AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-09-08
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın gururu, egoyu, kırgınlıkları elinin tersiyle bir kenara iterek CHP lideri Deniz Baykal'ı Kürt açılımı için ziyaret etme niyetini açıklamasının ardından 24 saat geçmedi ki, Baykal'dan jet yanıt geldi: 'Başbakan'ın yol arkadaşı olmayacağız!'
Böylece benim gibi haftalardır iyi niyetle 'Aman lütfen CHP de bu sürecin içinde olsun', 'Sakın sosyal demokrat taban unutulmasın' diye yazıp çizenlerin hevesi kursağında kaldı.
Ne kadar safmışım! Sanki biz İsveç, Danimarka, İngiltere ayarında bir tartışma kültürüne sahibiz! Sanki Türkiye, iktidarla muhalefetin medeni bir diyalog çerçevesinde bir araya gelebildiği, iki devlet adamının kafa kafaya ülkenin bu kanayan ulusal güvenlik sorununa çözüm arayabildikleri olgun bir demokrasi...
Nerde! İtiş kakış düzeni, polemik toplumu, kısa dönem hesaplara dayalı siyaset devam ediyor. Edecek de...
Umarım hükümet, Baykal'ın oldukça sinir bozucu sayılabilecek cevabına bakıp, Kürt açılımını topluma yayma projesinden vazgeçmez. Bu Türkiye için, birinci lig demokrasi olmakla güdük bir yarı-demokrasi kalmak; küresel güç olmakla yıllar yılı hala kendi potansiyelini değerlendiremeyen uyuyan bir dev kalmak arasında bir seçimdir.
CHP yönetimi, Avrupa Birliği sürecinde olduğu gibi, Türkiye'nin dışa açılımında olduğu gibi, Kıbrıs meselesinde olduğu gibi, tarihin neresinde durmak istediğine karar vermiştir. Durduğu yer, Onur Öymen'in belirlediği noktadır.
Ama neyse ki sol ve sosyal demokratlar, Deniz Baykal'dan ibaret değil.
Deniz Baykal'a mahkum da değil. Türkiye'de 'Baykal'a rağmen CHP' diyen, mevcut parti yönetiminin ittiği, uzaklaştırdığı, dışladığı sembol isimler var. Hükümet en azından bu isimleri sürecin içine katmak için daha çok çaba harcayabilir.
Örneğin; yakın zamana kadar adı cumhurbaşkanlığı için bile geçen Hikmet Çetin var. Hem devlet içinde üstlenmiş olduğu görevler hem de yurtdışında gördüğü itibar nedeniyle Kürt meselesinin çözümünde önemli roller üstlenebilecek bir isim.
Altan Öymen ve geçmişte CHP/SHP bünyesinde Kürt sorununun çözümü için çeşitli raporlara imza atan isimler var. Şimdi ya da geçmişte CHP'de siyaset yapmış ve kanın durmasını isteyen, Kürt sorununun çözümü konusunda hükümetten çok farklı düşünmeyen Güneydoğulu siyasetçiler var.
Bir zamanlar insan hakları ve Susurluk konusundaki çabalarıyla öne çıkan
Fikri Sağlar var. Sendikacılar var.
CHP İstanbul il Başkanı olarak son seçimde partisinin Etiler-Nişantaşı Beyaz Türk kontenjanı ötesinde gerçekten varoşlara ve halka inebileceğini, yüzde 22'nin sol için bir cam tavan olmadığını kanıtlayan Gürsel Tekin var.
Kendi bölgesi Tunceli'nin hassasiyetlerini iyi bilen, geçtiğimiz haftalarda çekinmeden DTP Milletvekili Fatma Kurtulan'la buluşan CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu var...
Var da var.
AKP tabanında Kürt sorunun çözümü için gerçek bir talep yok.
CHP ve Kürt solunda var.
O yüzden umuyorum ki hükümet Baykal'ın cevabını alıp kendi köşesine çekilmez; bu büyük toplumsal barış projesi için bir bir sosyal demokratların kapısını çalar.
Kim bilir, belki o zaman beklenmedik bir sonuç da doğar; CHP yönetiminin dışlamasıyla sinen, küsen, köşesine çekilen Türk solu, titreyip kim olduğunu hatırlar...