AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2009-09-02
Amerika'nın çok önemsediğim bir özelliği vardır. Düşünce kuruluşları...
Küresel ve bölgesel fallar açmakta pek mahirlerdir.
Askeri, ticari, siyasi, kültürel ve ekonomik trendleri okurlar.
Bu veri denizinde boğulmadan ve aslında o denizin hacmine katkı da sunarak meseleleri ABD çıkarları ekseninde değerlendirip, gene bu aygıtın kolektif bilincine sunarlar.
Fakat Türkiye'yi okumakta kesinlikle çaresizler diye düşünüyorum.
Mesela dün... 'Ermenistan açılımı'na dair bir takvim ve çerçeve açıklandı.
George Friedman, CIA'in yan kuruluşu STRATFOR'un kurucusu...
'Önümüzdeki 100 Yıl: 21. Yüzyıl İçin Öngörüler' adlı bir kitap yazdı.
Öngörüleri hayli ilginç...
Türkiye ile ilgili öngörülerine baktığımızda belli tespitleri var.
İlki şu: Türkiye’nin sınırları istikrarsız bir hal alacak.
Ermenistan-Türkiye sınırının 'kaçınılmaz' olarak açılacağını öngörüyor Friedman...
Ancak bu açılımın çatışmayı davet edeceğini de belirtiyor.
2040 gibi Türkiye'nin gerçek bir küresel güç olacağı iddiasında yazar...
Friedman, bu güç ekseninin yerel, bölgesel ve hatta 2050 gibi küresel bir çatışmaya yani yeni bir dünya savaşına yol açacak önemde olduğunu savlıyor.
Burada durup şunu hatırlamak gerek. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu aslında Uluslararası İlişkiler Profesörü'dür. Ve, bilen bilir, 'Stratejik Derinlik' adında bir kitabı vardır. Ve çok mühimdir.
Kitap ortaya bir teori atar. O da şudur:
Türkiye, soğuk savaş sonrası oluşan yeni düzende yani küreselleşme sürecinde basit bir 'köprü' değil, Ortadoğu ve Orta Asya'nın yeniden şekillenmesinde 'katalizör' olan bir güçtür.
Bu gücün DNA'sında Türkiye'nin 'tarihi derinliği' yatar. Ve bu aslında bir fırsat alanıdır.
Neden?
AK PARTİ'nin varoluş dinamiklerinden biri de Amerika'nın Ortadoğu, Balkanlar ve Orta Asya'daki 'Soft power: Yumuşak güç' ihtiyacına yanıt verecek bir ideolojik/pratik arka plan sunabilmesidir.
Ancak, konjonktür, genel itibarıyla sadece AKP'nin değil Türkiye'nin işine de geliyor. Bu sahici ve önemli bir gerçek.
Siyasetten bağımsız yalın bir veri...
Yani iktidarda kimin olduğundan bağımsız olarak...Türkiye'nin son yıllardaki 'öngörülemeyen' dış politika salınımı (1 Mart tezkere reddi, Halid Meşal ziyareti, Sezer’in Şam ziyareti, One minute şoku, Tahran’la yakınlaşma, Nabucco’yu imzalayıp bir yandan Güney Akım’ı devreye sokmak) aslında sürekli marka imajına ve hatta kimliğine yansıyor.
Ermeni açılımını da bu çerçevede okumak gerek...
Bu tartışma büyük kıyamet kopartacak... AKP içeride, tıpkı Kürt açılımında olduğu gibi, dayak yiyecek ama atılan adım Ermenistan’la ilişkilerimizde; soykırım baskısında Türkiye’nin elini rahatlatacak.
İktidarda kim olursa olsun bu mahallenin artık bir 'haşarı çocuğu' var...Türkiye...
Her taşın altından çıkan, maraza çıkartan, çok kimlikli, çok kültürlü, etkin...
Yani demem o ki...
Davutoğlu, vakti zamanında tam olarak bunu mu kastetti...Yoksa Washington, 'Aman da bunları kullanalım...' mı dedi... Önemli değil...
Bu kaotik dış politika kalıplara sığmıyor ve işin özünde Türkiye'nin etki alanı muazzam genişliyor.