Hükümetin Kürt açılımına destek konusunda utangaç davranmadım. Bir gazeteci olarak ilk kez bir hükümet politikası bu kadar aklıma yatıyor.
Siz taksi ÅŸoförlerinin ırkçılığına, konu komÅŸunun laflarına, muhalefetin tehditlerine bakmayın. Biraz eli kalem tutan her vatandaÅŸ biliyor ki, Birinci Lig bir demokrasi olmak için bu meseleyi halletmemiz lazım. Türkiye, Kürt vatandaÅŸlarındaki kırılganlığı ve PKK yükünü hafifletmeden, ilerleyemez. Büyüyemez. İçiÅŸleri Bakanı BeÅŸir Atalay'a katılıyorum: Bu Türkiye için geç kalmış ve gerekli bir adım, üstelik de Türkiye'yi bölmek deÄŸil 'bütünleÅŸtirmek' için ÅŸart.
Peki bu sorun halledilmezse, açılım kapanıma dönüÅŸür, devlet bir hamle yapmazsa ne olur? Bu zamana kadar olduÄŸu gibi, düÅŸük yoÄŸunluklu savaÅŸ fon müziÄŸiyle, biraz DoÄŸu Avrupa, biraz OrtadoÄŸu, ite kaka ilerleyen, kompleksli, sorunlu, İkinci Lig'in mühim bir takımı olarak devam ederiz iÅŸte.
Asla Birinci Lig ve tam demokrasi olamadan.
Olay neye benziyor biliyor musunuz? Kayseri eÅŸrafından önde gelen bir iÅŸadamısınız. Günün birinde bakıyorsunuz, dükkanlarla, iÅŸletmenizle Kayseri'nin en zenginisiniz. Hayat rahat.
İşte o anda karşınızda verilmesi gereken bir karar var: Ya Kayseri'de o iÅŸletmeyi devam ettirip 'Kayseri'nin önde geleni' sıfatını babadan oÄŸla devredeceksiniz... Ya da İstanbul'a taşınacaksınız. İstanbul'a taşınmak, büyümek, mecburen deÄŸiÅŸmek, zamanla holdingleÅŸmek demek. İstanbul'da basit bir bakkal dükkanı bile Kayseri'deki atölyenizden daha komplike bir sistemle çalışıyor. Vizyon ve deÄŸiÅŸim gerekiyor.
İstanbul'da baÅŸarı garanti deÄŸil. BaÅŸaramayabilirsiniz de. Ama baÅŸarırsanız meyvesi çok büyük.
Seçim sizin: Kayseri'nin en iyi tüccarı mı kalmak istiyorsunuz, İstanbul'da Birinci Lig'de oynamak mı?
DAVUTOÄžLU'NA BORÇ
Vakti zamanında DışiÅŸleri Bakanı Ahmet DavutoÄŸlu'nu çok eleÅŸtirdiÄŸim oldu. Öncelikle Irak savaşında DavutoÄŸlu'nun aksine Türkiye'nin 'denklem dışında kalmaması', haliyle Kuzey Irak'a girmesi gerektiÄŸini düÅŸünüyordum. (Hala da buna inanıyorum). Sonra Hamas ziyareti ve genel anlamda Ankara'nın dış politika rotasının DoÄŸu'ya kırmasını anlamlı bulmadım. Ahmet DavuoÄŸlu'nun Türkiye'yi 'merkez ülke' ilan ederek çok eksenli dış politika uygulamasının, hem iç hem de dış dengeler açısından tehlikeli olabileceÄŸini, bizi antidemokratik ülkeler kampına yerleÅŸtirebileceÄŸini yazdım.
Ama Sezar'ın hakkı Sezar'a... Ankara'nın son dönemde tabu yıkan ve ezber bozan dış politika hamlelerini takdir etmemek elde deÄŸil.
Son yıllarda DavutoÄŸlu'nun ortaya attığı teorilerle ÅŸekilenen Türk dış politikası, bu ülkeyi kronik sorunlarını aÅŸamayan, komplekslerinden bir türlü kurtulamayan müzmin bir 'İkinci Lig' takımı olmaktan kurtarmıştır. Yok, biraz abartılı oldu ÅŸimdi bu cümle '... kurtarmak için yoldaki engelleri bir bir kaldırmaya baÅŸlamıştır' desek daha doÄŸru olacak.
Dedim ya Sezar'ın hakkı Sezar'a... KomÅŸularla 'sıfır sorun' poitikası çerçevesinde Ermenistan'la iliÅŸkilerin normalleÅŸmesi, Türkiye'nin içerde benliÄŸini, dışarda hareket alanını rahatlatan önemli bir adım. Cesur bir iÅŸ.
Çünkü 3 milyonluk nüfusu ve bir türlü aÅŸamadığı soykırım travmasıyla zavallı Ermenistan Türkiye için bir tehdit deÄŸildir. İsterse gak desin, isterse guk desin, Ermenistan orta ölçekli bir İç Anadolu ÅŸehri nüfusunda, ama orada fersah fersah geri, kırılgan ve örsünmüÅŸ bir komÅŸu çocuÄŸudur. Kapıyı da açsak, elçilik de kursak hiçbir ÅŸey olmaz Türkiye'ye. Olsa olsa bizim yörüngemizde, ekonomik olarak Türkiye'ye baÄŸlı bir komÅŸumuz daha olur.
O zaman nedir bu kızılca kıyamet?