AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-09-08

kategori2

Peki tamamen delirmiş değilse neden böyle davranıyor ki?

Bir daha kimse bana neden böyle olduğumu, neden bu şekilde davrandığımı, neden saçma sapan yazılar yazdığımı, Twitter ana sayfamın açılışına neden Mistress Yuki'nin fotoğrafını koymayı düşünebildiğimi filan sormasın artık.
Çünkü sorun genetik olabilir. Babamı bir tanısanız, beni tamamen hoşgörürdünüz.
Aslında bu ziyaretinde babamın tamamen delirmiş olduğu hakkında yazı yazmayacaktım
Bunu nasıl olsa herkes biliyor yeni kanıtlar getirmeme gerek yok diyordum.
Ama tabii ki o yine sınırları zorladı, yepyeni absürd davranışlar sergiledi.
Ve yeni bir yazıyı hak etti.
Başta her şey sakin gidiyordu
Bir gün buğulu bakışlarla başıma dikildi ve bana bir kağıt uzattı. 'Listedeki bütün kitpları hemen istiyorum' dedi.
Üç kitap da kayıp kıta Mu ile ilgiliydi. Üçü de James Ward Church tarafından yazılmıştı. Mu kıtası hakkında bu kadar fazla kitap yazılması bence tehlikeli tür bir ruh hastalığı kanıtı ama üçünü birden okumaya kalkışmak daha da tehlikeli bir hastalığın göstergesi.
'Acelen ne baba, Mu kıtası dün kaybolmadı ya' dedim. Bana 'S......e belanı, bana yazılarındaki gibi espriler yapmaya kalkma' dedi. 'Biliyor musun ben Maya harfleriyle birden ona kadar yazmayı da biliyorum' diye ekledi.
Tımarhaneye kapatıldığında odasının duvarlarına artık Maya alfabesiyle yazılar yazardı. Bizim ailede bile gelişme olabiliyordu demek ki... Çünkü dedem tımarhanedeki odasına Türkçe yazılar yazardı, sonra Maya harfleriyle yazan kuşağa sıra geldi. Ben o odaya tıkıldığımda hangi lisanı kullanacağım acaba?
Diyecekleri bitince dışarıya bahçeye çıktı. Pencereden onun yere sabit baktığını gördüm. Saat tuttum tam 47 dakika hareketsiz ve sabit bakarak durdu.
İçeriye nedense çok mutlu geldi. 'Ben bir şey keşfettim' dedi. Ben cevabı almamak için duymazlıktan gelmeyi denedim ama olmadı, tutamadım kendimi ve 'Neyi keşfettin' diye sordum. 'Bir sümüklü böceğin bir metrelik mesafeyi yürümesi tam tamına 47 dakika sürüyor' dedi.
Bana nerede kullanacağımı bilemediğim bilgiler verilirse çok mutsuz olurum, hem mutsuz olurum hem de ajite olurum. Babamın durup dururken verdiği lüzumsuz bilgi nedeniyle hiperaktif mutsuzluk yaşadım.
Sonra Ankara'ya gidince bana bir fotoğrafını yollayacağını, onu odamın duvarına tam karşıma asmamı istedi benden. Ben de hoşluk olsun diye 'Olur' dedim.
Ankara'dan zarf geldi. Çerçeveli fotoğrafta babam masasında otururken çekene yönelik olarak terbiyesiz el işareti yaparken görülüyordu. Şimdi odamda ben sürekli olarak bana doğru işaret yapmakta olan babama bakmak zorundayım.
Bunu neden yaptı bilmiyorum. Sormaya da niyetim yok. Daha sonra bu köşede kesinlikle yayınlayacağım o fotoğrafı sizler de görün diye.
Babam daha gençken çekilmiş yani delirmesinin yaşlanması ile bir bağlantısı yokmuş. Ayrıca ben bu kadar şevkle ve konsantre olarak yapılmış olan bir el işareti de ilk kez gördüm. Gelmiş geçmiş tüm terbiyesiz el işaretlerinin en güzeli, en kalitelisi bu olmalıydı. Açtım babamı tebrik ettim, yine küfür yedim.

Ahmet Hakan'ın komplosu
Umre gezilerine takmış olduğumu bilen Ahmet Hakan bana nedense komplolar kuruyor. 'Bir deve olayı yaşadık ki, onun fotoğrafları Serdar Turgut'un eline geçse neler yazardı kimbilir' diye yazıyor örneğin.
Benim kafama 'Deve ile Özkök arasında neler yaşandı acaba' düşüncesinin düşmesi durumunda şu anda düşündüğümde beni bile ürkütebilen yazılar yazabileceğimi biliyor olmalı. Bu beni maksimum edepsizliğe iten bir tahrik olabilirdi. Hele de Hıncal Uluç'un sıpa itirafının gündemde olduğu bugünlerde beni kimse tutamazdı. Ama Ahmet Hakan'ın provokasyonuna düşmek istemediğimden konuyu şimdilik yazmıyorum.