Bilge Köyü'nde 6 çocuk, 16 kadın ve 22 erkeÄŸin katledildiÄŸinde medya olaya önce herhangi bir düÄŸün katliamı muamelesi yaptı. Sonra 'töre' dendi. Bu çapta bir facianın, bu kadar sıradan bir nedeni olamayacağı anlaşılınca boÅŸaltılan köylerin dramı, koruculuk müessesi ilk kez alenen tartışılmaya baÅŸlandı... Mazıdağı'nın Bilge Köyü, Nur Çintay'ın deyimiyle köy 'dev bir film setine' dönmüÅŸtü: Spotlar, canlı TV yayın ekipleri, vahÅŸetin tüm ve en çıplak ayrıntıları için büyük bir yarış içindeydi... Toplu mezarlar kazıldı, ağıtlar yakıldı, cenazeler kaldırıldı, eÄŸreti harflerle isimler mezar tahtasına yazıldı. Bahar yerini yaza bırakırken, Mardin'in bu küçük köyünde akan kan, ne de çabuk unutuldu...
Bu süreçte HEGEM derneÄŸi, farklı üniversitelerden 22 bilim insanının katliam hakkındaki gözlemlerini rapor haline getirmiÅŸ. Rapor, medyada muhtelif ÅŸekillerde yer aldı. Ama hiçbiri, katliamın sıcak olduÄŸu günlerdeki gibi çarpıcı deÄŸil. (Zaten medyada bilimsel raporlara yönelik hep bir tutuk tavır vardır: Söz konusu araÅŸtırma, erkeklerin cinsel gücünü artıran bir ilaç veya kansere çare falan deÄŸilse, içinden bilim geçen haberin 1. sayfada kullanılması bile mucize! )
Raporda anlatılanlar, Türkiye'de yaÅŸayan kimseye yabancı deÄŸil, ama farklı bir dille yüzümüze çarpılıyor: ''Birey, bölgedeki güçlü aÅŸiret ve ataerkil aile içerisinde adeta buharlaşıyor... Körü körüne, mutlak itaat, en aÅŸağılık cinayetlere bile yönlendirebiliyor.'
DEVLET YOK Kİ
BuharlaÅŸan bireyin aile meclisine böylesine yapışmasının nedeni, bazılarının yorumladığı gibi cehaletle, orta çaÄŸda yaÅŸamakla falan alakalı deÄŸil. İnsanların haksızlık karşısında devlete baÅŸvurmadığı belirtiliyor raporda: Yani bölge insanı, devlete güvenmiyor, daha doÄŸrusu bu insanlar için devlet yok... Meslek olarak koruculuktan baÅŸka alternatif sunmayan, kaleÅŸ alabileceÄŸi bir organ devlet.
Bu ortamda, bölge insanının resmi adalet sisteminin her zaman güçlüden yana olduÄŸunu düÅŸünmesi çok mu ÅŸaşırtıcı? Bugün kentte yaÅŸayanlarda da benzer 'adaletsizlik' duygusu yok mu? Kaç kez başınıza gelen bir olayın karşısında 'hukuk yolu'na deÄŸil, kaba kuvvete baÅŸvurmayı düÅŸündünüz? Etrafnızda kaç kiÅŸi, o çok küçümsediÄŸiniz 'bölge' halkının yaptığı gibi, 'yaÅŸanan ihtilaflarda, okumuÅŸ insanlara, hukuk bilen kiÅŸilere görüÅŸ sormak' yerine kendince sorunu çözmeye kalktı? Hepimizin aÄŸzında sakız olan 'Burası Türkiye!..' efelenmesinin ardında da aynı mantalite yatmıyor mu?
Hukukun üstünlüÄŸü, yargı bağımsızlığı tartışmalarının koptuÄŸu ÅŸu günlerde, belki de soruyu artık farklı sormalı: Bu ülkenin vatandaÅŸları, resmi makamlarda hakkını arayabileceÄŸine, adaletin objektif olduÄŸuna nasıl ve ne zaman inanacak?
Bölgenin deÄŸil ülkenin sorunu
BİLGE Köyü raporunda, olayın Mardin'e has olmadığını ve bir birikimin 'patlaması' olduÄŸunu belirtiliyor.
- Medyanın 'modern ataerkilliÄŸi' öne çıkaran programların etkisine de yer verilirken kasıt, herhalde diziler...
- Sorumluluk sadece Kurtlar Vadisi-Asmalı Konak eksenine bindirilmemiÅŸ: Bölgedeki çatışma ortamı, devlet adına görevlendirilen kiÅŸilerin de ÅŸiddete baÅŸvurduÄŸu olgusu raporda yer alıyor.
- Çocuk, kadın, insan hakları gibi deÄŸerlerin yerleÅŸmemesi sadece GüneydoÄŸu'ya deÄŸil, Türkiye'ye has bir sorun... Sadece medyanın deÄŸil, devletin sorunu... Yoksa 'Kürt sorunu var mıdır yok mudur' diye tartışma yapılır mıydı? Defalarca polise gittiÄŸi halde korunamayan ve koca vahÅŸetine kurban giden kadınların sayısı bir yılda 292'yi bulur muydu? TaÅŸ atan çocuklar, yetiÅŸkinler gibi 'teröre yardım ve yaltaklık'la yargılanıp, hayatları karartılır mıydı?