Oray EÄŸin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Tasfiye olacak ilk gazeteci

Dün Sabah gazetesinde Nazlı Ilıcak'ın Zafer Mutlu'ya ait okul binasının yıkılmasını eleÅŸtiren bir yazısı olacaktı. Ancak bu yazı gazetede yayımlanmadı, hiçbirimiz Sabah'ta bu yazıyı görmedik, Nazlı Ilıcak'ın da yayımlanmayacağına dair haberi yoktu. Ancak yazı internet sitelerine sızdı. Kıbrıs baskısında yayımlanmış, ardından da talimatla taÅŸra ve ÅŸehir  baskılarından çıkarılmış.
Erdal Åžafak'ta, koskoca Sabah gazetesinin tepesine getirilen kapasitesiz adamda hiç utanma yok deÄŸil mi? Hiçbir omurga olmadığını, gazetecilikte duruÅŸ bozukluÄŸunun saÄŸlam bir örneÄŸi olduÄŸunu zaten biliyorduk. Onuru olmadığını da anladık böylece.
Bu basit krizi yönetemedi. Çünkü basiretsiz. Çünkü haddini aşıyor böyle ÅŸeyler. Çünkü o bir emir kulu ve hayatta tek becerebildiÄŸi ÅŸey 'Evet efendim, sepet efendim' deyip patronlarının önünde diz çökmek...
Normal ÅŸartlarda bir gazete yöneticisinden böyle bir durumda yazarını korumasını, patronu ikna etmesini, hiçbir çözüme ulaÅŸamıyorsa istifa etmesini beklerdik... Bu ülkenin onurlu gazetecileri Genel Yayın YönetmenliÄŸi koltuÄŸunda böyle oturdu. Böyle gördük onlardan. Bu adamlar ÅŸimdi gelip bütün deÄŸerleri yerle bir ediyorlar; bir maaÅŸ için, bir kartvizit için, normalde adam yerine konmayacağı kulüplerde kabul görmek için... Ne deÄŸerliymiÅŸ bu unvanlar meÄŸerse!
Patron gazeteciliÄŸi bilmeyebilir, yanındaki adamları da... Bu çok normal. Genel Yayın Yönetmeni de bu yüzden vardır zaten. Patronla yazıiÅŸleri arasında bir süzgeç görevi görmek, patronu yanlış bildiÄŸinde de uyarmak, yer yer karşı çıkmak ve ikna etmek içindir...
Genel Yayın YönetmenliÄŸi bu dengelerin, gerginlikleri yumuÅŸatmaların makamıdır. ManÅŸet atmak, resim seçmek, bu politika trafiÄŸinden çok sonra gelir...
Ama küçük adam iÅŸte... Belli ki bu görev onun kalibresini kat be kat aşıyor. Tek bildiÄŸi yazıiÅŸleri hamallığıdır onun: Resimaltı yazmak, fotoÄŸraf yerleÅŸtirmek, haber kısaltmak, baÅŸlıklar çakışmış mı kontrol etmek... Bu iÅŸlerde üzerine yoktur...
Ama bu iÅŸleri yapan adam Genel Yayın YönetmenliÄŸine kalkışırsa bu mesleÄŸin onurunu ayaklar altına alır.
Bu koltukta baÅŸarı çıtası insanların dini duygularını, hassasiyetlerini sömürüp bedava Kur'an dağıtarak alınan tirajlarla ölçülmüyor. Koridor sicili böyle krizlerde alınan tavırlarla yazılıyor...
Ve bu arkadaÅŸ sınıfta kaldı. Patronu sansürün getireceÄŸi zarara ikna etmek yerine yazarını sattı... Bu kaçıncı! Daha evvel de Cengiz Çandar'ı gammazladığını unutmayalım.
Hadi gazeteciliÄŸini geçtim... Ben baÅŸka bir ÅŸeyi merak ediyorum.
O yıkılan okul Zeynep Mutlu'nun adını taşıyordu. Bir zamanlar Erdal Åžafak'ın patronu olan, önünde diz çöktüÄŸü, düÄŸmesini iliklediÄŸi Zafer Mutlu'nun kızının adını... Zeynep, aramızda deÄŸil. Onun yokluÄŸu her geçen gün insanın içini sızlatırken, bu acıya en yakından tanık olanlardan, o zamanlar gözyaÅŸları dökenlerden biri de Erdal Åžafak'tı...
Bu sansür emrini verirken hiç mi Zeynep'in güzel yüzü aklına gelmedi? Hiç  mi döktüÄŸü gözyaÅŸları, çekilen acılar, sabahlara kadar tutulan nöbetleri düÅŸünmedi?
Galiba bu adamın sevgisi hala koca yaşında evinden alıp iÅŸe götürdüÄŸü oÄŸluna, bir de Naziler gibi köpeÄŸi Junior'a... Koltuk hırsı ve kartvizit cazibesi öyle körleÅŸtirmiÅŸ ki içinde insan sevgisi bile kalmamış...
Bir de utanmadan diyor ki 'Çetin Emeç, kendi yerine beni hazırlıyordu.'
Çetin Emeç magazinden gelen, renkli bir gazeteciydi... Onun gibi asosyali ne yapsın...
Türkiye'de medyanın böyle ellere kalması çok acıklı... Hamallık yapacak adam Genel Yayın YönetmenliÄŸi oynuyor...
İstifa etmelidir Erdal Şafak...
Zaten mesleki vizesi fiilen bitti... Eninde sonunda bu medya mahallesinden sınır dışı edilecektir.

Naziler bahane, sinemaya saygı şahane
Cannes'da gösterildiÄŸinden beri beklediÄŸimiz Quentin Tarantino'nun 'Inglorious Basterds' filmi sinemaya bir saygı duruÅŸu, yok olmak üzere olduÄŸuna dair tehlike çanları çalan bir kültürü ayakta tutma çabası... Ve dilin, farklı lisanların kutsanması adeta...
İngilizce'de 'red herring' diye bir kelime var; dikkati asıl mesajdan baÅŸka yönlere kasten çekmek anlamına geliyor... Öyle görünüyor ki, Tarantino da bu filmde Nazileri, vahÅŸeti, kafa derisi yüzmeyi, Hitler ve Gobbels'i, savaÅŸ görüntülerini koyarak izleyiciyi sinema salonuna çekmiÅŸ. Ama asıl derdi DVD'ler ve dijital kopyalarla giderek körelen 'movie going experience'ı yeni kuÅŸaklara hatırlatmak: Filmin, sinemada izlendiÄŸini, bir film izlemenin sinema salonunda bu zevki baÅŸkalarıyla paylaÅŸmak gibi anlamları olduÄŸunu...
Zaten bu yüzden de 'Inglorious Basterds' çok görkemli bir sinema galasıyla finale varıyor. Ayrıca film içinde sinema sanatının teknik ayrıntılarını anlatan pek çok gönderme, hatta mini belgeseller de mevcut: Film yıkama, bobinler, projeksiyon, perde...
Pek çok eleÅŸtirmen, sahnelerin uzunluÄŸunu ve Tarantino'nun politik duruÅŸundaki eksikliÄŸi yerden yere vuruyor. Bütün bunlara katılmakla beraber, 'Inglorious Basterds'ı sinema sanatını yücelten bir film olarak ayakta alkışlamamak olanaksız. Kaldı ki, Tarantino'dan hiçbir zaman PC bir duruÅŸ beklemedik ki.
Dahası, kimi eÄŸlenceli, kimi çok uzun, kimi vahÅŸi, kimi de çok zeki sahnelerine raÄŸmen 'Inglorious Basterds' izlendikten sonra insanın içine iÅŸleyen, aklına takılan, düÅŸündüren, hatta 'Bana bir garip sızı kaldı' dedirten bir film.
Peki, Tarantino'nun olmasını dilediÄŸi gibi baÅŸyapıtı mı? Hayır ama sinemayı  seven biri için mutlaka birkaç kere izlenmesi ÅŸart.
Tarantino'yu 'Beni yeniden sinemaya götüren adam' olarak selamlıyoruz.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3