30 AÄŸustos resepsiyonu için Ankara'dayım. Eski dostlar, siyasiler, devlet erkanıyla sohbet etmek için ideal bir ortam. Gazeteciler her yıl olduÄŸu gibi pır pır oradan buraya koÅŸuÅŸturuyor. Siyasiler, gergin deÄŸil.
Nedense bu yılki Genelkurmay resepsiyonu daha keyifli, daha rahat geliyor bana. O garip askeri düzen yok. Neyse ki Genelkurmay o korkunç sosis ve misket köfte olayından vazgeçmiÅŸ: mezeler lezzetli (hımm... özellikle peynirli ızgara mantar!). Belki de artık Ankara'da yaÅŸamadığım için her ÅŸey daha normal ve stressiz geliyor. Gazeteciler panikte deÄŸil. Komutanlar rahat ve dostane. Ne yalan söyliyeyim, bu yıl 30 AÄŸustos biraz daha 'gerçek resepsiyon' havasında...
Tabii kenarda köÅŸede herkesin aÄŸzında Kürt açılımı var. Ve iÅŸte o sohbetler sırasında kafama 'dank' ediyor. Ankara, o huzurlu görüntüye karşın, beni o hep rahatsız eden hastalığından hala kurtulamamış. Ne hastalığı mı? Åžikayet hastalığı. Hiçbir ÅŸeye olumlu bakamayan; her durumda ÅŸikayet etmeye hazır; elini taşın altına sokmayıp var gücüyle eleÅŸtiri hali.
Aslında bu ruh hali, Ankara'ya özgü deÄŸil, tüm Türkiye'de yaygın. Ancak semptomların kendini en akut belli ettiÄŸi yer Ankara. Sürekli ÅŸikayet! Olumsuzluk aÅŸkı. Vıdı vıdı.
Anlamak mümkün deÄŸil. Hükümet bir Kürt açılımı baÅŸlattı ve bunun için çeÅŸitli kesimlerle görüÅŸüyor. Neye itirazımız var? Henüz görüÅŸemediÄŸi CHP ve MHP liderlerine de 'N'olur sizin de görüÅŸlerinizden faydalanmak istiyoruz' diyor. Madem kaygılarınız var neden görüÅŸmüyorsunuz? Henüz ortada somut bir program yok ama bir çaba ve deÄŸiÅŸen bir atmosfer var. Güzel deÄŸil mi? İlk kez memlekette olayın kimlik boyutunu, geçmiÅŸ acıları, Diyarbakır Cezaevi'ni, PKK'nın daÄŸdan indirilmesini açıkça konuÅŸuyoruz. Allah aÅŸkına buna sevinmemiz lazım deÄŸil mi?
Ankara'ya bakarsanız 'Hayır'. Ankaralı'da daha 'Bismillah' demeden olumsuzlara odaklanma durumu var. Yalnız CHP ve MHP'liler deÄŸil, AKP'liler bile özel sohbetlerde 'Olmaz', 'Çok ileri gitmez', 'DaÄŸ fare doÄŸurabilir' havasında. Hele gazeteciler! Ertesi gün BeÅŸir Atalay'ın yapacağı basın toplantısını eleÅŸtiriyorlar. Resepsiyonda herkesin aÄŸzında 'Bir ÅŸey demeyecek!', 'Somut bir ÅŸey yok' lafları var. El insaf! Bakan bu aÅŸamada ne diyebilir? Zaten aÄŸzıyla kuÅŸ tutsa beÄŸenmeyeceksiniz. Nitekim dün Atalay açıklamasını yapıyor, bu aÅŸamada kamuoyunu bilgilendirmek adına makul olabilecek ÅŸeyler söylüyor. Ama anında muhalefet ve gazeteciler canlı yayında bombardımana baÅŸlıyor.
Biz Türklere yaranmak mümkün deÄŸil! Burada 'Türk' lafını popüler tabiriyle 'üst kimlik' olarak kullanıyorum çünkü Kürtler de böyle. Hatta daha da beter! DTP kurmayları, ÅŸikayeti bir sanat dalına dönüÅŸtürmüÅŸ biçimde. Geçen gün bir grup DTP'yle sohbet ederken, o kadar ÅŸikayet ettiler ki 'ArkadaÅŸlar insaf! Kötü mü Kürt kimliÄŸinin önündeki engeller kalksa, bazı yer isimleri orijinal haline dönse, ileride belki daÄŸdaki bazı gençlerin dönmesine imkan verecek bir düzenleme olsa?' diye isyan ettim. Ama onların ÅŸikayetten vazgeçme niyetleri yok. Bütün bunları yapılsa bile, Öcalan devreye girmediÄŸi sürece mutsuz olmaya devam edecekler, Bir DTP'li aÄŸzından kaçırdı. 'Yarın Meclis toplanıp af ilan etse bile tatmin olmayız. Kimse de daÄŸdan inmez' diye.
Ülkeler kaderlerini biraz da psikolojik profilleriyle belirler. Bizimki maalesef inanılmaz karamsar, kuÅŸkucu, negatif. Her ÅŸeye olumsuz yönünden bakmaya programlanmış bir milletiz. Hastalık gibi. Allah sonumuzu hayretsin.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.