AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-09-08
Usta film eleştirmeni Pauline Kael 'I Lost it in the Movies' adlı kitabını yazıp, bekareti kaybetme ile sinemada kaybetme lafını ederek sözcüklerle oynadığında benim ilk aklıma gelen düşünce 'Ben de bekaretimi sinemalarda kaybettim' olmuştu.
Önceki akşam tam haber saatinde başlayan (artık haberler başlayınca ben film seyretmeye geçiyorum. Çok da mutluyum) 'Hızlı ve Ölü' filminde Sharon Stone'un güzelliğini ve seksi performansını seyrederken 'Keşke şimdi de bekaretimi kaybedebilsem' diye düşündüm.
Bu filmde öyle bacak bacak üstüne atmalar ve atarken de her şeyi göstermeler filan yok ama Sharon Stone'a 'Vahşi Batı'da silahşor olmak çok yakışmıştı. Belki de erkek öldüren kadınlar seksi oluyorlardır (femme fatale) bilemiyorum ama tek bir açık sahnesi olmayan film çok da seksiydi. Bu da benim 'Bekaretin kaybedileceği filmler' diye adlandırdığım filmlerden bir tanesiydi Sam Raimi'nin yönettiği 'Quick and the Dead'.
Bu yazı da zaten filmi seyrederken aklıma geldi ve yıllar içinde benim beynime kazınmış filmlerdeki seksi kadın imajlarını not etmeye başladım. Bu pazar günü bu notlarımı sizlerle paylaşacağım. Tabii ki bana seksi gelenin size de gelmesi gerekmiyor ama eminim ki herkesin kafasında buna benzer listeler vardır.
Bu liste benimki:
SUSAN GEORGE:
Sam Peckinpah'ın yine vahşetin diyalektiğini irdelediği bu filminde Susan George gözlerimizin önünde bir nevi umutsuz ev kadınından seksi çağıran bir vampa dönüşür. Çağırdığı seks, tecavüzcüler şeklinde gelir. Kocası Dustin Hoffman da gerekeni yapar ve hiç beklenmedik, sıradan insanların bile koruma güdüsüyle vahşete başvurabileceklerini gösterir. Susan George benim geç ergenlik dönemim aşkımdı diyebilirim.
ANGIE DICKINSON
Yaşlandıkça daha seksi olan Angie Dickinson, benim orijinal panter kadın (kendinden genç erkeklerle sevişen kadınlar) fantezimin hedefiydi. 'Dressed To Kill' filminin birkaç sahnesi için filmi defalarca seyretmiştim. Galiba erkek öldüren kadınlara benim eğilimim var. Bu da belli oldu artık. Evliliğimin gizemi de böyle açıklanabilir belki.
ANNE BANCROFT
Panter kadınlardan bahsedince 'Graduate' filminde Anne Bancroft'u da hatırlamamak da imkansız tabii. Genç adam kendinden büyük kadınla ilişkisini bitirip onun sevdiği kızıyla olmayı düşünüyordur. Bitirmek istediğini söyleyince, kadın 'Çık git' der ve genç adama bakmaya bile gerek duymadan siyah renkli çorabını giymeye başlar. Dustin Hoffman bir ara dönüp kadının çorabı giymesini seyreder ve her insanın beynini durdurabilen tutku onu da esir alır ve gidemez, kalır. Kadın sadece gülümser. Tutku üzerine düşünme ve birtakım fantezilerin yerleşme anıdır bu sahne benim için.
MARLENE DIETRICH
Tutkudan ve bunun bir erkeği düşürebileceği durumlardan bahsedince fetişistik tutkunun auteaur'u yönetmen Joseph Von Sternberg'in The Blue Angel filmini hatırlamak mecburidir. Filmde Dietrich uyukladığı anda bile seksüalite fışkıran varlığıyla Lola Lola adlı bir kabare şarkıcısını canlandırır. Fakülteden onu seyretmek için gelen profesör aşık olur.. Adam aşkı nedeniyle her şeyini, kişiliğini de dahil, kaybetmeye başlar. Ve sonunda Lola'nın 24/7 hizmetçisi olur. Filmin kritik anında Dietrich profesör hizmetçisini çağırır ve çorabını giydirmesini ister. O da diz çöküp giydirmeye başlar. Bir başka çıpasını kaybetmiş tutku ve fetişlerin kuvvetlenmesi anıydı bu sahne benim için.
FAYE DUNAWAY
Bana bir gün eğer bir şirkette yönetici olursam katiyen çalışan kadınlarla ilişki kurmamam gerektiğini öğreten film. Şebeke (Network) filminde patronu William Holden, Faye Dunaway ile sevişiyor. Kadın hiç ara vermeden sürekli konuşuyor hep işten bahsediyor. Konuşmasını hiç kesmeden arada orgazm oluyor. Dunaway'in performansı müthişti. O kadar belliydi ki bunun bir çıkar sevişmesi olduğu.