AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-09-08
İtiraf ediyorum... Önce 'defalarca yazılıp çizilmiş, anlatılmış umreyi turistlere anlatır gibi yayınlamak ne lüzumsuz bir iş' dedim... Sonra epey eğlenmeye başladım! 'Peygamber'in izindeki' iki büyük gazetecimizin Kabe'yi tavaf etmesinden bahsediyorum elbette.
'Beyaz Türkler için Umre 101' tadında takdim edilen bu rehber-yazı dizisi, ilk etapta karışık duygular uyandırıyor... Skeptik Türkler, 'Ertuğrul Özkök'ün umreye gitmesi'ni pek manidar buluyor. 40 derecelik güneşin altında bile bu konudan bahsediliyor, şahidim. Plajda Doğan grubunun soft İslam'la teması, bölünme paranoyası kadar popüler!
Dini vecibelerle pek de alakası olmadığını söylemekte beis görmeyen Ertuğrul Özkök, İslami yaşamla laik yaşam arasındaki transit bölgenin kahramanı Ahmet Hakan ve Müslüman hayatın sosyoloğu, her tartışma programının vazgeçilmez ve yorulmak bilmez konuğu Ali Bulaç, mahşerin üç atlısı misali Kabe'den bildiriyor... Bulaç bize Mekke hakkında 'background info'yu verirken, diğer ikili hem Kabe'deki kişisel gözlemleri ve faydalı bilgileri yazıyor hem de birbirlerini. Hatta daha ziyade birbirlerini diyelim! Böylece Özkök'ün 'Hocam Hz. Muhammed'in naaşı mı diyeceğiz, cesedi mi?' şeklinde bir soru sorduğunu da öğreniyoruz, Hakan'ın kırık koluyla verdiği 'nefis mücadelesi'ni de... Aman Tanrım, ihramlı fotoğrafları görmek istiyor halk, ama hayır, şimdilik açık renk tişört-pantolon ikilisiyle idare edeceğiz...
BEREKETLİ HİLALDEN ÇÖLE
Ancak kim ne derse desin, Çeşme'nin, Karadeniz'in veya Malezya gezisinin rehberi yapılabiliyorsa, umrenin de popüler bir dille anlatılmasına ihtiyaç var. Kabe'yi tavaf etmenin ABC'si kadar, etrafı şantiyeye dönen ve bu haliyle pek de ulvi duygular uyandırmayan Mekke hakkında fikir edinmek babında...
Umre 101'e küçük bir not düşelim: Mekke, 300-500 haneli bir köyken bugün çölün ortasında dev beton yığınına dönüştü. Oysa bunda şaşacak bir şey yok: Mekke, tıpkı Kudüs gibi bir zamanlar 'bereketlihilal' olarak adlandırılan bölgede yer alıyordu... Jared Diamond 'Tüfek-Mikrop-Çelik' adlı kitabında, Güney Batı Asya'da insanların MÖ 8500 yılında yiyecek üretimine geçtiklerini, eski Çağ'da buraların ormanlarla kaplı olduğunu, fakat yüzyıllar içerisinde bu toprakların had safhada sömürülmesi ve toprak kaymaları yüzünden çölleştiğini anlatır. MÖ 8500-MS 1450 tarihleri arasında yaşamış olsaydık, Avrupa'nın bugünkü egemenliğini hayal bile edemezdik! Çünkü söz konusu 10 bin yılda Avrupa, eski kıtanın en geri kalmış bölümüydü. MÖ 500'e kadar hayvanların ve bitkilerin evcilleştirilmesi, yazı, metal işleme teknolojisi, tekerlek, devlet hep 'bereketli hilal'de çıktı. MS 1000'den 1450'ye kadar bilim ve teknolojinin akış yönü İslam toplumlarından Avrupa'ya doğruydu.
Anlayacağınız üç büyük dinin 'bereketli hilal'de doğması, bugün baktığımız noktadan 'garip' görünse de hiç tesadüf değil...
YENİ YAZI DİZİSİ ÖNERİLERİ-VOLÜM 1
Hürrİyet'İn umre seferberliğinin üzerine, hem mahşerin 3 atlısına, hem de medyanın geri kalanı üzerine yeni görevler düşüyor. İşte olay yaratacak, soluk soluğa okunacak yeni yazı dizisi önerilerim:
GURUMU BULAMADIM: Özkök ve Hakan bu defa Bulaç'ı eker, yeni bir maneviyat arayışıyla Hindistan'da bir Ashram'a gider. Sabah üç buçukta kalkıp Sanskritçe ilahiler söyler, saatlerce meditasyon denemesi yaparlar... Ahmet Hakan'ın kolu muhtemelen halen kırık olacağı için yogada fena halde zorlanır... Özkök ise i-pod'unda Marilyn Manson dinler.
BEN DE UMREYE GİTTİM: Serdar Turgut, Özkök'ün peygamberin izindeki deneyimini kıskanır. O da umreye gitmek üzere yola çıkar. Fakat Cidde havaalanına indiğinde sıkılmıştır; ailesine zemzem suyu alıp geri dönmeye karar verir. Fantastik bir Mekke seyahati kaleme almaktan geri kalmaz.
KUTSALLIKTAN UZAK TOPRAKLAR: Fatih Altaylı, karşı atağa geçer ve Nihal Bengisu Karaca'yı 'Beyaz Türkler'in kalelerine yollamaya karar verir. NBK, elbette kılık değiştirmeden gittiği yerlerde başına gelen ayrımcılık öykülerini yazar.