Kıbrıs'la baÅŸladık, Kürt açılımıyla devam ediyoruz, ÅŸimdi Ermenistan açılımına sıra geldi. Aslında hiçbiri bugünün meselesi deÄŸil, açılımların kapağı da yeni kalkmıyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara geldiÄŸi ilk günlerde Kopenhag döneminde Kıbrıs dosyası tozlu raflardan inmiÅŸti, sonra Annan Planı'nda tartışmalar ÅŸiddetlendi. Yıl sonuna doÄŸru hararetli Kıbrıs mücadelesine hazır olun.
GüneydoÄŸu sorunuyla ilgili de 'yerleÅŸik anlayış, alışılmış politikalar' hükümetin ilk döneminden itibaren farklılaÅŸtı. Oradaki milat ise BaÅŸbakan Recep Tayyip ErdoÄŸan'ın 2007 yılı Diyarbakır konuÅŸmasıdır.
Ermenistan konusu da bütün uluslararası müzakerelerin 'deklare edilmeyen' gündem maddelerinden birisiydi. Her 24 Nisan öncesi bu eski pilav ısıtılır ve Türk, Ermeni, Amerikan kamuoylarının önüne servis edilirdi. Bu yıl Obama'nın geliÅŸi, 'seçim döneminde Ermenilere verdiÄŸi söz' dolayısıyla ayrı bir tabakta sunuldu.
Madem söz dönüm noktalarından açıldı, bütün konuların kesiÅŸme noktasını hatırlatalım:
'5 Kasım 2007 Washington, BaÅŸbakan ErdoÄŸan'ın, dönemin Genelkurmay İkinci BaÅŸkanı Ergin Saygun'la birlikte Beyaz Saray'da yaptıkları görüÅŸmeler...'
Åžimdi düÅŸünelim ve sorgulayalım: 'Kıbrıs, GüneydoÄŸu ve Ermeni dosyalarında aslında ve özünde ciddi bir adım atılmış mı?'
Bir dönem YaÅŸar Büyükanıt'tan dinlemiÅŸtim, 'özellikle askeri konuları da ilgilendiren güvenlikle alakalı uluslararası iliÅŸkilerde geri alınamayacak tavizler vermemek esastır.'
Bu açıdan deÄŸerlendirilince, bizim diplomatlar bayağı iyi performans sergilemiÅŸ durumdalar. Hem Avrupa BirliÄŸi yörüngesinde kalmak hem belli konularda statükoyu deÄŸiÅŸtiriyor görünmek hem de aslında hiçbir radikal adım atmamak gibi zor iÅŸlerin üstesinden geliyorlar. KKTC, GüneydoÄŸu ve Ermeni konularında olup bitenler bunlar.
'EVET' VE 'HAYIR' DEMEK ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ
Günümüzde birden çok devleti ilgilendiren ve uluslararası camianın ilgisini çeken hiçbir konuda mutlak çözüm kolay olamaz, hatta çoÄŸu kere imkan dahilinde bile deÄŸildir. Hep ara formüller üzerinde durulmalıdır. Bu tarz konularda 'evet' demekle 'hayır' demek arasında çok ince bir çizgi vardır. Çözüm çabalarına ve önerilerine 'evet' demek çoÄŸu kere önemli bir sonuç üretmez, hatta içi boÅŸtur. Lakin 'hayır' der ve çözümsüzlükten yana gözükürseniz bunun bedeli ağırdır.
Ankara, 'biz varız' diyor, iyi niyetle çaba da sergiliyor. Hani bizbizeyiz, saydığımız dosyalardan hangisinde çok somut bir adım atılmış, onu iddia eden varsa beri gelsin. Usta diplomatlar incelikle manevralarla topu karşı sahaya gönderiyorlar. Diplomasi de bunun için var, galiba bu dönemde biraz fazla çalışıyorlar ve kaçak güreÅŸmek yerine oyuna girip, top dolaÅŸtırmayı tercih ediyorlar.
Elbette sonuçsuz manevralar boyutunda kalsa da böyle konularda sahada olmak genel iklimi deÄŸiÅŸtiriyor. Bu bile kazançtır.
Küresel sistem artık refahın çok daha geniÅŸ coÄŸrafyalara yayılmasını istiyor. Yoksul ve geri kalmış toplumların refah seviyesinin yükselmesi artık kapitalizmin çıkarına. Hele iÅŸin içine petrol yolları da girince, OrtadoÄŸu ve Kafkaslar'da istikrar belki tarih boyu ilk kez 'istenilen' bir amaca dönüÅŸüyor. GeçmiÅŸte sadece silah satmak üzerine kurulan hesaplar bugün tersine dönüyor. Silah endüstrisi ise baÅŸka kanallarda ve baÅŸka coÄŸrafyalarda kar peÅŸinde koÅŸuyor.
ALMAN YARGITAY BAŞKANI'NA İKİ KRİTİK SORU
Adalet Bakanı Sadullah Ergin'le ilgili yazımdan sonra dün BaÅŸbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Cemil Çiçek aradı. Kendisinin Adalet Bakanı olduÄŸu dönemde yaptığı AB çalışmaları konusundaki hatırlatmama teÅŸekkür etti. Telefondaki sohbetimizde yargı reformunu da konuÅŸtuk. Çiçek bir örnek verdi. Alman Yargıtay BaÅŸkanı Türkiye'yi ziyaret ettiÄŸinde Hakim Evi'ndeki yemekte dönemin Meclis BaÅŸkanı Köksal Toptan peÅŸ peÅŸe iki soru yöneltmiÅŸ. Onlardan birisi 'Bild gazetesi El Kaide'yi öven manÅŸet atsa ne olur?' ÅŸeklindeymiÅŸ. Soru o dönemin güncel tartışmalarıyla ilgili belli ki. Alman BaÅŸkan'ın cevabı, 'İçiÅŸleri Bakanlığı kapatma kararı verir, o karar yargıya götürülür, hakimlerin hükmü beklenir' ÅŸeklinde olmuÅŸ.
Toptan bir de Alman Yargıtayı'nın üye seçim mekanizmasının nasıl olduÄŸunu sormuÅŸ. Seçim komisyonunun 32 kiÅŸilik üyelerinden yarısını eyaletlerin Adalet Bakanları, kalanını da federal Adalet Bakanları seçermiÅŸ.
Çiçek, 'Görüyor musun 2 bakan bütün komisyonu seçiyor' dedi ve Yargıtay BaÅŸkanı'na 'Burada bir tek bana tahammül edemiyorlar' diye espri yaptığını anlattı.
Çiçek, 'İşte bak 7 Eylül geliyor, Adli Yıl açılışında yine aynı konuÅŸmaları izleyeceÄŸiz. Maalesef bizde hukuk devleti ile hakimler devleti anlayışı karıştırılıyor' diyerek sözlerini bitirdi.
GördüÄŸünüz gibi yargı mevzuu daha ÅŸimdiden ısınmaya baÅŸladı. Seçimlere kadar bu pilav daha çok su kaldırır.
Unutmadan...
Hazır Çiçek'i bulmuÅŸken 'Åžu Ermenistan açılımına ne diyorsunuz?' diye sordum, 'Pazartesi Bakanlar Kurulu'nda görüÅŸelim, ondan sonra deÄŸerlendirme yapayım' dedi.