AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-09-08

kategori2

Askerin 'makbul' gördüğü...

Bunca yılın ardından 30 Ağustos Resepsiyonu'na İstanbul'dan davetli olarak gelmek de varmış. Bu kez biz, 'Hoş geldin' mesajlarına muhatap olduk.
Zafer Bayramı kutlamaları, resepsiyon bölümü dahil, geçmiş yıllara göre çok daha görkemliydi. Tertip düzen açısından gösterilen olağanüstü özenin yanı sıra, sembolik değeri yüksek seçilmiş değişiklikler de dikkat çekiciydi. Gerçekten özel bir kutlama programı uygulandı, tam manasıyla 'moral ikmali' amaçlanmıştı.

Verilen mesajları, resepsiyon haberlerini okumuşsunuzdur, ben size biraz Merkez Orduevi izlenimlerimi aktarayım...
Resepsiyon, akşam saat 20.30'da başladı. Saat 20.00'den itibaren davetlilerin yerlerini almaları rica ediliyordu.
Orduevi bahçesinde biri 'light' olmak üzere iki sohbet konusu vardı: Her köşede 'Demokratikleşme açılımı', bir de gazeteciler arasında kim smokin giymiş, kim papyon takmış tartışması yaşanıyordu.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ile Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt hararetli bir müzakerenin içindeydiler. Beyazıt'a 'Anlaştınız mı?' diye sordum, 'Evet' dedi. 'Ne üzerine?' diye merak ettim, 'Görüşmeye devam üzerine' sözleriyle yanıt verdi. Eminim, İstanbul'daki vakıf binaları üzerindeki okulları konuşuyorlardı.

BAKANIN ROZETİ CÜNEYD ZAPSU'DAN
Dikkatimi, Devlet Bakanı Egemen Bağış'ın yakasındaki Türk Bayrağı rozeti çekti. Rozetin çok şık ve değişik bir dizaynı vardı, sordum. 'Bakan olduğum gün yurtdışındaydım. Cüneyd Zapsu tebrik edip, havaalanına gelip bu rozeti hediye etti' dedi.
O sırada yanımızda Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de vardı, sohbet koyulaştı. Egemen Bağış, AKŞAM'da yayımlanan Ömer Çelik röportajını ne kadar çok beğendiğinden bahsetti uzun uzun.
Madem söz takılardan, aksesuarlardan açıldı, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün Atatürk desenli kravatından bahsetmeden geçmeyelim.
İlk karşılaştığım kişilerden birisi Başbakan Erdoğan'dı, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu ile beraberdik. Günlerdir 'Açılım kavgalarından' yorgun olduğu gözlemlenen Erdoğan, biraz değişmeye başlayan havanın etkisiyle mi bilinmez, rahatlamış görünüyordu. O sırada Rifat Bey, Başbakan'dan bir randevu kopardı sanıyorum.

'BİZE PAŞA DEMEYİN, CUMHURİYET GENERALİYİZ'
Bir ara Orgeneral Bekir Kalyoncu ile sohbet ettik. Kendisiyle ilgili Hürriyet'te çıkan bir habere çok üzülmüş, 'Biz birbirimize paşa demeyiz. Ben Genelkurmay Başkanımıza Paşam diye hitap etmişim, olur mu öyle şey? Paşalık Osmanlı'daydı. Biz Cumhuriyet generaliyiz' dedi. Kalyoncu haklı.
İlker Başbuğ 'Paşa' ifadesini yasaklamıştı, göreve ilk geldiği günlerde. Bunu yeri geldiğinde, kendisine 'Paşam' denildiğinde sivillere de söylüyor diye duydum.
Konuşmamız ilerledikçe söz Diyarbakır'dan açıldı. Bir ara Kalyoncu'dan Kürtçe bir ifade duydum, merakımı görünce, 'Diyarbakır'da görev yaparken öğrenmiştim. Başım gözüm üstüne anlamında. Bir tek onu biliyorum' diyerek güldü.

ŞAMİL TAYYAR'IN ASLAN GÜNER'LE KARŞILAŞTIĞI AN
Bir başka köşedeyiz. Orgeneral Aslan Güner'le sohbet ediyoruz. Güner, 'İşte ne güzel, eski dostlarla bir aradayız' dedi. Star'dan Şamil Tayyar, 'Bir de ilave var, yeni bir dost' dedi, kendisini kastederek. Şamil, iki gün önce kuvvet komutanlıklarındaki devir-teslim törenlerinin ardından verilen resepsiyona davetli olmadığını yazmıştı. Başbuğ'un resepsiyonuna ise davetliydi. Bu yıl davette Hadi Özışık da smokini ve papyonuyla birlikte ilgi odağıydı. Kolay değil, internet medyasının 'kabul görmesi' için uzun zamandır mücadele veriyordu. Artık internet medyası da genelkurmayın akreditasyon listelerine girmiş oldu.

BÜROKRASİNİN ZİRVESİNDE GÜNDEM 'AÇILIM'
Davetin en ciddi iki ismi Türk bürokrasisinin zirvesindeki kişilerdi. Birisi Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, diğeri Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala. Demokratikleşme açılımını yüksek siyaset anlamında ve devlet politikası kapsamında konuştuk, tabii ki yazılmamak üzere. Efkan Ala'nın Diyarbakır tecrübesini biliyordum, meğer terörün en ateşli olduğu 1996'da da Tunceli'deymiş. O günden bu yana yaşanan değişimleri ondan dinlemek çok yararlı oldu. Elbette Mustafa İsen'le her zamanki gibi Rumeli sevdamızdan da bahsettik.

İLBER ORTAYLI'NIN BAYRAM YORUMU
Gecede en çok ilgiyi sevgili hocamız İlber Ortaylı çekti. Hoca da hayatından çok memnundu. Cumhurbaşkanı ve Başbakan ayrıldıktan, ev sahibi askerleri de tebrik ettikten sonra Hoca'yla beraber ayrıldık ve ortak ahbaplarımızın evine, kahve içmeye geçtik. Hoca, uzun yıllardır düzenlenen en iyi tören organizasyonu olduğunu söyledi. Yıllar önce ondan, 'Bu memlekette asker ve polis düşmanı olmak akıl karı değildir' sözünü duymuştum. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru, 'Askerlerin makbul gördüğü kimseler bizde maalesef azınlıkta ve marjinal kalıyorlar' cümlesini işittim. Hoca, buna çok değer verdiği Coşkun Kırca'yı örnek gösterdi, ben de rahmetli Gündüz Aktan'ı... Galiba bilge tarihçimizin bu derin cümlesi üzerinde hepimizin biraz düşünmesi gerekiyor.
NOT: Resepsiyonda en uzun sohbeti Adalet Bakanı Sadullah Ergin'le gerçekleştirdim. Bakana yargı reformu ile ilgili sorular sordum, ancak o yanıtları yarına bırakıyorum.