AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-09-08

kategori2

Gözünü kan bürümüş vandallar!

Muhalefetin, özellikle Devlet Bahçeli'nin 'Kürt açılımı' konusundaki çıkış ve tepkisi, hükümeti can-ı gönülden destekleyenlerin hışmına uğradı. Bahçeli kadar sert olmasa da, Deniz Baykal'ın da AKP'nin 'gelin, konuşalım' çağrısını reddetmesi en hafifinden 'çözümsüzlük istiyorlar' diye yorumlandı...
Mehmet Altan mesela, 'CHP ve MHP, barış açılımına bu kadar keskin bir şekilde karşı çıkarak sadece ölümlerin sürmesine yeşil ışık yakmakla kalmıyor, Savaş Lobisi'nin de elini güçlendiriyor' diye yazmış... Bir başka deyişle Altan, Kürt açılımını desteklemeyenleri 'çocuk katilleri' ve 'savaş rantçıları'yla aynı kefeye sokuyor. Bu çok ağır bir suçlama.
Her ne kadar muhalefetin, Kürt meselesine kafadan kırmızı kart göstermesini doğru bulmasam da... İktidarı 'barış için çırpınan güvercinler', muhalefeti ise 'gözünü kan bürümüş vandallar' olarak iki kampa ayırmayı haksız ve yanlış buluyorum.  
Olaya MHP açısından bakalım: Sizce AKP'nin davetini kabul etseydi varlık sebebi ortadan kalkmaz mı? Kendi tabanının, kuruluş felsefesi ve siyasetinin tam zıddı bir hamle olmayacak mıydı? MHP'nin 'Kürt anneler de ağlamasın' demesini beklemek, biraz fazla safiyane değil mi? Bir sonraki seçimde 'AKP ile bir olan MHP'nin oyları düşmez mi?

AYNI KAREYE GİRER Mİ?
CHP'ye gelince... Milliyetçilik, ayrımcılık konusunda zaman zaman MHP'nin rolünü bile çalabilecek hamleler yaptığından, partinin tavrına hiç şaşırmadım. Allah aşkına, asli ve tek görevi 'muhalefet etmek' olan anamuhalefet partisinin 'haydi biraz yapıcı olalım' demesini bekleyen var mı? Baykal hiç 'Kürt açılımı' konusunda Erdoğan ile aynı kareye girer mi? Girse, sonu olmaz mı?
 'Hadi hepimiz kardeş olalım, analar artık gözyaşı dökmesin' sözlerinin iyiniyetinden şüphe etmiyorum ama, şu anda pek de gerçekçi bulmuyorum. 25 yıllık bir yarayı kapatmak, o psikolojiyi bir tuşla yok etmek o kadar kolay değil... Toplumun önemli bir kesimi, yıllardır güdülen, hatta AKP tarafından da uzunca süre desteklenen 'terörle savaşan devlet' politikasının, (ne yöne eğrileceği de belirsiz olan) değişimi karşısında elbette direnç noktaları arayacak. Tıpkı düdüklü tencerenin içindeki basıncı yavaş yavaş salıvermesi gibi, insanların kaçış yolları bulmaya ihtiyacı var.
AKP'nin Kürt sorunu politikasına mutlak surette karşı çıkmak kadar, sorgusuz sualsiz desteklenmesini beklemek de sorunlu. 'Keşke muhalefet de sürecin içine dahil olsa' demek Amerikalıların deyimiyle 'wishful thinking'den başka bir şey değil. Bu nedenle muhalefetin tavrı, benim gönlümden geçeni, inandığımı yansıtmasa da, şu anda gerekli.

Medya tasfiyesi
ZAMAN Gazetesi Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın 'Tasfiye edilecek gazeteciler listesi' başlıklı yazısı, yaz sıcağında konusuz kalan medya için bulunmaz malzeme oldu. Dumanlı'nın 'bilgiye dayalı gazetecilik yapmayanlar tasfiye olacak' saptamasını desteklerim. Ancak baştan Türkiye'de daha uzun süre bunun gerçekleşmeyeceğini kabullenerek!
Kaldı ki Dumanlı'nın isim vermeyip, tasfiyesini öngördüğü bazı gazeteci tiplemeleri olmasa, bence son derecede kuru, sıradan ve toplumun bazı kesimlerinin tepkilerini hiç yansıtamayan bir medya olurdu.  Çok sesli, çok renkli bir medyanın yok olmasını arzulamanın, tek tip bir medya yaratmanın neresi sevindirici bir değişim, onu anlayamadım...

Eruh'tan bildirdi
KÜRT açılımı tartışmalarının yoğunlaştığı dönemde Le Figaro'nun muhabiri Laure Marchand, PKK'nın 25 yıl önce ilk saldırısını gerçekleştirdiği Eruh'u gezdi. Gazete haberinde Eruh için 'PKK'nın Türk devletine savaş açtığı yer burasıdır. Ancak artık (Eruh) bu kanlı soruna çözüm bulmak istiyor' denildi. Gazete çeyrek yüzyılından ve 45 bin insanın ölümünden sonra Eruh'ta ilk defa sorunun çözülmesi yönünde bir umut göründüğünü de yazdı. Gazete 15 Ağustos'ta Eruh'ta DTP tarafından binlerce kişinin bir araya geleceği bir 'festival' düzenleneceğini de duyurdu. 'Bir kardeşi dağda, diğeri de cezaevinde' olduğu belirtilen Belediye Başkanı Melihan Oktay da, gazeteye  'Yeterince kan aktı. Siyasi bir yanıt bulunması zamanı geldi' açıklaması yaptı.