cumhuriyet müktesebatından asla totaliter olmayan bir 'milli irade' ve 'milli birlik' üretmek isteyen Başbakan...
Öteki yanda... Bumin'in ifadesinden anladığımız kadarıyla demokrasiyi; 'birlik oluşmasın diye verilen mücadelenin adı' olarak tanımlayan liberaller var.
Oysa burada konuşulan, vatanın ve ulusun birliği... Politik bir tutumun totaliterizmi, değil.
...
AK Parti hükümetinin müktesebatı bu konuda zengindir. Cumhuriyet'in bazı sıçramalarının, toplumun kimi kesimlerini dışarıda bırakarak yapılmış olmasının doğurduğu sorunları kendi politik macerasından, iyi bilir.
Anlaşılan, başta Başbakan olmak üzere hükümet kadroları, bu eski hatanın 'ters benzeri'ni yapmak istemiyor; bu hayati konuda, halkın tümünü sürece dahil etmeye özen gösteriyor.
...
Hükümetin bu bilincinin, kimilerine alerjik gelse de, milli birliğin tesisine büyük katkılar sağlama imkanı vardır. Samimi Atatürkçüler ile hükümet arasındaki 'suni ihtilaf'ı nihayetlendirecek bir zemin de oluşuyor. Bu zemin üzerinde etnik sorunlardan, politik bunalımlara kadar bir dizi imtihanı; millet iradesiyle, demokrasiyle aşabilme imkanı beliriyor.
...
Buna itiraz niye? Eski yanlışlara dönüp, 'ah şu halk olmasa; demokrasiyi şahane idare ederiz' cümlesinin acınası ideolojisine neden teslim olunsun ki?