AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2009-09-07
Bir süredir Belfast'tayım ve garip bir ruh haline kapılmış durumdayım. Kuzey İrlanda konusunu da kapsayan bir literatürü epeydir takip etmeme rağmen, gerçekliğe dokunmanın beni bu kadar etkileyeceğini düşünmemiştim doğrusu.
Toplumsal bir çatışma ortamının koskoca bir toplumun ruh halinde ve sosyolojik yapısında bu denli etki yaratacağını tahmin edemezdim. İnsanların yüzlerine direkt olarak yansıyan müthiş bir travma söz konusu bu topraklarda. Dünya sanki ikiye yarılmış. Renkler, müzikler, isimler hepsi bu ikili yapıya uyarlanmış. İkilik şimdiki ruh halinde de devam ediyor; bir tarafta umut diğer tarafta korkular hakim.
Yıllar boyunca Katolikler ve Protestanlar kendi silahlı güçlerini oluşturmuşlar. Her ailede kayıplar var ve mahalleler duvarlarla ayrılmış. Mahalleleri dolaşırken, caddeler boyunca anıtlar ve resimlerle karşılaşıyorsunuz. Burada ULSTER'dan bilmem kim, öbür taraftan IRA'dan bilmem kim öldürüldü yazıları var. Duvarlar sanatsal yanı hiç olmayan çirkin resimlerle dolu. Resimler ise yüzünden gözünden başka hiçbir yeri göstermeyen maskeleriyle size silahını dönmüş figürlerden oluşuyor. Kısaca hayat her bir metrekarede ölüm kokuyor.
Lakin, barış süreci bazı şeyleri değiştirmeye başlamış. Turist otobüsleri birbiri ardına kalkıyor. Gezdirdikleri yerler arasında eski çatışma bölgesi de var. Ölenleri bir bir sıralıyorlar. Kısaca Kuzey İrlandalıların turistik malzemeleri arasında bolca terör kalıntısı var.
Nehir kenarında ise 'Good Friday' anlaşması sonrası, yani son 11 yıldır inşa edilmeye başlanan müthiş bir şehir yükseliyor. On yıllardır duran saat yeniden çalışmaya başlamış.
Her şeye rağmen barış son derece kırılgan ve bence hiçbir şey güvence altında değil. İnsanlar son derece politize ve bindiğiniz taksinin şoföründen lokantacıya, temizlikçiden tezgahtara kadar hemen herkes politika konuşmaya başlıyor. Yapmadıkları tek şey kimlerden olduklarını söylemek. Bunun hala çok tehlikeli olduğunu düşünüyorlar.
Ve gençler... Sokaklar çocuk ve genç kaynıyor. Tüm kayıplarına inat ya da belki de nüfus üstünlüğünü sağlamak adına bir nüfus patlaması yaşadıkları görülüyor. Ama acı olan bu gençlerin o güzelim yüzlerinin ardında hala derin travma ve acıların bulunması. Bir kısmı gece yarılarına kadar içiyor, uyuşturucu kullanıyor, ayakta duramayacak halde ambulanslara dolduruluyorlar. Üstelik henüz 13-14 yaşlarında çocuklar bunlar.
Britanya'dan ayrılmak istemeyen Protestanlar nüfus olarak çoğunlukta. Katolikler ise ayrılıp İrlanda ile bütünleşmek istiyorlarsa da İrlanda'nın onlara sevgiyle kucak açacağı şüpheli. Nitekim arada derede kalmanın derin baskısıyla bunalmış durumdalar. Tek umut barış sürecinin devam edip hepsini mutlu edebilecek ekonomik bir refah ortamınının yaratılması. Kim ne derse desin, savaş kolay barış ise çok çok zor.
NOT: Devam edeceğiz.