İtiraf ediyorum... Önce 'defalarca yazılıp çizilmiÅŸ, anlatılmış umreyi turistlere anlatır gibi yayınlamak ne lüzumsuz bir iÅŸ' dedim... Sonra epey eÄŸlenmeye baÅŸladım! 'Peygamber'in izindeki' iki büyük gazetecimizin Kabe'yi tavaf etmesinden bahsediyorum elbette.
'Beyaz Türkler için Umre 101' tadında takdim edilen bu rehber-yazı dizisi, ilk etapta karışık duygular uyandırıyor... Skeptik Türkler, 'ErtuÄŸrul Özkök'ün umreye gitmesi'ni pek manidar buluyor. 40 derecelik güneÅŸin altında bile bu konudan bahsediliyor, ÅŸahidim. Plajda DoÄŸan grubunun soft İslam'la teması, bölünme paranoyası kadar popüler!
Dini vecibelerle pek de alakası olmadığını söylemekte beis görmeyen ErtuÄŸrul Özkök, İslami yaÅŸamla laik yaÅŸam arasındaki transit bölgenin kahramanı Ahmet Hakan ve Müslüman hayatın sosyoloÄŸu, her tartışma programının vazgeçilmez ve yorulmak bilmez konuÄŸu Ali Bulaç, mahÅŸerin üç atlısı misali Kabe'den bildiriyor... Bulaç bize Mekke hakkında 'background info'yu verirken, diÄŸer ikili hem Kabe'deki kiÅŸisel gözlemleri ve faydalı bilgileri yazıyor hem de birbirlerini. Hatta daha ziyade birbirlerini diyelim! Böylece Özkök'ün 'Hocam Hz. Muhammed'in naaşı mı diyeceÄŸiz, cesedi mi?' ÅŸeklinde bir soru sorduÄŸunu da öÄŸreniyoruz, Hakan'ın kırık koluyla verdiÄŸi 'nefis mücadelesi'ni de... Aman Tanrım, ihramlı fotoÄŸrafları görmek istiyor halk, ama hayır, ÅŸimdilik açık renk tiÅŸört-pantolon ikilisiyle idare edeceÄŸiz...
BEREKETLİ HİLALDEN ÇÖLE
Ancak kim ne derse desin, ÇeÅŸme'nin, Karadeniz'in veya Malezya gezisinin rehberi yapılabiliyorsa, umrenin de popüler bir dille anlatılmasına ihtiyaç var. Kabe'yi tavaf etmenin ABC'si kadar, etrafı ÅŸantiyeye dönen ve bu haliyle pek de ulvi duygular uyandırmayan Mekke hakkında fikir edinmek babında...
Umre 101'e küçük bir not düÅŸelim: Mekke, 300-500 haneli bir köyken bugün çölün ortasında dev beton yığınına dönüÅŸtü. Oysa bunda ÅŸaÅŸacak bir ÅŸey yok: Mekke, tıpkı Kudüs gibi bir zamanlar 'bereketlihilal' olarak adlandırılan bölgede yer alıyordu... Jared Diamond 'Tüfek-Mikrop-Çelik' adlı kitabında, Güney Batı Asya'da insanların MÖ 8500 yılında yiyecek üretimine geçtiklerini, eski ÇaÄŸ'da buraların ormanlarla kaplı olduÄŸunu, fakat yüzyıllar içerisinde bu toprakların had safhada sömürülmesi ve toprak kaymaları yüzünden çölleÅŸtiÄŸini anlatır. MÖ 8500-MS 1450 tarihleri arasında yaÅŸamış olsaydık, Avrupa'nın bugünkü egemenliÄŸini hayal bile edemezdik! Çünkü söz konusu 10 bin yılda Avrupa, eski kıtanın en geri kalmış bölümüydü. MÖ 500'e kadar hayvanların ve bitkilerin evcilleÅŸtirilmesi, yazı, metal iÅŸleme teknolojisi, tekerlek, devlet hep 'bereketli hilal'de çıktı. MS 1000'den 1450'ye kadar bilim ve teknolojinin akış yönü İslam toplumlarından Avrupa'ya doÄŸruydu.
Anlayacağınız üç büyük dinin 'bereketli hilal'de doÄŸması, bugün baktığımız noktadan 'garip' görünse de hiç tesadüf deÄŸil...
YENİ YAZI DİZİSİ ÖNERİLERİ-VOLÜM 1
Hürrİyet'İn umre seferberliÄŸinin üzerine, hem mahÅŸerin 3 atlısına, hem de medyanın geri kalanı üzerine yeni görevler düÅŸüyor. İşte olay yaratacak, soluk soluÄŸa okunacak yeni yazı dizisi önerilerim:
GURUMU BULAMADIM: Özkök ve Hakan bu defa Bulaç'ı eker, yeni bir maneviyat arayışıyla Hindistan'da bir Ashram'a gider. Sabah üç buçukta kalkıp Sanskritçe ilahiler söyler, saatlerce meditasyon denemesi yaparlar... Ahmet Hakan'ın kolu muhtemelen halen kırık olacağı için yogada fena halde zorlanır... Özkök ise i-pod'unda Marilyn Manson dinler.
BEN DE UMREYE GİTTİM: Serdar Turgut, Özkök'ün peygamberin izindeki deneyimini kıskanır. O da umreye gitmek üzere yola çıkar. Fakat Cidde havaalanına indiÄŸinde sıkılmıştır; ailesine zemzem suyu alıp geri dönmeye karar verir. Fantastik bir Mekke seyahati kaleme almaktan geri kalmaz.
KUTSALLIKTAN UZAK TOPRAKLAR: Fatih Altaylı, karşı ataÄŸa geçer ve Nihal Bengisu Karaca'yı 'Beyaz Türkler'in kalelerine yollamaya karar verir. NBK, elbette kılık deÄŸiÅŸtirmeden gittiÄŸi yerlerde başına gelen ayrımcılık öykülerini yazar.