AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-09-08

kategori2

Çocuk nümayişinde yapacağım konuşma

Hafta sonlarında oğlanın arkadaşları kalmaya geliyor. Geçenlerde bir ara 'Odamdan çıkıp gürültüye müdahale etmeliyim' diye düşündüm. Ama sonra 'Nasıl olsa bir yararı olmaz' diye vazgeçtim.
Eğer çıksaydım onlara şöyle bir konuşma yapacaktım:
'Merhaba 4 yaşındaki, 7 yaşındaki ve 8 ile 9 yaşındaki küçük insanlar. Bir dakika vaktinizi alabilir miyim. Size çok önemli şeyler söyleyeceğim, eğer dinlerseniz sonunda size çikolata vereceğim.
Şimdi arkadaşlar biliyorum ki sizler için bir aşağıya bir yukarıya sürekli koşmak ve koşarken de bağırmak, arada bir de canhıraş şekilde haykırmak çok ama çok önemli bir şey. Bunu katiyen taviz vermeden muhakkak yapmalısınız nedense. Ve yine biliyorum ki; şu kapalı kapının ardındaki odadan hiç iş makinesi sesi gelmediğinden dolayı ve ben arada bir odadan çıkıp küfemle bir şeyler taşımadığımdan, benim o odada hiç çalışmadığımı düşünüyorsunuz. Karım da aynı şeyleri düşünüyor ve bana bunu her gün söylüyor.
Ama yanılıyorsunuz! Ben çalışıyorum orada vallahi de billahi de. Gözüm önüme aksın ki çalışıyorum be. Hatta biraz önce odadan çıkmadan önce Maurice Ravel'in sol el için konçertosu ile Wittgenstein arasında ne tür bağlantı olabilir diye düşünüp okuyordum..
(Söylevimin bu aşamasında Ravel kim, Wittgenstein kim ve ne bağlantı varmış gibi sorular gelecek. Biliyorum ben de onlara 'Susun!!! Ben konuşurken tamamen sessizlik istiyorum' diye bağırdıktan sonra devam edeceğim).
Şimdi bazıları diyecektir ki; 'Bu soruya cevap bulsan ne olur bulmasan ne olur, kimin umurunda?', haklı da olabilirler ama ben de böyleyim işte... Yapacak fazla bir şey yok. Ne okuyorsam, ne düşünüyorsam sadece sessizliğe ihtiyacım var.
Bakın siz şurada uslu sevimli fareler gibi susmuş dururken bile üst kattan çekirdek çitlenmesi sesleri geliyor. 'Çıt çıt çıt çıt...' Bu ses Çin işkencesi gibi beni delirtiyor. (Bu aşamada da oğlum bu işkenceyi daha sonra kendisine detaylı anlatmamı isteyecektir mutlaka).
Arada mutfaktan da 'Kat kat kat...' sesi geldiğini duyuyorsunuz değil mi? Değil mi ha! Ha, konuşun, hadi istenmeyince konuşursunuz istenince de susarsınız değil mi. O 'Kat kat kat...' sesini benim babam çıkarıyor tamam mı?
Son günlerde babam yeni bir adet edindi. Arada gizlice mutfağa gidiyor ve benim sabah kahvemde kullandığım esmer küp şekerlerden yiyor. 'Bunu neden yapıyorsun?' diye sorduğumda 'Çok güzelmişler' diyor. 'Peki ne olmasını bekliyordun ki be adam, yani saf şeker çiğniyorsun, bunun tadı neden kötü olsun ki, böyle bir şey mümkün mü, şekerin güzel olması bir sürpriz mi?'
Çocuklar, aslında Rana'nın ve babamın yaptığı gürültüleri fazla önemsemiyorum. Çünkü bıçak kemiğe dayanırsa daima onları öldürme opsiyonum var ama size kıyamayacağımdan korkuyorum. Gerçi beni çok zorlarsanız bunu da bilemem. Yani şimdi mutfağa gitsem, babamı boğsam, sonra da yukarıya çıkıp karımı tamamen ortadan kaldırsam çat çat çat ve kat kat kat sesleri bitecek ama siz küçük bülbüllerin çıkardığınız gürültünün çözümü bu kadar kolay değil. Bu yüzden sizden ricam mümkün olduğunca alçak sesle bağırmanız ve evin içinde sadece yürümenizdir.
Ha bir de şu var. Bu da çok önemli. Ben bazen odamın penceresini açıyorum. Pencere açıkken bana dışarıdan dört küçük insanın su tabancalarıyla aynı anda su sıkmalarını istemiyorum. Durup dururken ıslanmaktan katiyen hoşlanmam. Jet hızıyla su sıkan tabancalar canımı da yakıyor. Bu bir daha olduğu takdirde su tabancalarına pompalı tüfekle karşılık vereceğimi bilmenizi istiyorum (Bu aşamada gerçek silah lafını duyunca çocukların yüzünün parladığını ve oyunu tekrar oynamak arzusuyla dolduklarını göreceğimden eminim).
Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim. Alın size birer çikolata.
(Çikolataları alır almaz çocuklar hep bir ağızdan haykırarak kapının önüne çıktılar ve silahlarıyla penceremin önüne siperlendiler. Saldırıya geçmek için pencerenin açılmasını bekliyorlar)

Ahmet'i Ertuğrul mu giydirecek?
Spor kıyafetleriyle İstanbul'dan uçağa binen Ertuğrul Özkök ile Ahmet Hakan ihramlarını otele vardıklarında giyeceklermiş. Fotoğrafların Hürriyet'e özel kalması için bu zorunluydu tabii.
Ama benim kafama takılan bir konu var. Ahmet'in kolu kırık ve alçıda, ihramını nasıl o halinde tek eliyle giyecek, bilemiyorum. Gerçi insan gayret ettiğinde her şeyi başarabilir. Ludwig Wittgenstein'ın kardeşi Paul sağ kolu olmamasına rağmen (çocukların anlamadığı Ravel bağlantısı da burada işte) çok iyi bir piyanist olmuştu.
Ancak ben Ahmet'in İstanbul'da sadece tek elini kullanarak ihrama girme tatbikatı yapıp yapmadığını bilmiyorum ama eğer yapmadıysa bunu Arabistan'daki odasında tek başına başarması pek mümkün değil. Acaba Ertuğrul mu giydirecek onu ki. Eğer böyle bir şey olursa umarım Sebati Karakurt o anın da resmini çeker. Çünkü Ertuğrul'un Ahmet'i giydirdiği andaki fotoğraf benim merak ettiğim tek fotoğraf şu anda. Gerçi Özkök de bilmez ihrama girmenin yöntemini ama o muhakkak kendisini giydirmesi için bir uşak kiralamıştır. (Lawrence'a benzeyen bir İngiliz uşak tercih edilmeli bence). Sınıfsal meselelerde titiz olduğu için uşağını Ahmet'e ödünç vermeyeceğine de eminim. Bu durumda Ahmet hakkında endişelerimin sürüyor olması da normal değil mi?